28 Nisan 2006

Onuncu Mektup



Bu sana onuncu mektubum
Ve de sonuncu
Artık fark etmiyor benim için
Ne olursa olsun sonucu
Nasılsa göründü artık
İkimize ayrılığın ucu

Derler ki;
Her aşkın gökyüzünde bir meleği varmış
Bir aşk bitince o melek ağlarmış
Ve bir yıldız kendini vurup
Sonsuzluğa kayarmış
Kaldır başınıBak gökyüzüne
Şimdi bütün melekler yasta
Ve bütün yıldızlar sana "Gitme" diye yalvarmakta
SenseHala içi boş kupkuru bir inatta
BenseHala resmini çiziyorum bu son mektupta

Anlayacağın
Seninle tarihi geçmiş bir aşkı yaşadık ikimiz
Eskimiş düşlerim bir eskiciye yakışır artık
İple çektiğim temmuzları da sana bıraktım
İstersen
Göz yaşlarımı bir madalya gibi diz göğsüne giderken
Çünkü
Kapattım aşkın bütün sayfalarını artık...
Son postayı koydu sabrım yalnızlığıma
Ve son resti çekti gözlerim
Dönüşü olmayan yollarına...
Ama yine de sen üzülme
Sözüm var kendime
Bu aşkı sensiz de yaşatacağım
Olurda bir gün
Zamansız kapanırsa gözlerim
Sakın şaşırma
Sana anlatamadığım bu aşkı
Orada meleklere anlatacağım
Ve işte o gün
İki damla yaş düşecek gözlerinden biliyorum
İşte o gün
Seni de sana ağlatacağım.
Dedim ya
Bu sana onuncu mektubum
Ve de sonuncu
Artık fark etmiyor benim için
Ne olursa olsun sonucu
Sen yepyeni aşklara yolcusun artık
Ben en eski yalnızlığıma yolcu...

Alişeeee

Canım çok özledim seni valla yaa!
yokluğun çok belli oluyor! pek keyifsiz, pek neşesiz, pek sensiz buralar!
arada dinlerdinya beni
kızardın sonraaa
yapmaaa şenay üzülme şenay diyeee
şimdi bak yoksunki dinleyesin beni
iyi ol oralarda!
ve çabuk gel beni görmeye :)

27 Nisan 2006

Camdan Mesajjjjj :)))))

Muhteşem Üçlü :)

papatyammmm















papatyam derdin bana,
papatmammmm
"aşkımmmmm" larımız gibi
sıfasız olmazdı hiç bir cümle
kurulamazdı, kuraldı...
şimdi;
ne sıfatlar kaldı geriye
ne kurallar...
papatyaların üzerine yağmurlar yağıyor artık
gözlerim gibi
yüreğim gibi....

süperrrr yaaa :)

gitmeliyim...


Senin için yüreğimde bir takım hisler beslerken bir yolun başlangıcında buldum gözlerimi... Hayatın tam içinde çırpınıp dururken, kendimi birden bire o keskin çizginin dışında buldum... Ne olduğunu, neler olacağını soramadım kendimden korkarak... Kimsenin bilmediği, tarifini koyamadığı o korkak yanımı ortaya çıkaramadım bir türlü...

Sonra hayallerimin içine girmenle, hayal ve gerçek birbirine karıştı... Uykuların bitiminde başlayan hayallerle, su gibi akıp geçen zamandan haberi olmayan günlere cesaretimi bıraktım... Artık ben kendimi sana karşı bile savunmasızdım...Kanatları kopmuş bir kuş misali.. Kimin istediğini bilmeden beni ben yapan ne varsa ortalığa dağıttım... Kendinden bihaber yaşayan suskunluklarımın farkına vardım daha önce hiç anlamı yokmuş gibi sanki... Yakın zamanda peş peşe gelecek gözyaşlarımın habercilerini önceden sezemedim... Olan biten, bunalım dolu, umursanmadan geçen bir zaman yalnızca göremeyen gözlere aitti sanki..

İçimdeki bir ses senin için haykırıyor şimdi..Hadi bakalım yok ol dünyamdan... Savurabildiğin kadar, gücünün yettiği kadar uzaklara savur benden parçalarını... Bende olmayan cesarete sahipsen, yada bir cesaret bulabildiysen herhangi bir emanetçiden... Sonsuza kadar hiç geri gelmeyecekmiş gibi savur kendini... Kapat ve git gönül pencereni.. Bunu yapmalısın ki benim sevgiye ve dostluğa hiç güvenim kalmamalı artık. Asla umut etmemeliyim kurduğum hayallerin içinde bile gözlerini... Beynimin içinde dolaştırmamalıyım, yüreğimde yaşatmamalıyım artık seni. Şimdi bana acı veren her halinle, durduğun yerde olmamalısın artık... Böyle olması gerekli diyorum artık... Çünkü sevgi kırılma noktalarında boynuma sarılıp daha da derinliklere çekmemeli beni... Ben sadece sevdiğim, değer verdiğim için ve kaybedeceğimi bildiğim için ağlamak zorunda kalmamalıyım... Karanlık dolu odaların içinde sanki bütün damarlarımın içini boşaltırcasına içimdeki kanı acı mürekkep olarak kullanmamalıyım... Sona yaklaştığımı bildiğim anda acıya yeniden uyanmamalıyım. Sen artık ne yaparsan yapmalısın... Belki anlaşılmaz bir sevdanın kucağında oturup karışırsın yalan dolan bir hayata... Belki bir acının içinde doğmak istersin merak edip kahredici sızıları... Unutuluşun içine düşüp de kurtarılmamayı bekleyen bir ruhtan uzaklaşma zamanı gelmiştir artık..
Yazılanlara hiçbir anlam veremeyen kişiliğine inat bende çekip gitmeliyim gönül dünyandan... Artık sonu gelen sonsuzluğa kadar...
Bir daha hatırlanmamak üzere gitmeliyim...

Sen Uzaktın

Sen gittin gideli yıldızlara takılır gönlüm, inadıma resmini çizerler. Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, koşarım kavuşmak, koklamak, sarılmak için sana; her adım uçurum olur… ölürüm.

Her adım sen olur. Uyanırım; gözlerimden bir damla sen düşer, ağlamaklı olurum.

Gecenin karanlığı korkutur, göz yaşlarım boğar beni. Bulut bulut sen gelirsin “kurtuldum” derim… alır beni sensizliğe atarsın. Ben ağlarım. “Biraz eskitilmişte olsa senin bu sevda” gel gel de al diye çığlık atarım yıldızlar sağır olurcasına.

