18 Aralık 2007

AĞLIYORMUŞSUN



Ben hep,..
en çok sevdiği olmak isterdim en çok sevdiğimin..
bu..
hiç olmadı.
Ki..okumaya başladığımdan
akşam güneşine kadar
dünkü gurup vaktinin..

Ben,..
ilk benim adım anılsın istedim hep
sevdaya dair..
bu..
hiç olmadı
o en çok sevdiğimin haberi bile olmadan
sessizce ağladığım günler hatrına.

Yağmur dolusu aysız geceler saldırdı sokaklarımıza
haberin olsun
bil diye söylüyorum
arkadaşız diye dertleniyorum canımın içi
seni bilmiyorum.. ama o..
beni bırakıp gitmişti buralardan
ve öyle çok şımarık fırtınalar kaldı ki burda
başaramadım hiç ben o ayrılık acılarına gülmeye
ve hızla yarışan bulutların altında
kaç fahrenayt ısıysa bilmiyorum
gece üşüdü..
ben,.
ben çok yandım canımın içi
üşüyüp siyahlaştıkça gece
İlk sen
ama daha çok O aklıma geldi
Çünkü Özlemi paylaştık biliyorsun çok acı


Ben,..
en çok sevdiği,olmak isterdim en çok sevdiğimin
sordum...Yeni sordum
gerçekten bak....
Sordum,
hüznümü alabildiğince saklayan o
aysız ve yağmurlar dolusu karanlık geceye seni
biliyormuş
Oralarda bırakıp gitmiş en çok sevdiğin
Şimdi beni hatırlayıp

AĞLIYORMUŞSUN. ..

Mevlana'dan


Kör cehalet çirkefleştirir insanları !
Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabım var...
Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye...

1 Aralık 2007

yorgunum

çekip gitmek istiyorum

hiç arkama bakmadan

silmek kalbimi, beynimi, benliğimi

eski acılardan uzak

sıfırdan açmak gözlerimi hayata...



birazcık huzur hep aradığım

her aradığımda biraz daha acıtıldığım

hüzünlü bir hayat bu

ne anladığım ne de anlaşıldığım....

yine mi.....


hayatta en acı şey sevdiğin insanın seni anlamamasıymış....

anlamadan anlamaya çalışmadan yargılamasıymış

hayatın en acı anı boşuna bir çabayı yaşamakmış

26 Kasım 2007

süper yaa :))))))))))))))))))))))))))


Bir kuruyemis tabagi kalabalik bir grubun onune geldigi zamansirasiyla once antepfistiklari, ardindan bademler, sonra findiklargider. En sona beyaz ve sari leblebiler kalir.Eger belli bir yasa kadar evlenmemissen de durum farkli olmaz. Yakalan leblebiler ve aycekirdekleri ile idare edersin, ya da olur a birfistik bulurum diye tabagi karistirir durursun..*

16 Kasım 2007

hüzne torpil...



sakin bir ruhum olsun isterdim
uysal, sıkıntısız, huzurlu...
dur dediğimde durdurmak isterdim içimdeki öfkeyi, sevinci, hüznü, üzüntüyü
yaşa dediğimde yaşatmak
çok acımamak
çok acıtmamak...

sıradan olmak isterdim bu günlerde
etliye sütlüye karışmadan
öyle bi köşede yaşamak isterdim
herkez gibi olmak isterdim bu günlerde
herşeye gülüp geçebilmek...

hep sıkıntımı anlatıyorum paylaşıyorum seninle değilmi benim her kahrımı çeken hüzünlü cümlelerim...
hep isyan ediyorum size
hep kızıgınlığımı sizinle dile getiriyorum acıta acıta
mutluluğum mu yok?
mutluluğu mu paylaşmayı bilmiyorum yoksa?
bilmiyorum....

belki hüznü çok derin yaşadığımdandır bunlar,
belki hayatı fazla ciddiye aldığımdandır
belki her olayı içimde acıta acıta yaşattığımdandır
oysa eksik olan bişey var demekki...
hüzne torpilim var benim
mutluluğu böylesine içten yaşamayı öğrenmemişim
ki
sana anlatamamışım.....

!


ya ben anlatamıyorum...

ya insanlar işlerine geldiklerini anlıyorlar....

12 Ekim 2007

hayat

Bir şarkıysa yaşamak hiç susmadan şarkı söylemek isterim...
Alabora olmuş bir teknede suların ortasında mücadele etmekse,
ve yüzmekse hiç umutsuzluğa kapılmadan... . ve yılmadan çevrende dolanan köpekbalıklarına .. yüzerim....
Avuç içi kadar bir toprakta yeşertmekse bir filizi hayat... gerekirse
gözyaşlarımla sular yine yeşertirim... . zaman zaman belki bir lokma ekmek dahi bulamamaksa. . sorun değil bir serçe olur sokaktaki kırıntıları kekerim....
Başını sokacak bir baraka dahi bulamamaksa , ben sokak lambaları altındada beklerim..
Çalışmaksa yaşamak, hiç bişey olmasa küfe taşırım sırtımda, gerekirse yükümden iki büklüm eğilirim...
Şiirler yazmaksa her türlü cilvesine edasına, yazarım,tren vagonları gibi arka arkaya,mısraları n en güzelini dizerim...
Eğer şanslıysam ve bulmuşsam bir lokma bir hırka, şükrederim...
Varlık içinde olmaksa hayat , dilediğini dilediğin anda yapabilecek güçse , gücümü olmayanlarla paylasirim.. paylastikca artar bilirim.. ve Tanrımdan bir zamanlar ac olduğum zamanları unutmamayı, hiç aç olmadıysamda kalabileceğim düşüncesini aklımdan çıkarmamayı dilerim..
İyi zamanlar ise hayat gülerim söylerim, dozunda sevinirim...
Ama kötü zamanlar ise, bağrına saplanmış bir hançer gibi ve kan sızan kıpkırmızı,daha çok güler daha çok söylerim.. Sabır dilerim, dert gelmişse dermanda gelir bir vakit bilirim..
Sağlıklı olmaksa hayat kıymetini bilmeye çalışır, hastalıksa gık demeden çekerim...
Ey hayat !
Sen her ne olursan ol , nasıl olursan ol, bana nasıl gelirsen gel.. benseni yine de can-ı gönülden severim...

5 Ekim 2007

:(

ne kötü şey;
aynı şeylere birlikte önem vermememiz :(

?


