23 Kasım 2006

cam tavan sendromu


Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir Şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar"
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.

Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı 'hayat dersi'ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar.

Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm'den fazla zıplanamaz
inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacakları nı nasıl öğrendiklerini göstermektedir.

Bu pirelerin yaşadıklarına 'cam tavan sendromu' denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir.

Yapabileceğini düşündüğü kadardır.

cümlelerim daha çok devrilmeye başladı son zamanlarda!

Daha hızlı çöker oldu,karanlık tozlu...Akşamlarına ...
Ve daha çabuk tükenmeye başladı herşey..

Daha bir donuklaştı bakışlarım..
Daha ağır ilerliyor artık Sensiz her saat...

Sonsuz her dakika...

Ve bırakmak vazgeçemediklerimi. ..
Daha derinlere inebiliyorum. .

Artık nefesimi daha uzun tutarken,
Ve daha sert vuruyorum dibe..

Cığlıklarımı daha az yutarken...
Daha da sessizleşiyorum geçen her günde...

Daha da hissizleşiyorum. .

Her daha çok Sensizleştiğimi fark ettiğimde...
Ve geçen her gün biraz daha az Sen kokuyorum.

Artık yasamak daha zor,biraz daha kutsanmış

Her geceyi ve ölüm biraz daha yakın..

Bulamadıkça aynalarda,Sende kalan beni...

Söküp atamadıkça içimden bende bıraktığın Seni...

Artık bilerek bekliyorum her henüz gelmeyişini ....

Ve daha açık seçik görüyorum daha fazla gecikişini.. .
Ve daha çok seviyorum Seni, Seni sevmeyi,

Seni çok sevmeyi, Seni daha çok sevmeyi.

Hayalin daha canlı şimdi ve gözlerin daha nemli.
Daha dayanılmaz artik Seni Sensiz sevmek.
Ve daha imkânsız cebimde kalan son Seni birakmak ve tekrar tekrar susmak...

Kokunu her uyanınca unutmak...

Ve ben artık daha pervasız ve Sen daha insafsız...
Ve ben daha yalnız... Sen daha duyarsız.
Ve ben daha umarsız... Daha savunmasız.. . Daha dermansız.
Ve Sensiz her sey daha tuzsuz tatsız ve her yer daha ıssız daha bucaksız.

__._,_.___

22 Kasım 2006

&

yaşamak cesaretlilerin işidir!


çok az insan yaşar, çoğunluk yalnızca gününü kurtarır, yaşanmamış
günlerin altında inleyen çaresiz bir köle gibi yitik bir hayatı taşır güçsüz
omuzlarında. Kendi gerçeklerimiz, kendi duygularımızdır bizi böylesine
ürküten, çatal diliyle tıslayan bir yılan görmüş tavşan gibi bizi hareketsiz
bırakan.

Ve ne kadar çok korkarsanız, korkunuz o kadar artar.

Ne kadar yaşarsanız, cesaretiniz o ölçüde bilenir.

Yaşayamıyorsanız, eğer bu başkalarından dolayı degildir.

Sizi güçsüzleştiren, sizi çaresizleştiren sizi isyanlardan alıkoyan,
değiştiremeyeceklerini kabul etmenize engel olan, değistirebileceklerinizin
üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan, sizin kendi korkunuzdur
YAŞAMAK CESARET iSTER

hayat...

Keşke Noktalama İşaretleri Kadar İnsaflı Olsaydı Parantez İçlerine
Sığdırmaya Çalıştığımız Hayat.
Her Noktanın Ardından Cümleler Kurabilseydik
Yeniden Yaşamı Virgüllerle Uzatabilseydik ,KeşkeTırnak İçine Alınmış
Hayatlarımız Olsaydı.
Ve Üç Nokta Koyabilseydik Tüm Sevgilerin Önüne.

Haydi Bul Yüreğini!