Sana dokunmak istediğimde uzaktaydın, uyuduğumda gecede, beklerken kayıptın. Yalan kadar doğru, gerçek kadar acı, dokunacak kadar yakın, göremediğim kadar uzaktın.

Sen uzaktın…

Sen uzaklardayken
Ben yıldızları seyrettim,
Tutam tutam ışıklarını çekip içime.

Sen uzaklardayken
Ben gidişini resmettim,
Yıldızlardan aldığım beyazlarla.
Karanlığı tuval yapıp ayrılığı yok ettim.

Sen uzaklardayken
Ben yıldızları boyadım, ölümle.
Ayrılığı soktum aralarına, anlasınlar aşk acısını diye.
Ay’ı öldürdüm, sensizliğimi hatırlatmasın diye.

Sen uzaklardayken
Ben şiirlerini okudum çatlamış fısıltılarla.
Bin kez dokundum yazamadıklarına
Anlamaya çalıştım anlatamadıklarını.

Sen uzaklardayken
Ben senli hayaller kurdum,
Kimsesiz çocuklardan çaldığım hayal tozları ile.
Yüzüne bakamadım ağlatırsın diye.

Sen uzaklardayken
Ben kaderimi parçaladım.
Yazgımızın değişmesini istedim.
Yaşanmış tüm günahları üstlenip ateşinle kavruldum.

Sen uzaklardayken
Ben göz yaşlarıma sevgimi gömdüm.
Dudaklarımdan çıkan her sözcükte hayat bulsun,
Yüreğime serpilsin diye.

Sen uzaklardayken
Ben mum ışığına resmini çizdim.
Mum gibi bu ayrılık erisin diye.

Sen uzaklardayken Ben,
beni bırakıp gittiğin yoldan hiç ayrılmadım.
Her giden otobüsün arkasından el sallayıp,
Her gelen otobüste inmeni bekledim…

Sen uzaklardayken
Ben…
Hep dönmeni bekledim.

26 Nisan 2006

Mavi Taşlı yüzüğün hikayesi....



Mavi taş,
derinlerde, kayaların içinde,
kimseler görmeden,
yaşarsın.
milyonlarca yıl sonra,
bulur biri seni,
keser bir diğeri,
alır ustanın biri (Agop)
koyar yüzüğün üstüne,
ne bilir Agop,
bu yüzüğü kimin takacağını,
taktığında,
kimbilir neler hissedeceğini?
ben bilirim,
sevgilimin gözlerine baktığımda,
ellerini tutup,
yüreğine daldığımda..
..

25 Nisan 2006

Yarın senin doğum günün....



Yarın senin doğum günün ...
Zaman, kağıt kesiği gibi değil mi?
İnce bir çizgiyle ayırıyor tenini.
Bir sızı hissediyorsun,
olmadık bir yerde rastlıyorsun,
ne olduğunu hatırlayamıyorsun,
acısına ağlamıyorsun...
Zaman çoktan geçmiş oluyor,
Kimseye nazlanamıyorsun.

Yarın senin doğum günün
Zaman, ağlamak gibi değil mi?
Sıcak bir göz yaşı gibi yüzünden akan.
Asla dokunup silemeyeceğim,
geri gönderemeyeceğim,
Saklamaya çalışsan da gözlerinden belli olan...

Yarın senin doğum günün...
Ve ben, ne yazık ki!
yaşlanmanı seyredemeyeceğim.
" üstüne titreyerek erittiğim bu sevda için
Özür dilerim" diyemeyeceğim...

Yarın senin doğum günün...
Zaman benden de alıp götürecek, engellemeyeceğim...
Koyu bir kahve gibi olacak zaman, sabah ayıltmayan,
Akşam uyutmayan.
Senin gibi olacak, kendinden asla emin olamayan.

Yarın senin doğum günün...
Sana hiçbir zaman,
"Uyuyarak hiçbir sevda büyümez,
"bak ikimizde yaşlanıyoruz" diyemeyeceğim.
Soylu sadakat yeminleri edemeyeceğim

Yarın senin doğum günün...
Bu şiir, Her şeye rağmen...
Sen ve ben yaşadıkça,
Soylu bir sadakat yemini gibi,
Bir kağıt kesiği gibi,
Yüzünden akan göz yaşı gibi,
Üstüne titreyerek erittiğim sevdana,
tuttuğum yas gibi,
Sürüp gidecek .........

İyi ki doğdun .....

dilerim ki "sevdiklerinle", mutlu yaşarsın...

24 Nisan 2006

Özür Dilerim...

Özür dilerim
saçlarım
Ne zaman canımı yaksa gidişi
Ellerimde kalırdınız

Ellerim
Yalnızlığa kızgınlığımda
Bir yumrukta duvara çarpardınız

Gözlerim
Uykusuz kalırdınız ağladıkça
Şişerdiniz, kızarırdınız, batardınız

Özür dilerim
bedenim
Yoruldunuz anılarda dolaşırken
Tenim hala zehirine tutsak

yüreğim
Hak etmeyene verdim seni
Boşuna bunca çektiğin

şiirlerim
Mürekkebinize sözde aşkı damlatmıştım
İşlemiştim satır satır

Özür dilerim
Ben
Sevildiğimi sanmıştım....

Özür dilerim
Kendimden
Bir kez geliyorsun hayata...
özür...özür...özür bana

23 Nisan 2006

bunun başlığı yokkkk... olmayacak.....


Gökyüzünün eşsiz görüntüsü kayboldu sanki yine, özlem bulutları
kapattı, aydınlık veren ısıtan sen sandığım güneşi, içinede su serpti beni
ıslatıyor, anlatmak istediği basit aslında sırıl sıklam aşık olduğumu
gösteriyor bana hep aklımda olmana rağmen gükyüzü bile unutturmuyor seni.

Bunu denizde yapardı, dalgaların üzerine deniz yıldızları ile ismini
yazar okuuu derdi gür sesiyle ama kalbinle oku ve hep sayıkla sonsuza
kadar kemiklerine yazılsın bir bulan olursa çok sevmiş desin.

Aslında doğa mı gösteriyor sana hislerimi anlamıyorum ki, içimde sana
olan özlemim ne zaman kabarsa ama kocaman olsa kararıyor gök. Ay
gizleniyor, güneş kaçıp gidiyor yerini derin bir sessizlik alıyor akarsular
balıklar için ufaktan ilerliyor ama eskisi gibi canlı değiller, yada
zaman duruyor seninleyken asla dizginleyemediğimiz zaman, yanında olduğumda
ne çabuk geçer oysaki,

Sarı saçlarını özlüyorum özellikle solmuş bir yaprak gördüğümde, içimde
kabarıyor özlemin tabi havada hemen.