İçimi sergileyecek bir vitrinim olmadı hiç.
Bir seyyar satıcı kılığında sevdim seni hep.
Bu yüzden şehrin tüm caddeleri bilir aşkımı.
Seni mahalle aralarına bağırdım.
Kirli peştamalım anılarıma sığınak ,
Papatya desenli tezgahım hayatımın iskeleti.
Seni ,kimsesiz çocuklara bağırdım.
Cuma günleri Pazar yerine,
Akşamları lüks semtlere.
Gece gündüz çalışıp,
Kurtaracaktım güya icrada olan aşkımızı ya !
Nafile...iki zabıta el koydu tezgahıma.
Son taksitinle birlikte sen de gittin.
....
şimdi bir şaşkın kılığında seviyorum seni.
Ve şehrin tüm şaşkınları biliyor aşkımı.

3 Ekim 2007

vurdum dibe!


bazen o kadar yoğun yaşıyorumki içimde beni yerden yere vuran duygularımı

dökemiyorum kelimelere

anlatamıyorum tek dostum olan sana bile...

kocaman bir yumruk olup oturuyor göğsüme

yutkunsam yüreğime gidip durduracak sanki yaşamı

yutkunmasam nefessizlikten öleceğim

hani ne yapacağını bilemezya insan bazen,

hani hep kafanda sana durmanadan birbirinden çelişkili acıları anlatır dururya o bilmediğin ses

hani kalırsınya tek başına

hani kimse anlamazya seni o zamanlarda

hani umudun biterya bazen

öyle zamanlar işte yine....

dillendiremediğin bile...

?

nerde canından can bilinen sevdalar?

en dayanılmaz acıların sadece ayrıyken çekildiği,

akan gözyaşlarının; sevdan, özlemin, yangının için toprakları beslediği,

sen ağlarken seninle ağlayan

gülerken seninle gülen

acını seninle paylaşan,

lokmasını candan önce canana veren,

yürek dolusu seven

yürek dolusu hissettiren

yürek dolusu yaşatan


nerde canından can bilinen sevdalar?

nerde?

Hayyam'dan

Durmadan kurulup dağılan bu yerde
Hiç bir dost arama.
Güvenilir bir sığınak, hiç! ..

Bırak acı yüreğinde konaklasın
Olmaza çare arama...
Kimse sana gülmeden sen acıya gülümse,
Yaşamana bak!

Ömer Hayyam

2 Ekim 2007

tüketmek için bunca çabana şaşıyorum....

MutLuLuk kaf daqının ardında da biz adresimi $a$ırıyoruz?
EbabiL ku$unun aqzında da ku$un kanadını mı kırdık, onu yaraLı mı unuttuk? Saramadık mı sevqimizin kanayan yarasını?
Daha ne kadar bo$ voLtaLarLa qidip qeLebiLirim ki o esarete..
qözLerimdeki perdeyi kaLdırmak icin neyi bekLiyorum..
Sevqimi dibine dek tüketip, kendinden nefret etmek mi sana qerekLi oLan..
Ancak böyLe mi mutLu oLacaqım bireyseL ya$amımda?
Her$eyi sonsuza dek konu$mak icin, o son ya da sonsuz cümLeLeri kurmak icin daha ne kadar susacaqım?
Bu bir cıqLık sevqiLi, her qün avaz avaz sustuqum, her qün doya doya yandıqım bir cıqLık!
Ne zaman cıkaracaqım kuLaqımdaki pamukLarı?
Tükeniyorum sevqiLi, hayatı tüketiyorum..
A$kı bozuk para qibi nasıL da umarsızca carcabuk harcıyorsun deqiL mi, hüznü bir cocuk qibi nasıL da özenLe suLayıp büyütüyorsun..
$a$ırıyorum sevqiLi, $a$ırıyorum..
BöyLe severken, o insanLarın mumLa aradıqı $eyi buLmu$ken, yaratmı$ken, yoketmek icin bunca cabana $a$ırıyorum..

1 Ekim 2007

sizden içeri biri.....????

Hayatınızda böyle biri var mı?..

Sizi sizin kadar tanıdığının farkında olmayan ama tanıyan biri ;

Sizi düşünen, Düşünmeyi öğrenmiş , sakin ama bir o kadar da deli; ne yaparsa yapsın deliler gibi kızıp da sevmeden edemediğiniz biri…

Size sizi anlatmayı seven ve sizin için çok şey başarmaya hazır biri;

Bazen biraz fazla konuştuğundan dert yandığınız ancak ne söylediğini bildiğinden hep ama hep emin olduğunuz
Size sizi anlatmayı seven, sizin için çok şey başarmaya hazır biri;
Bazen biraz fazla konuştuğundan yakındığınız , ama ne söylediğini bildiğinden hep emin olduğunuz,sizi tanıdığı kadar kendini ve hayatı da tanıyan biri;
yalnızca kendinize anlatabildiğiniz sırlarınızı anlatmaktan çekinmediğiniz, bazen düşüncelerine şiddetle ihtiyaç duyduğunuz biri,

Hiç sebep yokken tartıştığınız, bazen bilerek de kırdığınız ; söylemek istediklerinizin tam tersini söylediğiniz ve size de aynı şeyi yapan ve ikinizin de bunu bilerek yaptığını bilen biri…

“Sen beni tanımıyorsun ki” lerle başlayan cümleler kurduğunuz ama bir bakışınızla ne dediğinizi yada ne dediğini anlayabildiğiniz biri;

Onca tanışmışlığınıza rağmen yan yana geldiğiniz de yüzüne bakamadığınız yada kelimeleri bir araya getiremediğiniz biri…

Özleminizi, sevginizi gösteremediğiniz tam gösterecekken yutkunduğunuz, nedensizce korktuğunuz biri;

Sabahın üçünde ''ayıp olur mu?'' diye endişelenmeden arayabildiğiniz biri;

Sonra aramalardan bunalıp da keşke şu an yanı başımda olsaydı dediğiniz, yanında uyumak istediğiniz ama hiçbir zaman söyleyemediğiniz biri,

Kaleminiz,kağı dınız,aynanı z,saatiniz, bazen gölgeniz , olan biri;
ve bazen vicdanınız,

Eh, bazen de haksızlık etiğiniz için,vicdan azabınız olan biri...

Hiçbirşeyimsin deyip de her şeyiniz olan tek şey olan biri…

Sizin içinizde taşıdığınız SİZDEN İÇERİ BİRİ….???
hayatınızda böyle biri...
var mı?..
varsa, ne yapın edin ama kıymetini bilin….


hayatta böyle biri var mı ki.....?????????????