Duymuyor musun sesini? Ssssst..... Sessiz ol biraz. Kulak ver. Hala yok mu? O zaman önce yerini bulmalısın. Hayır,ben yardım edemem, sen bulmalısın; ama, tarif edebilirim. Önce tüm düşüncelerinden sıyrıl. Kendini sadece bu işe odakla. Kapat gözlerini. Bu arayışta gözlerin yardımcı olamaz sana.
Elini göğsünün üzerine koy. Biraz bekle, sakince nefes al, heyecanlanma. Simdi elini yavaşça sol tarafına götür. Hayır,aşağı doğru değil, daha yukarıda. Sol koluna doğru. Evet, iyi gidiyorsun, parmaklarının altında hisset. Bir değişiklik var mi? Elinin altında bir şeyin attığını hissediyor musun? Yanlış yerde olmalısın o zaman. Çok mu yukarılara çıktın yoksa? Biraz aşağı indir elini. Avucunu tam olarak aç. İyice yasla göğsüne. Ya şimdi? Çok hafif bişey hissettin demek. Bu güzel, doğru yolda ilerliyoruz o zaman.
Kapalı değil mi hala gözlerin? Simdi parmakların koltuk altına doğru ilerlesin. Evet, avucunun altında duruyor olmalı. Atışını hissediyorsun simdi. "Neden şimdiye kadar bulamadım " diye hayıflanma, geçmiş geçmişte kaldı. Sen bundan sonrasına bak artık.
Buldun ya yüreğini, bundan böyle hayattaki en iyi rehberin o olacak. Sesini dinlersen ve kaybetmezsen onu, sana hep doğru yolu gösterecek. Evet, bazen yanılıyor, bazen gittiği yolda tökezliyor; ama, olsun. Sen yine de dinle yüreğinin sesini. Bugüne kadar başka şeyleri dinledin de ne oldu? Hangisi mutlu etti seni? Mutlu etseydi arıyor olur muydun bugün yüreğini?
Hayat, yürekte başlıyor ve diğer bütün duygular yürekte can buluyor. Yüreğinle konuşursan eğer, yüreğinle görmeyi, yüreğinle duymayı öğrenirsen senden daha mutlusu olmayacak dünyada. Bir insanı sevmenin, aşkla bağlanmanın hazzını yaşayacaksın. Bundan daha müthiş ne olabilir ki?
İyi bak yüreğine, oraya sadece senin izin verdiklerin girsin. Hoyrattır bazıları, kendi yürekleriyle yapamadıklarını senin yüreğinle yapmaya kalkarlar. Kullanırlar. Bu yüzden iyi korumalısın. Darbelere karşı güçlendirmelisin onu. Unutma, narindir yürek, çabuk kırılır, Başkalarının yüreklerinin de çabuk kırılacağını bilmelisin, kırmamalısın. Ve bir gün, o yüreğin gerçek sahibini bulduğunda ona tertemiz, saf, duru ve sevgi dolu bir yürek sunmalısın....

öğüt


Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.

Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes
otomobil alırdı.

Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan
kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için
dikilmiş bir anıt yoktur.

Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.

Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini
söyle.

Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.

Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.

Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.

Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak
olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.

Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki
bütün gün hırladığın içindir.

Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla!
Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.

Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.

Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.

Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması
gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren
insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler
olduğunu anlarlar.

Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!

Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.

Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.

İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.

Insanin tum evrende kesin olarak duzeltebilecegi tek bir sey vardir:
Kendisi.


Aldous Huxley

18 Kasım 2006

işte öyle bir şey

yüzümü güldürür tek bakışın
içimi ısıtır
yüreğim yanar
alev olur
tek bakışın aklımı çeler
ruhumu okşar
başımı döndürür
tek bakışın gözlerimi ışığa boğar
karanlık biter
güneşi doğdurur
geceyi bitirir
aşkı yaşatır
nefes aldırır
tek bakışın....

böyle bir şey aslında seni sevmek! ama belkide sevgini hissetmek! sevgini hissedebildiğim anlarda yeşerir umutlarım! dünyam öyle güzelleşir ancak! sevginle aydınlanır sabahlarım

böyle bir şey aslında sevgini hissetmek!

hep anlatmak istemişimdir herkeze! sana ve tüm diğer insanlara! hep hakkıyla, tamamıyla, herşeyiyle anlatmak ve anlamaları olmuştur bazen hayalim! en güzel cümlelerle, en güzel aşk sözcükleriyle, ama hep yetememiştir! hep içimi taşıyamamıştır cümleler sana! eksik kalmıştır!

böyle bir şey sevgini anlatmaya çalışmak!