Güzelliğin eşşiz işte doğada bulunmayan güzelliğin geliyor gözlerimin
önüne bir resmin var ona bakyor yanlızsam ağlıyor, değilsem sıkıyorum
kendimi. Herşeyden çok kötüsü seni her zaman özlüyor olmam bu hislerim
aslında yanımda yokken böyle ama yanımda olduğun zamanlarda da özlüyordum
ki seni, senin sevgin içimde bir hasret rüzgarlarıda estirse asla hasta
olamam sevgin koruyor beni her zaman.

Sana hep bir şey çok güzelmiş dediğinde kızardım bunu deme diye çünkü
içimdeki senden daha güzeli yok ki gerçeğinden güzel olan yaratılmış
olabilsin.

Seni seviyorum demeyi özledim sana ..!

Sezen'den nağmeler...

UNUT
Kolay olmayacak elbet üzüleceğim
Mutlaka bir iz bırakacak
Belki de çocuk gibi sana küseceğim
Seneler sonra utanarak
Dokunup birer birer sevdiğin eşyalara
Hatta belki ağlayacağım
Acı çektiğim doğru ama sen bana bakma
Ne olursa olsun seni unutacağım
Seni sevdiğimi unut sevişmelerimiz yalan
Unut beni de her yalan gibi unut
O sevgiler ki yoktular onlar ümitlerimizdi
Ne ümitler yaşlandı gel zaman git zaman
Ayrıldığımızı unut yalnızlıklar zaten yalan
Unut beni de her yalan gibi unut



Yürüyorum hasretin acının üstüne
Sığmıyorum dünyaya dar geliyor
Geceler mi uzadı bu karanlık ne
Gönlümün bayramları şenliği söndü
Seni kimler aldı kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var
Deli gözlerin gelir aklıma
Gülüşün öpüşün iç çekişin gelir


HER ŞEYİ YAK
Beni yak kendini yak her şeyi yak
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İster öp okşa istersen öldür
Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
Seni içime çektim bir nefeste
Yüreğim tutuklu göğsüm kafeste
Yanacağız ikimiz de ateşte
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk
Beni yor hasretinle sevginle yor
Sevgisizlik ayrılıktan daha zor
Dilediğin kadar acıt canımı
Yokluğun da varlığında yetmiyor
Allahım Allahım Ateşlere yürüyorum
Allahım acı ile
Aşk ile büyüyorum

22 Nisan 2006

yağmur ve hüzün bırak artık peşimi....


bu kelebeğin kanatları gibi ıslandı yüreğim yağmurla

yağmur kokusu geliyor baklonumun kapısından şimdi...
arkadan sesler,
takımım benim 4 - 0 yendi cimbomu...
bense geçtim bilgisayarım başına yazıyorum yine işte
yazıyorum hayataa...
canımı sıktılar yine
iyi olmaya çalışıyordum oysa bu günlerde
toparlamaya çalışıyordum,
kalelerime koyduğum her tuğlanın ardından bir savaş çığlığında ateş topları atıyor birileri hep!
hatayı ya o tuğlaları koymaya çalışırken,
ya da ateş toplarının üzerine yürümekle yapıyorum
bilemiyorum....
hayat ağır geliyor bazen
taşıyamıyorum ne canım var ki?
ne gücüm kaldı ki?
m f ö amcam bu sabah yağmur var istanbul'da diyor şimdi :)
bu akşam ankara'da yağmur var, benden de ona gitsin :)
yağmur hep hüzün getirir dimi
ya da ben hüzünlüyken hep yağmur yağar


yağmur ve hüzün
hüzün ve yağmur
bırak artık peşimi.....

seni sana rağmen

Seni sana rağmen yaşadım ben. Hep kaçışlarla dolu, hep eksik.. Bir yanını tamamlasam, mutlaka başka yerden açık veriyordum. Tamamlamaya uğraştıkça senin gizlerinde kaybolup gidiyordum.
Bedenine değil, ruhuna taliptim ben. Bu yüzden bu kadar zorlanıyordum. Ben bir adanın değil, bir kıtanın kaşifiyim.Yola çıkmıştım bir kere dönüşüm yoktu; ama, öyle çok duraklıyordumki, geriye dönüp baktığımda başladığım yerden bir kaç metre bile uzaklaşamadığımı fark ediyordum. Üstelik menzilin ucundaki sen, benden daha hızlı yol alıyordun, belliki kaçıyordun.

Kaç kez vazgeç dedim kendime, kaç kez o yolun kenarındaki ormana girip yok olmayı düşündüm.
Oysa nasıl coşku doluydum başlarken... gecelerimi de gündüzlerimide sana adamaya hazırdım. Hergün yeni bir yönünü öğrenip şaşıracaktım. Seninle yaşadığım hiçbirşeyin tadını unutmayacaktım. Sen ,sonbahar rüzgarında kopmuş, defne yaprağı, ben sana dal olacaktım. Hangimiz yaprak hangimiz dal karıştırıyorum artık.

Ben bu uykuları uyuyalı çok olmuştu. Şimdi aynı uykuları yeniden uyuyorum.
Acı uykusu, hüzün uykusu, kırgınlıklar var yüreğimde...
bir gece birinin bir gece diğerinin sonsuzluğunda kayboluyorum.

Bir beyaz bayrak gerekiyor bana.Bütün mevzilerini kaybetmiş bir komutanın onurunu daha fazla zedelemeden teslim olmayı bilmesi gerek. Uzun sürmez esaretim. İçimde bu yenilginin acısını yıllarca taşıyacak olsam bile bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme.

Gidiyorum....... Geride yaşanmamış zamanları bırakarak.
Sen de ürkekliğinle baş başasın...
Hep tamamlanacak değil ya, bu da böyle yarım kalsın...

20 Nisan 2006

Yıldızımdın...