26 Eylül 2007

günaydın....

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama


Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

Çek kızarmış ekmek kokusunu içine

Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,

hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil, şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

med cezir


Gelgitlerini seyrediyor yüreğim
Durmadan tökezlemeni
İçimden sana tutunmak geliyor o zaman
Yani seninle ayağa kalkmak
Yani benimle ayağa kalkmanı seyretmek
Anlamsızlığa çare bulmak değil mi bu

Adına aşk dediğimiz kaç heyecan nöbeti yaşadık
Ve dinen her fırtınanın ertesinde
Bakakalmadık mı bitiyor mu diye
Biraz endişe ve biraz şaşkınlıkla
Birbirimizin bakışlarındaki ışıkla yüreklenmedik mi sonra
Adına sonsuz denen ne varsa
İşte tam o anda anlamını yeniden yazmadık mı

Bitebilecek şeylerden korkmamaktır aşk
Hesap kitaba uymuyor arzular
Bende tükeneceğin hiç aklıma gelmedi
Belki bu yüzden sana tutulmam
Her geçen gün biraz daha fazla
Daha az korkuyor insan o zaman
Ve daha çok istiyor alışmayı

Ben şimdiye kadar hiçbirşeyden korkmadım
Senin hüzünlenmenden korktuğum kadar
Gözyaşlarını silmek zorunda kalmak
Yani hüzünlerin en derinine boğulmak
Yangın yerine dönmesidir ruhumun
Senin gülümsemen yoksa neden ki yaşamak
Varlığımın hiç bir işe yaramadığını anlamaktır bu
Ya da bir gülümsemenle
Yaratılış kadar sonsuz olabileceğimi hissedebilmektir seninle

Bakışındaki ateşle yanmayı beklemek
Bir düş kadar renkli
Ve ölümü beklemek kadar ağır
Ne yaşanacaksa çağır evrenin gizemli yıldızlarından
Beklemek geceye ışığı öğretmek kadar zor
Gidişleri bitir o zaman
Sadece gel
Gelişlerinle nefeslendir ruhumu

25 Eylül 2007

gittin

Görmediğimden değil,

Yanımda olsan yine özlerdim...
Ve bil ki! bu kadar sevmem senden değil,
Gitsen benden,
Ben gidişini bile severim.
Aramızda hep aynı fark,


Sen gitmeyi bilirsin...!
Ben sevmeyi...!


Kimseye soramıyorum seni.
Kirlenme diye hiç öpmedim ya!
Belki başkasını seversin diye,
Hiç söylemedim sana sevdiğimi.
Bilmiyorsun, boğazımda düğümsün.
Yutkunsam gideceksin,
Yutkunmasam, ölürüm.

En mutlu anlarımda bir dert içimde,
Gülsem kahkaham sırıtır tebessümlerin içinde,
Anlatsam derdimi anlatamam ki...!
Herkesin güldüğünü bilmek kolay ama,
Kimsenin ıslanmadı ki gözleri benim kadar.

Akşamın matem rengine büründüğü sattelerde,
Gökyüzündeki kandiller tek tek yanmaya başladığında,
İçimde sessiz bir çığlık,
Özlemeyi özledim, özlemeye değer ne kaldıysa...
Boşluğunu dolduramaz demiştim giderken,
Gelme...!

Sana bol gelecek artık bu aşk.
Düşün ki esmeye hakkı olmayan bir bahar meltemiydi bizimki.
Yüreğimize sadece eli değdi,
Değdi ve geçti...
Sen benim kalbimi parçalardında,
Yinede ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını.
Sırf ayaklarına batmasın die...!

Bir sönüşe sığmadım sönmedim.
Bir gidişe sığmadım gitmedim.
Öyle korkunçtu ki sesi sessizliğin,
Bir haykırışa sığmadım.
Sustum...!
Gelmeni bekledim, gönlümün boş koridorlarında
Gelmedin...!
Sen gitmeyi bilirsin...!
Ben sevmeyi...!

Umutlarımın boynu bükük şimdi.
Gelme...
Alıştım yokluğuna.
Gittin...
Ben ardından sadece baktım.
Oysa söyleyecek o kadar şeyim vardı ki!
Gidersen iyiye dair ne varsa içimde,
Yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş,
Ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi,
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim.

Diyecektim sana,
Konuşamadım.
Yüreğim ıslaktır benim, kuytularda ağlamaktan.
Ve hafif uçuktur rengi,
Kurusun diye kaç kez, güneşe asılmaktan her kıtada.

Gün penceremde gecenin siyahını eritirken,
Ben uyumamış gözlerimle sensizliğimi biriktiriyorum.
Kaç sitem,
Kaç boşvermişlik indiriyorum yüreğime.
Öyle çok konuşacaktım ki...!
Anla o kadar sustum işte...
Geldiğin gün ancak o zaman anlayacaksın,
Beklendiğini,
Ve ancak o zaman anlayacaksın geciktiğini.. .!

Uzağında kaldım herşeyin,
Senin sevginin uzağında.
Direnemedim sensizliğe,
Kahırla isyanla geçti her günüm.
Alıkoydu herşeyimi sensizlik nöbetleri.
Bakma öyle birşey olmamış gibi,
Sen gittin Ben bittim...!


Sen gitmeyi bilirsin...!
Ben sevmeyi...!


Ceyhun Yılmaz

22 Eylül 2007

kar yağsa

kar yağsa
bembeyaz olsa her yer
tüm siyahları kapatsa
tüm kötülükleri örtse
silse akıyla
beyazıyla...
kar yağsa,
yürüsem hiç basılmamış beyazlığında
çam ağaçlarındaki kar tanelerini düşürsem yerlere
altında durup üşüsem
içimin yangını geçse
tüm karmaşalarım son bulsa beyazla
ak gibi olsam
beyaz kalsam....

:(

MySpace Layouts

gözyaşı


bazen dileklerini bile kaybediyor insan

umutlarını gömüyor kör karanlıklara

bomboş oluyor hayat

kararıyor dünya

neşesiz, zevksiz, hevessiz atıyor yürek

inanarak elinden tuttuklarının yokluğunu farkederken

sessizce akıyor iki damla gözyaşı gözden....