özlerim seni
çok ama çok fazla! yanındayken bile belki daha çok! yanında olamazkende anlatılmayacak kadar fazla! hani dersinya biraz fazla :) işte öyle..

böyle bir şey özleminle yaşamak!

birdaha dünyaya gelsem yine sen derdim
binbir sıkıntıyı sürseler önüme
görmez gözlerim
sen derdim
sen...

böyle bir şey işte seni yaşamak!
böyle bir şey işte seninle yaşamak!
böyle bir şey işte sana aşık olmak!

17 Kasım 2006

hikaye

i
İçindeki o boşluğu hiç bir zaman dolduramadım ben. Buna gücüm yetmezdi. Sense bıraktığın yerden,
benimle birlikte yeniden yaşamaya devam edebileceğini düşünüp, ömrünü tamamlamaya çalışıyordun.
O yarım kalmış, o bir daha tamamlanamayacak olan ömrünü... Ömrünü tamamlamak isterken, yaralarını sarmak istiyordun.
O peşini bırakmayan, nereye gitsen seninle birlikte gelen, hiç bir zaman kurtulamadığın yaralarını.

Şımarık bir çocuktu sevgin, Yıllardır öyle susuz öyle yalnız bırakmıştın ki onu,
yalnızca kendine sevgili olabilmiştin ancak. Kendini sevmekten yorulduğunda başka sevgilere karışmak isterdin.
Uzaklara çok uzaklara gitmek isterdin hep... Gittiğin yerlerde seni tanımadan sevsinler,
hayatındaki hiç bir ayrıntıyı bilmeden sevsinler diye... Nasıl olsa geri dönecektin yine, kalp ağrısı odana,
o sonsuz yalnızlığına... Her zaman yaptığın gibi sevgini şımartacak, ona aldığın hediyeleri gösterecektin.
Çünkü; hayat senin için tek başına yaşanılmayacak kadar zor, bir başkasını sevdirmeyecek kadar da acımasız dı.

Sana bakarken yüzünün derinliğine batardım. Yüzünden belli belirsiz anılar, yarım kalmış zamanlar, eksik sevdalar geçerdi.

Uzun uzun konuşurduk seninle, büyük bir hazla anlatırdın hayatını. Büyük bir acıyla çalkalanırdı için özlemlerini
özlerken, derin bir yalnızlıkla burkulurdu dudakların annenin ismini anarken... Susar dinlerdim seni, susar gülümserdim,
hayatla alay eder gibi birbirimize bakıp gülümserdik...Sonra durduk yerde sarılırdın bana. Bütün sevdiklerine sarılır gibi
sarılırdın. Seni böyle susuz bırakan, seni senden koparan, seni sana düşman eden geçmişine sarılır gibi sarılırdın bana...
Seni umursamayalara karşı içinde beslediğin umutsuz sevginle sarılırdın... Kısa bir süreliğine bile olsa yaşantınla
ilgili bütün bağlarını koparıp sarılırdın bana. Seni böyle anlarda sonsuz bir aşkla sevmek geçerdi içimden, büyük bir
tutkuyla sevmek... Beni duymuyor musun, bu aşk için her şeyden vazgeçebileceğimi görmüyor musun? Neden sürekli çok
yalnızım diyorsun bana? Neden sürekli bir boşluğa bakar gibi bakıyorsun. Bırak, seni sahip olduğun herşeyin uzağına iten,
bilmediğim zorunluluklarını bir kenara bırak... Hem ne olabilir ki onlar? Sana hiç bir faydası dokunmuyorsa
neden kurtulmuyorsun ki onlardan? Yanında ben varım artık. Gitme, benimle kal, bu aşkı birlikte yaşayalım, sevgim
ikimize de yeter, diye bağırmak geçerdi içimden... Yapamazdım bunu sana...

Sevgimi sana belli etmediğim zamanlarda alınganlıklarına kaçardın.
Önce yüzünü asardın, donardı gözlerindeki ışık, içten içe kızardın. Şaşırır, yaptığın şeye anlam veremezdim.
Ama anlardım; sevgini yurtsuz bir toprak gibi görürdün benimleyken. Onu sürekli şımartmamı, göklere çıkarmamı,
senin beni sahiplendiğin gibi benim de seni sonsuz bir istekle sahiplenmemi, yalnızca sana ait olmamı beklerdin.
önce öfkelenir sonra öfkeni yatıştırmamı isterdin benden. O an düşündüğüm, uğraştığım ne varsa bir kenara bırakıp
seninle ilgilenmemi isterdin. Merak ederdim hep; nerede eksik bırakılmıştın, neyi yarım yaşamıştın.

Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı... Hayatın sıkıcılığını...
Meğer sensizlikmiş benim bu hayattaki tek eksikliğim. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik,
Gecenin bir yarısı ansızın uyanıp yeter gel artık diye haykırışlarım sanaymış...

Seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken, ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken, o sarhoş edici
kokunu içime çekerken, birbirimize sırılsıklam sarılırken,
gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz
daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle
seni avutmaya çalışmaktı.

Seni özlemek, içimi kanata acıta gitmene razı olmaktı.
İçimi acıtan tuhaf, akılalmaz düşünceler içinde zor da olsa gitmeye mecbur olduğunu kendime kabullendirmek,
çocuksu duygularla Tanrı` dan hayatındaki bütün olumsuzlukları yok etmesini dilenmekti.

Kendini ateşe atıyorsun ama yanmakta istemiyorsun...
İçinde ki boşluğu dolduramadım ben. İzin vermedin ki...
Gitme bu kez...
sadece bir kez...

bir gemi


Acılar ağır ağır demir atmakta kıyıya.
poyrazlardan, tufanlardan kurtulmuş,
Soğuk hava deposunda birikmiş, ah çekişler.
ve bir güverte de uzun süre beklemiş.
Kendini gizlemiş.
Bazı balıklar leş zannetmiş,
bazıları merak etmiş sadece...
Geminin tek dileği; acıları kıyıya çekebilmekmiş
hiç bir rıhtıma güvenmemiş.
Çok kalabalık ya da ışıklı neonlardan
gözü korkmuş belki de...
Bir hiç gibi fenersiz yol almış sessizce, ama rotada hep,
Kendi rıhtımını aramış, aramış ve bulmuş...
Şimdi içinde tek bir yolcu,
uğurlayacak yolcusu olmadan
Ve bir mendil bile sallamaksızın
Ay`ın güverteye vurduğu yerde,
dinleniyor...
Belki yol alır, belki kendi rıhtımında
dinginliğin tadına bir düdük çalar, ses olsun diye...
Buradayım der gibi usulca.
evet yoktum ama buradayım

Ey hayat, EY mavi deniz, EY azgın dalgalar!
yordunuz, yoruldum, çok sustum!
ama kaybolmadım,
yolumu buldum.
Ve
buradayım, bir düdük çalar ses olsun diye...





İnsanoğlu acı çekerken,sessizdir yaralıdır...Ve sadece onda saklıdır...Acı kabuk bağlayınca, dile gelir itiraflar...Uzun bir süreçten çıkmışsındır...
Kaptanı da yolcusu da sensindir, ama ufku görmek zaman alır...
Tecrübe bir adadır oysaki; ulaşılması zamana bağlı...Adaya vardığında, dugular atıktan ibaret, kurtulma şansını zorlamasın diye canhıraç can çekişir...
Ve işte başarmışsındır...

Artık bilirsin acıları, en alasından, en sunturlusundan...Kalmamıştır şu koskaca yeryüzünde hangi kayıbın ne olduğunu?..
Hepsinle birebir yüzleşmiş;
VE
uğurlamışsındır tek tek...

Ve uğurlayamadığın bir tek sen varsındır...Ötelere gidemezsin artık...
ötesi yoktur...
Dinlenmek ve selam göndermek vardır...Artık uğraşa dursun, geride ki poyrozlar, tayfunlar...
Seni yok edemediler diye...
ve uğraşadursun;
Yeni poyrazların hükmü yok artık...Hadi en seslisinden bir düdük daha çal...

13 Kasım 2006

fırtına


Ya umutlardı eksik olan
Ya da sessizlikti
vurup giden Fırtına gibi yüregimde.
Ne kadar çok sarsılsamda
Herseye deva olan zaman
Elbet bana da deva olacak
Fırtına sonrası sessizlikte. ..

6 Kasım 2006

sen

Saat sana çeyrek var,
Bugün günlerden SEN,
Mevsim sana döndü,
Ömrün geri kalanı SEN...