Yıldızlara koymuştum senin adını,
Aslında her yıldız sendin.
Sana sarılınca bütün yıldızları kucaklardım.
Sana dokunmak koca evreni avuçlarımın arasına almak gibi birşeydi!!!
Yokluğun canımı acıtırdı parça parça olurdu yüreğim.
Kalbimin küçük parçalarını toplamaya çalışırdım yerden.
İçimde kopan fırtınaları sayamazdım.
Sessizleşir, saatlerce ayakta yanlız başıma öylece bakar dururdum.
Seni götüren yollara...
Kimseye fark ettirmezdim savaşımı.
Yokluğunla savaşmak görünmeyen bir düşmana karşı kılıç sallamak demekti.
Yorulurdum, dizlerim titrerdi, düşerdim kalkardım ama
sensizliği yenmeyi hiç başaramazdım...
büyük korkumdu sensizlik.
Korkularıyla yüzleşen o cesur insanlardan olamadım.
Çünkü sensiz olmayı yediremedim kendime...
Birkez kabullensem sanki o an gideceksin gibi gelirdi.
Oysaki olmasan bile seni yüreğimde taşırdım...
Orada olduğunu bilmek hayata tutunma gücü verirdi bana.
Korkumla yüzleştiğim anda o gücü kaybedeceğimi sanırdım.
Sonra hayaller çöreklenirdi üzerime...
Gözlerimi kapatıp dalardım.
Sonsuz bir yeşilliğin ortasında baharı yaşarken bulurdum kendimi.
Çiçek açardın, başımı döndürürdü kokun.
Öperdim seni soluğum kesilirdi.
Hafif bir yağmur başlardı
her damlası başka sevdadan süzülen o yağmurda ıslanmaktan huzur duyardım.
Bir hayalden bir hayale geçerken sabahı karşılardım.
Güneş pencereden içeri girince, gecenin tüm kasveti biterdi.
Yıldızlar bir sonraki geceye kadar çekilirdi!!!
Ama içimdeki karanlığın tek ışığı sendin...
Sen olmadan ben aydınlanamazdım.
Güneş olmasada o gün sensiz yaşanacaktı.
ÇÜNKÜ BEN SENSİZLİĞİ YAŞARKEN AĞLAMAZDIM
SADECE YILDIZLAR DÜŞERDİ GÖZLERİMDEN!!!
MySpace Layouts

...................

..................................................
Güneş taşınır giderdi bu şehirden, ben sokak lambasının altında düşen yaprakları sayardım sonbahar akşamlarında, rüzgarlar şarkım olurdu, gökyüzüne bakardım bazen yıldız kaysada bi dilek tutsam diye.. dileklerimin en baş kelimesi hep sen olurdu… sırf adını daha çok cümlelerime yerleştireyim diye kimsenin anlayamayacağı satırlar yazardım… kağıdım bitene kadar, kalemim yorulana kadar… yazardım seni............................................

19 Nisan 2006

Ay kırıldı....


ay kırıldı
narin ve ürkekti zaten
gözleri ıslak mı ıslak...
saklanırken bir buluta
parmaklarından damladı
hüzün.ağır mı ağır...
sesiz ve mağrur du zaten
kanat çırptı avucunda
yedi kata dört bucak
öyle titrek öyle ürkek
kalsaydı da hayatında
bu aşka
ömrü yetmezdi zaten....

gözlerimdeki sen


ben seni hiç ama hiç gözlerimle bitirmek istemedim...
ve gecelerin içinde, gecelerle birlikte hep seni sevdim...
ben ve gecelerim her zaman seveceğiz seni...
şimdi yanımda yoksun,
belkide hiç olmadın ve hiçte olmayacaksın...
ne sen anladın beni, nede ben seni..
aslında farklıydık biz,
ama biz birbirimiz değildik...
oysa seni düşünürken her gecenin her vaktinde...
sen yoktun yanımda..
yanımda olan ise bir sensizlik, bir özlemin..
ve bir de canımı yakan gidiş anın vardı...

cesaretin bittiği yerde esaret başlar

18 Nisan 2006

Neden?

Bilemiyorum bir türlü
neden tutkunum sana..
Neden yangınım ölesiye..
Her sabah uykudan gözlerimi açtığımda..
Neden ilk sen gelirsin aklıma..
Yaşamaktan önce, herşeyden önce..
Neden sensiz şu soğuk ellerim..
Söyle neden..
Yüreğim buz tutuyor sensiz geçen hergece..
Bir ay doğar yücelerden yüreğime..
O anda hep seni düşünürüm ben..
Adeta ay ışığı olur dolarsın yüreğime..
Duygu yüklü bir bulut geçer göklerden...
Seni bana hatırlatır, sensiz gecelerde..
Bulut, bulut yağarsın gözlerime...
Sonra ılık bir rüzgar eser..
Bir martı süzülür gönlümün derinliklerine..
Her an seni özlerim neden...
Bahar geldi bak..
Ağaçlarda bir renklilik, bir mutluluk...
Yapraklanmış dallarda şen, şakrak ötüşen kuşlar...
Benim yüreğimde bu kahır, bu hüzün neden...
Neden, bu sel gibi akan gözyaşlarım...
Bu karamsarlık neden...
Gel artık diyorum..
Gel de bir bak parıldayan gözlerimin içine...
Her şeyi anla artık sevdiğim...
Bütün bunları ben söylemeden.

17 Nisan 2006

herşey bu kadar saf ve temiz olabilseydi...

vayyy kardeşime bak beee!!!

Damarrrrrdan bir şiir var bakın burda :) sevgili dostum koymuş bloğuna, takıldım valla bende

YOKLUĞUNDA NE ATEŞLERİ HASRETİNLE YAKTIMDA
BİR SENİ YAKAMADIM, BENİ YAKTIĞIN GİBİ
ÇÖLDE SU, MAPHUSTA GÜN,
ORUÇTA EKMEK GİBİ BEKLEDİM SENİ
SENSE ARAYA KORKULAR KOYDUN...
ŞİMDİ NERDESİN DİYE SORMA
SEN ÇAĞIRDIN DA BEN GELMEDİM Mİ?

SEN VARKEN DARILMAZDIM ÇİÇEKSİZ BAHARLARA,
YAĞMURLU HAVALARA...
BU KASVETLİ AKŞAMLARA
SEN VARKEN BAKIP İÇLENMEZDİM TREN İSTASYONLARINA
OTOBÜS DURAKLARINA...
SEN VARKEN AYRILIKLARA AĞLAMAZDIM...
YIKILMAZDIM BİTEN SEVDALARIN ARDINDAN
GİDENLERE KIZMAZDIM
KALANLARA ACIMAZDIM...
SEN VARKEN BÖYLE ÜŞÜMEZDİM-TİTEMEZDİM
MASUMDUM, ÇOCUKLAR GİBİ
BÖYLE DELİRMEZDİM-KÜFERTMEZDİM...
HELE ÖLMEYİ HİÇ DÜŞÜNMEZDİM.

ŞİMDİ SORUYORUM SANA
ADI SEVDAYSA BU CEHENNEMİN
SEN YAKTINDA BEN YANMADIM MI?

ŞİMDİ UFUKTA KAYBOLDUĞUN YERE BAKIP
BİLDİĞİN BÜTÜN UYKUSUZ ŞİİRLERİ SÖYLÜYORUM
GÖZLERİM ISLAK -KİRPİKLERİM ISLAK
NİYE AĞLIYORSUN DİYE SAKIN SORMA
SEN İSTEDİN DE BEN GÜLMEDİM Mİ?