20 Eylül 2007

Sadece sana

Seslenişimdir sanadır / Duy beni…

Hangi mevsimde olursa olsun sev beni.Hüzünlerin girdabında olsan da vur beni yüreğinin kıyılarına..Yorgunluğ uma, zalimliğime aldırma sen. Sana dair nice hasret cümlesi birikti yüzümün kurak yakalarında. Gel de bitsin bu suskunluk. Gel de sonlasın bana dair yokluk. Sesinle düş münzevi karanlığıma. Perdelerimde zemheri beklerken sen gülüşlerinle baharı doğur gözlerime..Susma ne olur. Kendim kadar kapladığım yalnızlıktan kurtar beni. Çek beni anlamın kutsallığına.Eteklerindeki tüm mucizeleri savur göğsümün bozkır yavanlığına..Seccademde kurumaya yüz tutmuş güllere uzat nefesindeki ab- ı hayatı. Bağırmasan da olur.Fısılda yeter. .Durma öylece. Olur olmadık gülümse bana. Gül pazarlarında aradığım yeter seni, düş imkansızlığıma. Susadığım yeter, avuçlarından akıt dilsiz yüreğimi. Kelimelerim dökülsün gözlerinden. Nefesine gurûb eden sızılara inat sokul sen kokan baharlarıma. Gri’ye bürünmüş kentime gözlerinin rengini bırak.İçimde susturduğum çocukluğuma bayram sevinçlerini bırak. Yüzündeki gülüşlerini ver bana. Giyineyim sonra. Kent kent dolaşayım. Seni anlatayım her bir mahlukata. Avuçlarımdan sızan bayramlık sabahı intiharlarına inat sen yüzündeki Reyhan bahçelerini bahşet yaraları dudaklarıma. Yalpalayan sesimi tut sesinle. Adressizliğimin boşluğunu varlığınla kapat...Sonra da kirli yüzümü gözyaşlarınla sil.Sustuğuma bakma sen. Suskunluğumun her bir zerresinde avaz avaz seni andım..Tükettim dudaklarımdaki tüm kelimeleri. Yüklemim ben. Öznesiz yaşayamam..Sesleniş imdir sanadır..Duy beni gizli öznem.

Gelişim sanadır../ Kabul et beni..

Gözlerin yollarda biliyorum. Aldırma sen yüreğimde biriken senli cümlelerin tenhalığına. Peçesini ellerimle yırtacağım bir gecenin sabahında kavuşacağım sana. Elimde sana bahsettiğim kırmızı saçlı bez bebek. Avuçlarımda bir miktar gözyaşı. Gözlerimiz gözlerimize kavuşacak o an. O an kirpiklerime uzanacak susuzluğun. Kana kana içeceksin yüreğimin sana vaat edilmiş gülüşlerini..Yırtacaksı n suskunluğumu. Bir gelincik toprağı yarıp gökyüzüne ellerini uzatacak. Belki de Musa’nın asasını vurduğu yerden “ güller “ inkişaf edecek duaya durmuş avuçlara..Arala perdelerini. Gözlerini pencerelere yaklaştır. Özenle tara saçlarını..Her zamankinden farklı olarak gözlerini kalabalıklara çevir. Bozkır yüzümü ara içi boş cümlelerin müsvedde kağıt gibi atıldığı duraklarda.. Gelemezsem eğer bil ki bir bülbül gözyaşlarını bıçaklamaktadır gülün dudaklarında. .Tükettim tüm yolları.Bekleneni ben, bekleyeni sen. Gelişim sanadır. Kabul et beni dudağımdaki son cümlem…

Nefesimdir sana / Kat beni kendine..

Bilirsin kendim kadar yalnız, sen kadar kalabalıktır yüreğim. Adından sonra başlar nufüsum. Nefesimdir sana sevgili. Biliyorum şimdi sonbahardayız. Kuru dallarına inat gülüşlerinin tazeliğini getir bana. Sen konuşurken ben sustum. Kapattım tüm cümleleri... Mühürledim sensizliği anan her bir kepengi. Biliyorum suskunluğumun adressizliğindeyim. İçi boş bir kalabalığın içindeyim. Gözlerimdeki grileşen hayatın yorgun sabahındayım. Sabır kuyuların dibindeyim. Aldığım her nefesin sonuna ilmeklediğim seni yaşamaktayım. Yorgun yüreğimin dudaklarında senin adını yakmaktayım. Yüzündeki açan baharları yüzümün gölgelerine savur Aydınlansın içimdeki karanlık. Nefesine kabul et beni. İçine kat ki; arınsın içimde kanayan çocuk..Nefesimdir sana..Ben “ kendimden “ vazgeçtim.Beni bende öldür. Öldür ki; sende doğayım yeniden. Köklerim sende kalsın. Saçlarından ötesini bilmesin ellerim. Gözlerim ise gözlerinden başka yurt edinmesin.Hadi sevgili. ..Sev beni ..Sev ki bende sonlasın amel defterim.Sev diyorum. Kendinden daha çok sev beni..Eğer ki; ıslak kirpiklerini yüreğimle kurulayamasam dudaklarıma ilmeklediğim fatiha’lar sonum olsun..Seccademe sirayet eden gözlerini gülüşlerimle bahara kavuşturamasam nefesime “ La İlahe.. “ lâfzı vurulsun.. Kat beni kendine..Sebebim sensin…Gayri ben yokum sende yaşarken. Ben “ seninim “ gayri.. Öldüm..Öldüm..Sonra sende vücut buldum sırf senin hayatında bir dua miktarı yer tutabilmek için…


Bir dua miktarı sevgi istiyorum senden..
Fazla vaktim yok.
Hadi uzat ellerini.
Duy seslenişimi..
Bekle sabırsızca sana gelişimi..
Kendimin sonunu hazırlarken,
Aslında sana doğuyorum…

Kökleri sana ait bir hayat istiyorum sadece
Daha fazla kurabileceğim cümle de yok..
Nefesime sarıl…
Gözetle perdelerin ardından..
Elbet bu karanlık aydınlığa gurûb edecek..

Bilirsin beni..
Kendim kadar yalnızım..
Eğer sen varsan,
Ben de varım bilesin…

“ Bir dua miktarı olsa da sevginden mahrum etme beni sevgili….”

19 Eylül 2007

..

"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
düsüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yagmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynasan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin simdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çig kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak simdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yagmur
yüreginde dağlıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
baskalarının gözlerini
yüzümde aramamayı ögreniyorsun
beni bir duraga yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslaniyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inaniyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdakı mürekkep baliğı
solumdaki sişe intihar etti intiharlar
bir aşki kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yagmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
firtınalar çıkıyor üstüme

sakagımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördügüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah...

alıntı.___

31 Ağustos 2007

31 Ağustos 2007

acısıyla, tatlısıyla,
kavgasıyla, huzuruyla,
gözyaşıyla, kahkahasıyla,
sevinciyle, üzüntüsüyle
ama hep büyük bir aşk,
büyük bir tutkuyla
nice yıllara....

29 Ağustos 2007

...

..........................

Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke
Hüznün beni aşan taşkınlığını
Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını
Öfkelelrimin hiç bir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
Anlayabilseydin


Anlatabilirdim sana
Seninle yaşanan bir aşktan sonra
Ayrılığın ölüm bile olsa
Mavi bir ölüm olacağını


...........................

neşenin şarkısı

aşkın şarkısı

yıkık


parçala, yık, dök, kır ne varsa!!!???!!!

hiç korkma!!!??!!

şiiii... dinleyin birazzz, sorgulamadan, suçlamadan, yargılamadan... anlayın biraz!!!!


yanlızlık

içindeki boşluğuda yaşatmayı bilmek gerek belki bazen
kaçabileceğin tek noktan o belki
yorulduğunda
bunaldığında
tükendiğini hissettiğinde
bir tek yanlızlığın var içinde
boşluğunda bulmalısın belki aradıklarını
beklentilerini
istediklerini
içindeki boşluğunla yaşamayı öğrenmeli belki de
kim varki başka yanında?

HUZUR


bazen öyle çok ihtiyacım oluyor ki sana..

çok istiyorum yanımda ol,

benimle ol,

içimde ol,

seni hissedeyim,

sen ol hayatımda bir tek,

bazen öyle çok ihtiyacım oluyor ki sana HUZUR....

anlam bilmecesi

Hayat kavgasının en orta yerinde
Acılar sarmışken umudun üstünü
En hayati şey
Sevgilinin bir sarılışını düşünmektir belki
Ya da sadece nefesini duyabilmektir

Kuşların uçuşunu seyredebilmek ne büyük nimet
Durabilmek bir anlık
Denize bakarken mesela
Ya da yeşilin yaprağa yürüyüşünü düşünürken
Bir annenin çocuğuna sarılışını hissedebilmek
Bu direnmektir belki de yılgınlığa
Yeniden diyebilmenin cesaretinin kaynağına bulanmaktır

`Herşeyi bildim` demenin en kahredici
En yanılgılı…En zalim etkilerinin farkina varmaya baslamışken
Yani aslında uyanışın en başındayken
Daha neler var yaşamadığım diye düşünürken
Üstüne de bir gülümseme dokunursa ruhuna
Acılar ilahi plana uygun düşmeye başlamıştır belki
Kutsal görevlerini üstlenip bir esintinin avuclarında
Giderken başka ruhların kaynaklarına
Arkasından bak korkmadan
Anla ki yaşananları
Anla ki yaşananların dokunduğu gerçekleri
Isterse en zaliminden
Isterse en ağır yüklü olanından olsun
Sevince şükür eder gibi secdeye var acının önünde
Tanrının bir başka adını öyle öğren
Yeni isimler ekle Yaratanın anlamlarına
Acıdan daha zalim olan
Acıyı anlayamamak de kendi kendine
Ve sonra yeniden bastığın yere dikkat et
`Herşeyi bildim` demenin pususuna yenik düşmemek için

Yaşın kaç diye düşünme
Ya da yaşına göre biçme yaşanması gerekenleri
Kaç kaos ehlileşiyor yaratanın usunda onu düşün
Bazen anlamın anlamsızlığın içinde gizlendigini gör
Bir nedeni nedensizlik içinde bulabilir
Ve bazı şeyleri sorgulamanın dışında tutabilirsen eğer
Bogazını sıkan gömleğin yakasını gevşetmişsindir demektir
Haydi o zaman nefeslen biraz
Ya aşık ol bir kez daha
Ya da aşkın kendisi ol
Ya da bir şeyler daha öğren
Ya da daha iyisi bir şeyler daha öğret
Bu şükür etmenin en derin şeklidir
Bunun farkına vardığın için de şükür et o zaman

Herşeyi biliyorum demenin dışına çıkabildiğin o ilk anda
Bir çocuğun gözlerine bak
Ama iyice bak
Bir çocuğa öğretebileceklerinden daha fazla
O çocuktan öğrenebileceğin şeyler olduğunu anla
Bir bebeğin Yaratan`a ve onun anlamına ne kadar yakın olduğunu anla
Senden fersah fersah yakın oldğgunu yani
Ve sonra kendi uzaklığının ruhundaki acı içindeki değerini hisset
Çocuk olmanın değerini Yaratan sevgisinden anla yani
Öyleyse bir çocuga özgurlük vermenin
Nasıl da Yaratan `a el vermek olduğunu öğren
Ve sonra eğer ağlamak istiyorsan hala
Çocukluğunu kaybedişine
Yani hergeçen gün Yaratan`dan uzaklaşmana ağla
Ya da bunu anlarsan eğer
Yaratandan hicç ayrılmayacağın gerçeğine uyandığına sevinmeye çalış

Hayat her an iki zıt sahneden oluşuyor
Aynı paralel zamanlarda… aynı anda yani
Tek başına her birinin yaşanmışlığının değersizliğini hisset
Sonra istersen Yaratan`dan hesap sor neden böyle diye
Ama yine de bunu öğren
Istersen isyan etmekten ödün koparken isyan cümleleri yarat
Sonra af dile durmaksızın
Hangisinin Yaratan `a
Yani aslında kendine daha çok yaklaşmak
Ya da daha cok uzaklaşmak olduğunu bulmaya çalış

Sadece para peşinde koşanları aşağılama
Sadece aşkı düşünenleri yargılama
Hayata yenilenlere güçsüz diye bakma
Ya da başkasının bilgeliğinden kendine pay cıkaranlara kızma
Baskasının sözleriyle yetinenleri küçümseme
Hayat bütün çok yüzlülüğü ile
Aslında tek tek bu dilimlerde yaşanıyor
Sen kim misin
Bütün dilimlerin kesiştiği noktada
Yani aslında yargıladığın
Yani aslında aşağıladığın
Ya da korktuğun
Ya da sevindiğin bütün anların tam ortasındasındır
Yarattığın enerjinin sana dönüşünün tanımı budur aslında
Kaçarken aslında kaçtığın herşeyi üstüne çekmenin tam gerceği
Baskası için dilediğin herşeyin senin kimliğinin oluşmasının içinde oluşu da budur
Belki O büyük peygamberin dediğini düşünmen de lazım
` düşüncelerinizden de sorumlusunuz` diyen sesine ver varlıgını
Tek bir cumlenin binlerce bilgiden daha değerli olabilecegini anla o zaman