BİLİYORSUN
BÜTÜN ACILARINA "YEŞİL IŞIKLAR" YAKTIM OLMADI
BÜTÜN KORKULARINA "ARKA ÇIKTIM" OLMADI
DAĞLARA MERDİVEN DAYADIM OLMADI.
SEVDİM OLMADI- YANDIM OLMADI-TAPTIM OLMADI
ARTIK BENDEN PES BU AŞKIN BİLETİNİ İSTEDİĞİN GİBİ KES
NASILSA GİDİYORSUN BİLİYORUM GİT...
AMA ARDINDA AĞLAYAN ÇİFT GÖZ PARAMPARÇA BİR YÜREK
VE YIKILMIŞ BİR DAĞ GÖRMEK İSTEMİYORSAN
ÇEK SİLAHINI DAYA SIRTIMA
TİTRERSEM NAMERDİM...
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?

Allah Allah Allahhhhh :)
Ne anlarlar be güzelim, sevgiyi haketmeyenler!

Ne kadar doğru...



gidene kal demek
zavallılara!
kalana git demek
terbiyesizlere!
dönmeyene dön demek
acizlere!
gidene git demek
asillere yakışır!!!!
kimseye hak ettiginden fazla değer verme düşün!!!
kim üzebilir seni senden baska ??
kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen
kim mutlu edebilir seni sen hazır değilsen
kim yıpratır seni sen izin vermezsen
kim sever seni sen kendini sevmezsen??
hiçbir zaman unutma ki herşey
sende başlar
sende biter...

Veda zamanı çoktan gelmiş...


Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık,
sadece olmayacaksın.
Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda.
Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra.
İçimden olmayacak,
boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı,
artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken,
haykırabilir miyim dersin,
susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa ...?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin,
dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı.
Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim.
Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara,
uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına.
Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı,
yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.
Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı.
Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım,
sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için.
Zira yoksun.
Sanki benim hiç senim olmamış,
sanki bizi hiç yaşamamışız,
sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış
ve sonra yarım bırakmışız gibi.
Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti,
Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi...

16 Nisan 2006

canım uğur böceğim, bana da uğur getirir misin?


Bahar işte yaa...
güneş, çiçekler, böcekler, kelebekler...
bi güzellerdi ki :)
(birilerinin deyimiyle) dağ, taş, bayır gezen BEN
kelebeği yakalayamadım ama uğur böceği kurtulamadı elimden :)
uğur getircek bana anlaşma yaptık...

senden arda kalan....


gözlerimde gördüğüm hüzün koydum adını
ışığını alıp götürdüğün
mutluluğu unutturduğun
gözyaşı bıraktığın...



hüzün olsun artık senin adın....

15 Nisan 2006

Kıs-Kanç-Lık

Telefonu meşgul, chat mi yapıyor, telefonundaki bu mesaj da neyin nesi?
Psikolojideki geleneksel anlayış kıskançlığı güvensizliğe bağlar. Çoğu sevgili ise aşkın yoğunluğuna. Psikologlar kıskançlığın aşırısının ciddi bir rahatsızlık olduğunu söylüyor ama flörtçüler işin tuzu biberi diyor.
Kıskançlık ne zaman tuz, biber, ne zaman hastalık?
Bilen bilir, ya da herkes bilir; kıskançlık ürkütücüdür. Birinden şüphe duymak insanı korkutur. Bir rakibin ya da rakibenin varlığından kuşkulanır, onu kaybetmekten korkarsınız. Bunu ona itiraf da edemezsiniz. Boğazınızda konuşmanızı engelleyen kocaman bir lokma vardır, mideniz bulanır, kafanız karmakarışıktır. İleri safhalarda telefonlar dinlenir, defterler karıştırılır, bilgisayardaki kayıtlar okunur. Bir nev'i casus olunur, sevgilinin ceplerini karıştırılır. Aslında neredeyse herkesin hissettiği bu ortak bulanıklık duygusu, insan doğasının bir parçası olarak görülebilir. Tıpkı kızgınlık, öfke, umut, üzüntü gibi. Bu, hayvanların kendi alanlarını korumak için içgüdüsel olarak mücadele etmesine benzer. İnsan da "kendisine ait" birini başka birine kaptırmama kaygısındandır.

Ancak sorun, bu duygunun aşırı bir sahiplenmeyle karıştığı ve her an diken üstünde ihanet beklendiği an başlar. Kadın ya da adam, niyeyse en basit şekliyle, sevmenin güvenmeyi de kapsadığını kabul etmek istemez. Çok aşıktır; o kadar aşıktır ki sevgilisi iş arkadaşıyla yemeğe çıkamaz, sağa sola bakınamaz. İşte bu arkadaşımızda kıskançlık, insani bir duygu olmanın ötesinde, psikolojik bir sorun halini almıştır. Bu noktada, ki bu nokta kişiden kişiye çiftten çifte değişir, profesyonel bir danışmanlık yardımı almakta fayda vardır.

Son olarak, Roland Barthes'ın kıskançlığın kendi içindeki karmaşıklığını, çelişkisini ve doğallığını anlatan bir sözü var: "Kıskançlık duyduğumda dört kez acı çektim: Kıskanç olduğum için, kıskançlığım nedeniyle kendimi kınadığım için, kıskançlığımın kıskandığım insanı etkilemeyeceğini bildiğim için, bir klişeye kapıldığım için: Dışlandığım, saldırgan, deli ve bayağı olduğum için acı çekiyorum."

Güvenerek yaşayın! önce kendinize, sonra başkalarına!

Müptelayım Sana

sigaram gibisin kelimelerinden bu şarkıyı hatırlayacak kadar müneccim değilim sayın arkadaşım! şarkının adı sigarım gibisin değil Müptelayım sana! duyrulur unutanlara!

Müptelayım Sana

Sigaram gibisin
En tutkulu keyfimsin
Yanımdayken özlüyorum
Dumanın yakıyor
Kalbim hızla hızla atıyor
Ellerim seni arıyor

Müptelayım sana
Zarar versen de bana
Katlanıp acılara
Seni içime çekiyorum

Dudaklarım alışık
Ellerimle barışık
Duygularım çok karışık
Tadın kokunla geliyor
Kalbim hızla hızla atıyor
Ellerim seni arıyor

Müptelayım sana
Zarar versen de bana
Katlanıp acılara
Seni içime çekiyorum

Harun Kolçak

geride bıraktıklarımız


Hayatın bizi mecbur bıraktığı istikamette ilerlerken gözümüze takılır bazen, geride bıraktıklarımız... Yaşadıklarımız... olaylar... insanlar...

geride kalanların en değerlisi fotoğraf albümleridir çoğu zaman... Bazı insanlar sadece fotoğraf karesi olarak kalmışlardır hayatımızda... yalnızca albüme baktıkça hatırlanırlar... teğet geçen hayatlarımızın fotoğraf karesinde buluşturduklarından bazılarınınsa, isimleri bile gelmez aklımıza... bazılarınınki ise hiç unutulmamıştır, bir an bile...