Kaç defa bilgiye taptığını
Bilgiye taptğın her an
Yani bilgiye sahip olmanın yeterliligine inandigin her an
Her yeni bilgi edinimi ile ne kadar cahilleştiğinin farkına var
Bilgilere eğer diz çöktürmezsen
Bilgiler arasında ilişki kurmayla farkedişlere yönelemezsen
Yani bilgi denen kumaş parcalarını gelişi güzel örtersen üstüne
Çıplak kalacağını anlamaya çalıs
Ne çok bilgiyle cahil kalınır aslında
Ne çok kumaş parcasıyla çıplak kalınabilir
Iste Yaratan`ı anlamak
Ve onun avuçlarındaki kaoslara dokunmak mı istiyorsun
Bilmece tam önünde
Çözebildiğince Yaratan `ın avuclarındaki bir kaosu ehlilestirmiş olacaksın
Iki bilgi arasında her ilişki kurmada kendine şık bir elbise biçeceksin
Kıyam gününde en renkli ve en şık elbiseyle yuruyeceksin sırattan yani

Her yürüyüşün kendine benzer baska bir noktada
Ama sen hiç farkına varmadan
Yeniden basladığını görmeye çalış
Yani… bir gün dejavuyu yaşar gibi
Aynı sozleri tekrarladığını görürsün
Şöyle söyler o bir önceki yaşamların enerjilerini unutmayan gizli bilgelik :

……………….

Hayat kavgasının en orta yerinde
Acının bütün düşünme melekelerini sardığı o en dip noktada
En hayati şey
Olabilen en basit sevinc belki de
Sevdiğin bir insana sevgiyle bakabilmektir yani

Bir şarkının duygusunu yakalayabilmek o an ne büyük nimet
Güneşin doğuşunu seyredebilmek icin uykusuz kalabilirken
Dudaklarından dökülen mırıltılar ile
Bir aşk şarkısı yaratabilmek
Işte acıyı bal eylemenin en derin bilgeliğidir bu
En sıcak kucaklaşmadır yaşsamla yani

……………………..

Ve sen çaresizce bu sözleri
Ve bu duyguları
Ve bu sonuçları nerden hatırladığını bulmaya çalışırsın

3 Ağustos 2007

canımsın benimm.....

İçimdeki aşk depreşiyor, gözlerine baktığımda,
Ruhunu hissediyorum her yanlızlığımda,
İçimdeki özlem kabarıyor ansız saniyelerde,
Zaman bir köle oluyor ancak kırbaçlara layık bazende,
Senli zamanlarda kızıyorum ona bir an önce seni aldığı için,

Gözlerini özlüyorum. Ruhuma katarak alamadığım.
İçimde tapunu oluşturamadığım yarim, gerçeğini almak nasibi ile !
Ellerinsiz yaşanmaz benim diyarlarda, bak yine salgın bir hastalık var bedenimde.
kesme seni, susuz belki, nefessiz asla, sensiz asla !

25 Temmuz 2007



canım acıdı...

gözlerim acıyor.....

şimdi ne hissediyorum biliyor musun???

hayatta yaşadıklarımızla, hakkettilerimiz ve hak ettiğimizi düşündüklerimiz arasında iki ucu birbirine çok uzak upuzun bir çizgi var. kılıçtan keskin, saç telinden ince... ip cambazlarıyız bu çizgi üzerinde hepimiz bir ucdan bir uca koşturmaya çalışan. başarılı olanlar soytarılığı iyi becerebilenler.... iki ucu birbirine çok uzak çizgi üzerinde soytarılığı beceremeden nerde durması gerektiğine karar vermeye çalışıp yaşadıklarına ve hakkettiklerine üzülenler ise başarısızlık damgasının üzerlerine çoktan vurulduğu iyi niyetli insanlar....
ters bi çekim yasası var bu dünya üzerinde. dürüstçe çalışanlar biryerlere gelemezler. biryerlere gelme başarısı çalışmakla doğru olantılı çalışmaz. soytarılığı iyi bilmek gerektirir. nabza göre şerbet ister. yalakalık baş şarttır. onsuz olmaz! ve iyi niyet diye bir duygunun mezara koyulması gerekir! kurallar keskinleşir! olumlu tüm cümleler yer değiştirir tezatlarıyla! başarı bunu gerektirir. aksi taktirde çok sürmez bu küçük oyun. cambazlık da kolay iş değildir, hakkını vermek gerekir...

kaçan kovalanır bu dünya üzerinde. seversin, sevilmezsin! düşünürsün, düşünülmezsin! verirsin, alamazsın! iyilik yaparsın, kötülük bulursun....

nettir aslında kurallar. yüreğini at der, kullanmaman gereklidir özünde. tek kuralıdır bu oyunun. herşey kendiliğinden olur böylelikle istesende istemesende...

ne kazanırlar ya da ne kaybederler bilinmez... herkezin kazandığı kendine, kaybettiklerini bilenler varsa içlerinde...

yüreğini mezara koyan insanlar sizlere söylüyorumm.. insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özellikleri beyin güçleri değildir...

yürekleridir

duygularıdır

gözyaşlarıdır

eğer bunları kaybettiyseniz sadece yüreğinizi değil insanlığınızı gömmüşsünüzdür mezara...

hala anlayabilcek yüreğiniz kaldıysa,

sadece biraz hissetmeyi deneyin,

yüreğinizin götürdüğü yere gidin....

kukla


Takılı kaldım sensizliğin orta yerinde...
Karanlıkların tam ortasında bir kukla gibi asılı bekliyorum çaresiz.

O kukla ki beklemekte olduğu oynatıcısı çoktan intihar edip gitmiş uzaklara...
O kukla ki çoktan bitmiş sevildiği vakitlerde atılmış bodrumun bir köşesine, yakılmak için beklemekte habersiz...
Ve o kukla ki çoktan kopmuş bacağı eli...

Tıpkı ben gibi...
Tıpkı katlettiğin sevdam gibi...
Biz gibi...