Hiç bitmeyecek mutlulukları anlatır bazen fotoğraflar, beraber çıkılan yolculukların ilk adımlarını... bazen uzaklarda kalmıştır mutluluk; bir fotoğraftaki koltuğun iki ucuna oturanlar kadar...
İnsan kaybolur bazen, hayata yön verirken yaptığı tercihlerin izleri arasında dolaşırken... gençliğin verdiği enerji yavaş yavaş tükenip ilk beyazlar düştüğünde saça, tükenen zamanın hesabını yaparken tüketilen zaman eskisinden daha çok yer tutmaya başlar hayatımızda... eskiden zevk alarak yaptığımız şeyler “gazı kaçmış gazoz” tadı verir artık böyle zamanlarda... zevk aldığımız, zamanımızı harcadığımız, yaptığımız şey değildir aslında... zamanını bizimle harcayabilenlerdir... bize bu zevki tattıranlardır...
"Takvim yapraklarıyla birlikte tükenen, sevdiğimizi insanlara ayırdığımız zamandır birazda..."
Bazen elimizdeki bowling topu misali adımlarımız; yıkıverir, kukalar gibi dizilmiş hayallerimizi... top bizim elimizden çıkmıştır bir kere... “keşke” demekten başka bir şey yapılamaz böyle zamanlarda... ve büyük ihtimalle de sonsuzluğa giden sessiz geminin tek yolcusu olunacak güne kadar da yapılamayacaktır...
Ve artık ufacık şeylerle mutlu olmaya çalışır insan...
öğrenir de...
O kadar ihtiyacımız vardır ki mutlu olmaya...

ne güzel şiir di mi?

Bendeki seni uzun, uzun anlatmak istiyorum..
Elimdeki kalemimle beyaz sayfalara...
Sadece seni, beni ve yaşayamadıklarımızı..
Ve neden bir türlü biz olamadığımızı..

Biliyorum ki sen bir çocuk kalbi taşıyorsun kalbimde..
Ağlamaklı gözlerini görüyorum hep gözlerimde..
Sürekli mavi giyiyorsun hep hayallerimde..
O güzelim ayakların küçük sandaletlerde..

Sen benim unutamadığım hep hatırladığımsın..
Mazinin karanlığında elime ilk çarpansın..
Sevgisi kalbime kör bıçak gibi saplanansın..
Ve sen benim,
en çocuksu yanımsın...

çok özledimmmmmm yaaa!

14 Nisan 2006

kendine iyi bak'a taktım ben!


Bir sabah olsa binbir umutla
Güneş bile açsa.. açmaz saçma

Bir gece olsa samanyolu hatta
Yıldız bile kaysa.. kaymaz saçma

O son sözü duymak bile fazla inan
İyi niyet değil şefkat değil nereden bu dil

Kendine iyi bak deme denmez saçma
Kendime bakarım elbet sen hiç korkma
Kendine kalıyor insan eninde sonunda
Sen bize iyi bak tanrım sevdalı kullarına

Herşeyi alma bir küçük eşya
Bırak bana yeter.. yetmez saçma

Dön gel uzatma hayat bu unutma
Zaman bile dursa.. durmaz saçma

O son sözü doğru sanıp kanmam inan
İyi niyet değil gerçek değil kimden bu dil

candan erçetin

Kendine iyi bak diyip giderlere


"Kendine iyi bak" "Kendine dikkat et"
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum."
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım.
Kendine iyi bak ve beni düşünme.
Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık.
Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum."
"Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum."
Kendine iyi bak, derler ve giderler.
Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" sözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar.. *Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar* Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. *Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın* Ayrılığın kaçınılmazlıgına inandırır seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eger yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
"Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler.
"Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman.

Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin.... *Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yasanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem.. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan.
Nafile...
Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?... Sahiden..., gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
Peki o zaman...
Senin istedigin gibi olsun...
Öyleyse...Sen de "Kendine Iyi Bak."*
sen de kendine dikkat et!!!!

Aşka Dair...

Bir Aşkın içinden,
kendine sarılıp da örselenmeden,
lekelenmeden,
daha sonra pişman olacağı şeyler yapmadan çıkabilen çok az insan vardır.

Ahmet Altan

...de olsa...

yıldızım yitikse şimdi,
doğmuyorsa ve ışımıyorsa gecelerime ay,
Beni terkedip başka ufuklarda parlıyorsa,
Almıyorsa beni kucağına bir vefalı dost gibi ve gelmiyorsa beklediğim sabah.
Özlediğimde yanımda yoksan eğer, uzaklar acımasızca vuruyorsa.
Ben yine de hep seni düşlerim ışıl ışıl, seni özlerim zifiri gecelerde de olsa...

12 Nisan 2006

Doğru söze ne denir :)

Kadına en çok yaraşan
ne güzellik,
ne akıl,
ne bilgi,
ne de kültürdür.
Kadına en çok yakışan
İnce ve şuh bir zekadır...

11 Nisan 2006

süper fotograflar.....

sen gidemiyorsan ben getirmeliyim dünyayı ayaklarına :)
story 1 ve 2 müthiş! ama sesli izleyin mutlaka! başka bir dünyaya götürüyor :)
http://www.remgo.com/photos/

gökyüzüne yazdım sevgimi


sabah bulutlar göz kırptı bana,
"hadi dediler iyisin gene,
bi biz varız seni anlayan,
bi biz varız seni bilen,
yüreğini hisseden.... :)
bari biz yazalım senin yerine
biz haykıralım sevgini üzülme :)"

yazdı bulutlar sevgimi göklerine
ben yazamasam
ben söyleyemesemde.....

10 Nisan 2006

Ayrılık.....


İçimde çağıldayan herşeyin, sana doğru aktığını duyupta bunu anlatamamak; ne acı...
Oysa, seni her düşündüğümde, sesim, zamanın ve mekanın olmadığı görünmeyen ince ipeksi bir yolda ilerleyip kulaklarına akmadı mı?.. Her düşündüğümde seni, yapmam gereken sadece izlemekti. Ruhumun sana akışı, o hızlı ama bir o kadar yavaş, delice ama bir o kadar sakin, coşkuyla ama nasıl huzurlu bir çağlamaydı onların hepsi...
Hemen duyardın;
büyük kalabalıklarda, iki kişilik yalnızlıklarda, Duyardın...
Hala duyuyor musun?...
Şimdi, şu an, seninle konuşurken, ruhunda geziniyorum yine... Baktığın yerden uzaklaşan bakışlarını, o kimselere hissettirmediğin bir anlık dalgınlığı, sadece anın yakaladığı o ince sızıyı... Kapa gözlerini... Sen hep duyacak mısın beni, ben hep anlatacak mıyım; bilmiyorum... Ama, madem ayrılanlar hala sevgili, ayrılanlar hala sevdalı, bu ayrılıkta bitmeli...
Ayrılık...
Ne çok korkardık bu sözcüğe yüklenen anlamdan... Oysa şimdi anlıyorum ki, ayrılığın kendisi değil, ayrılmakmış asıl zor olan... Ayrılmayı başarana kadar yaşanılanlar, o kanatan acıtan korkulu bekleyişler... O kopuşu yaşamak, artık başka biri değil, sen olan o varlığı olduğu yerden çıkarmaya çalışmak, ağlamak git artık içimden diyebilmek, ama daha derken pişman olup hayır kal ne olur diye yalvarmak...
Ne kadar zordu...
Öyle içimdeydin ki, seni ordan çıkarmak kendimi paramparça etmek demekti...
Ayrılık...
O kanlı zafer...
Şimdi paylaştığımız işte bu... İçimizde o boşluğun büyük acısı yüzümüzde birbirimizin kanı var hala...
Canımmmm, diyorum son kez sana...
Aşkımmmmm, diyorum
Bir daha demiyeceğimdendir bu, ve belki de bir daha yazmayacağımdan.

pazartesinin sözü...


"Eğer bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, senin ona verdiğin değerden geliyordur. Onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır."

boşluklar.....


Geçecek bi tanem geçecek.
Her şeyin geçtiği gibi.
Kıyılarıma vurup duran bir deniz var içimde. Durulacağım.
" Ne anlatmalıyım sana. Yüreğim acıyor. Ellerim sıyrık içinde... Yeminlerim, asık yüzlü kararlarım, asla olmazlarım....... hiç biri kar etmedi. O, gelişi hep bilinen ama çaresiz teslim olunan kasırga gibi.
Direnmeyeceğim.
Bir idam mahkumu gibi teslim olacağım.

Kimse yok, ellerimi bırakma, düşeceğim..."

Gece kanıyor sessiz ve derinden. Yüreğim iki parça, ay gibi. Ellerim kanıyor, sar onları. Ellerim sana kanıyor, tut onları.......
tutabilirsen.
Sorularına cevap alamamayı sevmezsin ya, aslında hep cevaplarını bilmediğim sorular var hayatta. Durmadan onları soruyorsun. Oysa konuşacak ne çok şey var. Şu huzursuz insan kalbinin sukun bulduğu cennet bahçelerinden söz etmek isterdim mesela. Kalbim sakinleşirdi belki. Sonra masallardaki peri kızlarından bahsetmedik. Hani hep bir sırları vardır da söylerlerse bir güvercin olup uçup giderler. Gülüyorsun içinden, "Peri kızı mı sanıyor bu kendini?", diyorsun. Biliyorum.
Ama sen bilmiyorsun...
Hayat; benim için boşlukları doldurabilme becerisi

seni koklamak için, içimdesin

Sığdıramadığım her duygu;
iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli...
O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,,
ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!..
Toparlayamıyorum zihnimi...
Seni özlüyorum;
Seni koklamak için...
İçimdesin!

Yolunda öleceklere :)

Ağır ağır giden karıncaya sormuşlar :
Nereye gidiyorsun?
Uzaktaki sevdama demiş karınca...
Bu ayaklarla zor gidersin demişler!
"Olsun" demiş karınca,
Ona varamasam da;
YOLUNDA ÖLÜRÜM...!! :)

8 Nisan 2006

parçalandım....

yaprak dökümü

İçimde derin sessiz ve dipsiz bir kuyu var!... Gün geceye teslim olduğunda, Sehere hüzün çöktüğünde ,
Mutluluk alıp başını gittiğinde Soruyorum kendime ''Hayattaki Değerin ne?'' diye
Kapanınca gözlerim yürüdüğüm yolun zorluğu ve Yalnızlığım geliyor aklıma!...
Yalnızlık korkutuyor önce Sonra tenimi sonbaharın o ılık damlaları sarıyor.
Her damla ayrı bir dost oluyor!... Yağmurla birlikte üşüyorum!...
Hayat bana benim ona verdiklerimi sunuyor şimdi bana ''bana değer veriyor''
Öyle olmasa yanımda olmazdı öyle olmasa bana gülümsediğini hissedemezdim!...
An geliyor öyle bir fırtına esiyor ki yüreğimde hayat bile dindiremiyor!...
Sonra o yaprak dökümü baş gösteriyor içimde Gönlüm yine Sonbaharını yaşıyor
Değer verdiğim yapraklar savrulup gidiyor bilinmezlikler denizine doğru...
Artık içimdeki ağacın yaprakları yeşeremez çünkü orda artık Dipsiz bir kuyu var !...
Ben ise Başkalarının içlerindeki ağaçlardan dökülen sarı yaprağım...

sağ yanım tutmuyor

7 Nisan 2006

sona koyulamayan nokta

Hayalleri var insanların.
Kimisi ne istediğini bilen, kimisi bilmeyen.
Kimisi sevdiği için kurar hayalleri; kimisi hayal kurar, yıkmak için hayalleri.

Sevgileri var insanların.
Kimisi ne sevdiğini bilen, kimisi bilmeyen.
Kimisi sever birilerini, sevgi nedir bildiği için; kimisi birilerine sevdiğini söyler, yıkmak için sevgileri.

Hayaller ve sevgiler…
Bazen biri birinden ayrılmayan ikili, bazen biri birinin panzehiri. Sevgililer hayal kurmayı sever aslında masumca.
Çoğu zaman olmadık hayaller yıkar sevgileri acımasızca.
Bazıları bilir hayaller gerçek değildir.
Bazıları farkında değildir;
hayal nedir,
gerçek nedir?
Sevmeyi oyun zanneden ve her seferinde kaybeden aşk garibesi insanlar. Hiç sevmeyi öğrenemeyecek garip kalplere çobanlık yapan insanlar… “Kırılan kalpler, yıkılan umutlar… Ne önemi var sanki? Bir oyunun bitişi, başka bir oyunun başlangıcı değil mi yani?”
Felsefesi bu ve buna yakın insanlar tanıdım.
Bazısı ne yaptığının farkında değil; bazısının, yıkılan sevgiler umurunda değil.