Sensizliği içime çekerek oturduğum sahilde,hüzünle dans ediyorum şimdi...
İşte bir damla akıyor sol yanağıma,usul usul iniyor yüreğime, ilmek ilmek işliyor sensizliği benliğime...

Akşam geliyor bulunduğum sahile şimdi....
Deniz coşmak istiyor, ben atlamak ve kulaç kulaç akmak sana...

sonra...
Sonra deniz vazgeçiyor,
Ben...
Ben unutuyorum yüzmeyi, boğulmaktan korkuyorum,
Ve tıpkı deniz gibi vazgeçiyorum. ...

Vazgeçişimin ardına geliyor gece,hafif bir esinti yalıyor saçlarımı..
İnce bir sızı karanlığın tam ortasında hissettiriyor kendini...

Adını SeN koyuyorum...

Bulutlar gelmeye başlıyorlar derken...
Son ışığımı da kapatıp yok ediyorlar Ay'ı bu gece sebepsiz...

Derken Sensizlik işliyor iyice yüreğime...

Sızım artıyor..
Sızım dayanılmaz olup kriz halini alıyor...
Adını sensizlik koyuyorum bu sefer nedensiz...

Bırakıyorum seni o kıyıda,boğulmaktan korkuyorum derken...
Sensizlik koynumda dönüyorum karanlıklara, sol yanağımda bir damla yaşla...



20 Temmuz 2007

sen


Bir agacin kökleri ne kadar kuvvetliyse ve ne kadar topraga sarildiysa eger, agac da o kadar güclü ve sebatlı olur! Fırtınalar kopsa bile agac sarsılmaz! Sonbaharlarda yapraklar yere düşse bile, ilk baharın baslaması ile agac yeşillenir yine! Yaprakların yere düsmesi bir eksilme olarak görülür bazen, ama aslinda bir yenileme, bir degişim, olarak görülmeli! Hayatta da öyle degilmidir, neler yasanir, neler görülür, nelerle karsilasilir, kimler gelir, gelenlerden kimler kalir?! Bazen en cok deger verdigin kisiler gider! Karlar kislar sadece bir iki agaci etkilemez onun disinda herseyi etkiler! Durmadan bir degisim icinde yasanir! Insan bazi seyleri elde etmek icin, bazi seylerden vazgecmek zorunda kalir!
Ne sevgiler büyütür insan icinde! Kimi zaman sevgisine karsilik bulur, kimi zaman yalnizlikla bogusur! Hayat kim icin kolayki? Herkese!!! farkli sekillerde sunuyor zorluklarini! ...

Sen,....
Tohumlari gönlüme ekerken, köklerinin bu kadar kuvvetli ve saglam olacagini düsünmezdim!
Öyle bir Sevgi ile büyümüski bu agac gönlümde, kökleri topraktan ayiramadim! Siddetle esen rüzgarlarin gücü bile sadece bir kac dali kirmaya yetti! Onlarin acisi da cogu zaman hemen geci verdi!...

Sen,..
Bir kirilmis ayna gibisin! Kirilmis parcalari zorlukla birlestirdigim! Bana verdigin acilar her aynaya bakisimda yüzüme vursa bile, kendime engel olamayip yinede her zaman baktigim!...

Sen,...
O kadar büyük bir yer kaplamisin ki kalbimde, kimse onun büyüklügüne herhangi bir sekilde yaklasamadi! Dokunulmayan derinliklere saklanmis bir sarki gibisin! Yalniz kaldigimda, kendi kendime mirildadigim. ..Hic kimse farkina varip ayni sarkiyi söylemesin diye, bana soruldugunda sözlerini ve melodisini unuttugum bir sarki, dedigim...

...................................

....

Yavaş yavaş yağmaya başlıyor yağmur. Gece çoktan inmiş yeryüzüne, yıldızlar yok bu akşam ay parlamıyor ve gece iyice karanlık basıyor her yanı.rüzgar esiyor delice, yağmur bastırıyor iyice.Ben ışıkları kapatıyorum ve bir mum yakıp izlemeye başlıyorum dışarıyı. Fonda hafif bir müzik çalıyor.Şarkıcı kaçmaktan söz ediyor sürekli, gitmek gerek diyor gitmek ve yeni bir hayat başlatmak kendim için, yeniden başlamak gerek her şeye. Şarkı sözlerine takılıyorum bir an cama vuran damlaları saymaya çalışırken, aklımı kaçma fikrinin güzelliği çeliyor.Şimdi çıksam diyorum her şeyi bırakıp çıksam.Ve arkamda bırakıp karanlığı önümdeki başka bir karanlığa doğru korkmadan atsam adımımı… Pencerede yansıyan yüzüm dile geliyor o anda..

“Korkak nereye kaçmaktan söz ediyorsun durmadan.”

Ben anlamıyorum, anlamsız anlamsız bakıyorum önce.Hayal görmeye başladığımı düşünüyorum ilk başta; ama o konuşmaya devam edince, anlıyorum ki aslında içimdeki yalnızlık dile geliyor.

O bile sıkılmış artık sürekli yanımda olmaktan..O bile sıkılmış buzdan evimde benimle oturmaktan da artık birilerinin gelip kurtarmasını istiyor . Benden…Evet o bile kurtulmak istiyor benden.

“Bıktım senin her şeyden üzüntü duymandan.”

Diyor.

“Hayal perestliğinden, deliliğinden bıktım.Ayakları n yere bassın azcık.Biraz olsun kurtul çocukluğundan. Büyü büyü de korkuların bıraksın peşini.”

Düşünüyorum bir an..Delilik neye ve kime göre delilik..Neden ayaklarım yere bassın ki..Her yere basışımda kayan ayağım ve her yere basışımda sarsılan kalbim neden yere bassın. Kendi savunma mekanizmamı neden yok edeyim ki bir bir. Tutunacak hiçbir nedenim yokken ve deliliğimle birlikte alay ederken içine düştüğüm durumdan.Ayakları m yere bastığında daha mı iyi olacak sanki?

“İşte.”

Diyor o sırada penceredeki yüzüm.

Ne, der gibi bakıyorum ona.

“Sen hiçbir şeyi başaramazsın. Hayalleri bırak ve dön gerçek dünyaya.Gerçekler senin düşündüğün kadar temiz değil. Hadi artık uyan.. Bir sen misin sanıyorsun içi sıkılan bir sen misin ailesinden ayrı olan.Eee bırak artık bu sulu gözlülüğü.”

Gözümdeki damlaları siliyorum.