“Bir dünya istiyorum…..içinde şunlar şunlar olsun…” diye cümleler kurmayacağım bu satırlarda. Nasıl olsa yalan limitini dolduracak bir aşk çocuğu her asırda olacak. Nasıl olsa her şehirde bir ayrılık türküsü yakan bulunacak. Birileri ağlayacak, birileri aldatacak. Birileri bu satırlarda okuduğu bu mektubu, yazı algılayacak. Ve bu mektubun sahipleri bir anlığına olsun donup kalacak. Birileri “Ankara’da aşk başkadır” şarkıları mırıldanacak. Kimi öfkesini yutacak, kimi pişmanlık duyacak. Ve bu cümlelerin sonuna, sonu olmadığı için bir nokta hiçbir zaman konmayacak

6 Nisan 2006

çünkü.....

..........................................................................
Her gözyaşım ayrı bir umudu doğurdu...
Beceremedik iki hayatı bir yapmayı.
Gözardı ettim herşeyi, ihaneti, gururu. yüreğimden kopan parçaları kendi başına bir yürek yaptım onlar da ismini sayıklayarak kalabiliyor hayatta.
Kaçtım her yerden kaçtığım yerlerde seni bulma umuduyla....
En mutlu anlarımda bile içimdeki buruk gölge sen oldun.
soğuk havalarda bile serinleme ihtiyacı hissettim o ücra köşemde...
çünkü yanıyordum ,
özlüyordum
çünkü seviyordum...

var mı bunun kadar tatlı bir bebek :)

benim kırgınlığım aşk'a

Biliyorum konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum... Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda... Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olamadım gurursuzluğuma umutlu hasretine... Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor... Bir çocuk gibi isteklerimi bastıramıyorum... Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum... Bende olan seni, hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum... İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum! Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı... Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında... Isınabilmek için onlara sarılıyorum... Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeyeçalışıyorum... Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı... Belki de görmeyi istemek gerekiyordu... Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini!
Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma... Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş itiraf etti sonunda... Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil... Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum... Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor... her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi... Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda değilsin ki? Gözyaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana... Gittin! Belki de hiç gelmemiştin ben, geldiğini sandım... Ayak uyduramadım yorgunluğuna... Dudaklarına düşlerindeki öpüşü konduramadım... Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın; dokunuşlarında kendini bulan... Ama! En çok da imkânsızın oldum... Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum... İnanamadığın, Yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum, sessizce boşalan gözyaşların, birikmişliğin oldum... Yüreğindeki kadın ben olmak isterken yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum... Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve her şeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum... Söylesene ben gerçekten senin neyin oldum?
Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim... Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda sadece bir mevsim yaşananama bir ömür gibi gelen aşk... Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini,öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum... Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...
Gittin!
Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi... Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni asıl acı olan, canımı acıtan unutulmak... Söylesene unutulmak kime yakışıyor? Unutan sen olsan da sana bile yakışmıyor ... Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... Görüyorsun işte, aşk'a ve sana ihanet etmiyorum benim kırgınlığım aşk'a...
Sen üstüne alındın...

Ben eylül sen haziran...

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar

Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

Benim Dünyammmm....

Yüzüm yine sana dönük ama baktığım sen değilsin artık!

4 Nisan 2006

birbirini anlamayan

En uzak mesafe
ne Afrika’dır
ne Çin,
ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe

iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan

Can Yücel

Aşkı utandırmak!

Verilen sözler nerde, edilen yeminler, onsuz geçemeyecek olan günlerin hesabı nerde? insan çok mu kaptırıyor bu oyuna kendini yoksa oyun mu onu içine alıyor fark etmeden?. Hayatını ona göre yorumluyor, onun bakışına göre anlam veriyor, onun sesine göre değer biçiyorsun. Diyorsun ki o olmadan olmaz, onun varlığını hissetmeden yaşanmaz bu mavilik bu yeşillik bu bahar.. Ama bakıyorsun ki senin birçok anlam yüklediğin, hayatının merkezine hesapsız karşılıksız koyduğun sevgili bi anda çekip gitmiş... Nedensiz, habersiz.. Hala sevebilir misin, yada hala inanabilir misin? olmayan sevgiliyi inatla beklemek; UTANDIRMAKTIR AŞKI....

Steve Goodier / "Bir Dakika Hayatinizi Değiştirebilir"


Tanrıdan Gururumu yok etmesini istedim.
Tanrı "Hayır.” Dedi Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, Senin bırakabileceğin bir şeydir." dedi.

Tanrıdan Sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim.
Tanrı "Hayır, Dedi Onun ruhu sağlam, Vücut o kadar önemli değil, O geçici bir şeydir." dedi.

Tanrıdan Bana sabır vermesini istedim.
Tanrı "Hayır, dediSabır büyük acılar çekilerek Öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir." dedi.

Tanrıdan Beni mutlu etmesini istedim.
Tanrı, "Hayır, dedi Ben sadece nimetlerimi sunarım, Mutlu olmak sana bağlı." dedi.

Tanrıdan Beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim.
Tanrı "Hayır, dedi Çektiğin acılar günlük kaygılarının Önemsizliğini anlamanı, Onlardan uzaklaşmanı ve Bana daha çok yaklaşmanı sağlar." dedi.

Tanrıdan Ruhumu olgunlaştırmasını istedim.
Tanrı "Hayır, dedi Kendi kendine olgunlaşmalısın, Ama meyvelerini alman için Yârdim edeceğimden emin Olabilirsin." dedi.

Tanrıdan Hayatı sevmemi sağlayacak Her şeyi istedim.
Tanrı, "Hayır, dedi Ben sana hayati vereceğim, Böylece hayata dair her şeye Ancak sen sahip olabilirsin." dedi.

Tanrıdan, Tanrıya Duyduğum sevgiyi, Başkalarına da duyabilmeyi istedim.
Tanrı söyle dedi: "Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin." Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya Hep "ver bana..." ile biten dualar eder, Olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla..." Diye bitirir dualarını...

1 Nisan 2006

çok zor....

Ne zor
senden uzakta hasretinle bedenimi sarsarken
Her an yanındaymış edasıyla konuşmaya çalışmak…
Senin adına senden fazla endişelenmelerimi,
Senden çok yaralanışlarımı sessiz saatlerde yaşamak…
Ne zor hayatı senden uzakta göğüslemek,
Yanından ayrılmak istemeyişlerimi sana sezdirmeden,
Yüreğimin acıyan yanlarını sana bıraktığımı göstermeden,
Oluk oluk akan yaşlarımı bildirmeden,
Hoşça kal yine görüşürüz deyip gitmek…
Ne zor seni sensiz senden uzakta yaşamak…
ÇOK ZOR....

Sevgili iş arkadaşımız bülo askere gidiyooooooo :( onun anısına...