“Bırak beni..Rahat bırak..Ağlamama bile kızıyorsun. Yapabildiğim tek şey bu.Ben, kimse benim çektiklerimi çekmiyor mu diyorum sanki.Ben mi diyorum hayır, sadece ben acı çekiyorum diye.”

“Ama hiçbir insan senin gibi mızmızlanmıyor, hiç kimse garip garip hayaller kurup ta onlardan yarattığı saçma sapan bir dünya kurmuyor kendine.Ve o dünya ile gerçek dünyayı unutup şizofren bir edayla dolaşmıyor sokaklarda.”

“Ne yani şimdi de şizofren mi oldum gözünde.”

“Evet şizofren değilsin de nesin söyler misin bana. Şu an neyle konuştuğunun farkında değil misin yoksa.”

“Seninle konuşuyorum..”

“İyi de ben kimim?Kaçmayı düşünmeden önce, bir dön bakalım kaçmak istediğin yere.Yada bir yen bakalım şu sürekli kaçtığın ama hep hatırladığın gerçekleri.Ama ondan önce bir gel kendine de şu an neyle konuştuğuna bir bak bakalım.”

O anda kayboluyor penceredeki yansımam. Gene gece gözüküyor ve evin ışıkları parlıyor her tarafta.

Ben o anda anlıyorum ki “ben”liğim doğru söylüyor. Neden kaçmayı planlıyorum diye düşünüyorum bir an. Buraya da bir kaçış düşüncesinin ardından savrulmamış mıydım esen rüzgarla.Buraya gelirken de her şeyi geride bırakıyorum diye söz vermemiş miydim kendime..

Bırakabilmiş miydim peki?..Beynimde son verebilmiş miydim her şeye?.. Hayırsa, o zaman şimdi neden kaçmak istiyorum, her şeyden kaçınca kurtulacak mıyım onlardan.Yada kaçıyorum gibi hissetsem de gerçekten kaçabilecek miydim acaba?

Okurken ne anlatıyor diyorsunuz değil mi bu deli kız.

Ah birde ben anlayabilsem yazmak isteyip de bir türlü yazamadıklarımı .Ah bir de ben anlasam şu anda ne anlatmak istediğimi.

Gece gene saçmalamama sebep oluyor ve ben inadına yazıyorum farkındayım. Durmadan yazıyorum, yazarken yüreğimdekilerden kaçmaya çalışıyorum.Atmak istiyorum hepsini de, yüreğim hafiflesin diyorum.Kendime geleyim, hüzünlerim aksın bir bir kağıda ve ben gitgide gülümsemeye çalışayım zorla da olsa.

Bak hala yazıyorum hala saçmalıyorum.Evet neyse kesiyorum.

(alıntı)

7 Temmuz 2007

bir gün güldürür hayat
bir gün ağlatır
bir gün isyan ettirirken
bir gün hayran bırakır
bir gün alır elinden
bir gün bir oyuncakla susturur
bir öyledir bu hayat
bir böyle
dönek dünya bu işte....

değeri bu mu???? hakkı bu mu??? yazıkkkk!! !! !!

6 Temmuz 2007

sen sevginin anlamısın...


sen dolar içim bazı anlarda.
anlatmak isterim içimdekileri, yüreğimi coşturan duygularımı, her hücreme nasıl desen desen işlediğini, her hücremde nasıl nefes alıp her nefesimle tüm bedenime dağıldığını. kelimeler ararım, cümleler kurarım, içim kıpır kıpır olur, sınava girecek bir çocuğun midesinin altında hissettiği heyecan ve ateşle yanar içim seni göreceğim anlarda. hep heyecan olursun içimde, hep tutkuyla yaşarım aşkını...
yanındayken özlerim seni
çok özlerim hemde
sensizkenden çok bazen
yanında olmanın hazzı korkutur beni
kaybetmekten ürkerim
çocuklar gibi....
tek güzel sözün bağlar beni hayata
tek sevgi dolu bakışın
dokunuşun
can katar canıma.
mutluluğun rengisin içimde sen. her renk var aşkında, en koyusundan en açığına! tüm duyguları yaşatabilenimsin,
beni mutlu edebilenimsin,
sen benim herşeyimsin...
içinde olmadığın tek anım yok hayatımda. bu kadar içimde, bu kadar yüreğimde, bu kadar aklımdasın.. her adımımda sen varsın. her baktığım yerde var olanımsın. kokun hep benimle gelir, sesin kulaklarımdan hiç gitmez, kalbim hiç yanlız değildir.
içimde öyle bir yerdesin ki...
birtek varlığın yaşatır bana bunları
birtek sevgin beni dünyanın en mutlu kadını yapar
seninle zor yok hayatta
seninle imkansız yok
seninle olmaz yok
sen varsan hayat akar içime
sen varsan yaşadığımı hissederim
sen varsan yüzüm güler
sen varsan mutluluğun tarifini yapabilirim
sen varsan ben de varım...
sen sevginin anlamısın....

5 Temmuz 2007

kirpiler


Eski zamanlarin dondurucu bir kisindan butun hayvanlar cok etkilenmis,buyuk kayiplar vermisler. Ama en cok kayip veren kirpilermis. Cunku onlarin pek cok hayvan gibi kalin kurkleri yok, kendilerini sicak tutmasi zor olan dikenleri var.Bu durumdan en az zararla kurtulmak icin kirpiler meclisi toplanmis,cozum aramaya baslamis.Tartisa tartisa,nihayet gece olunca tum kirpilerin bir araya toplanmasina, birbirlerine yakin durarak geceyi gecirmelerine karar verilmis.Boylece kirpiler birbirlerinin vucut sicakligindan yararlanacak, aralarindaki hava tedavulunu onleyerek donmaktan kurtulacaklarmis . ilk geceki deneyimlerinde bunun ise yaradigini gormusler.Ama baska bir problem cikmis ortaya.Usuyen kirpiler birbirlerine fazla yaklastiklarindan yaralanmalar gerceklesmis. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuslar ama bu seferde;donmalar meydana gelmis.Ne var ki, her gece kah uzaklasa kah yakinlasa, deneye yanila birbirlerinin vucut sicakligindan yararlanacak
kadar yakin,ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayi ogrenmisler.
KISACA ; Bizim de uzun dikenlerimiz var.Bunlar hayata karsi filtrelerimiz. Bazen faydali,bazen de zararli.Cogu zaman,kimseleri yaklastirmiyoruz yanimiza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz ozel dunyamiza.Ne var ki, sicaklik ancak yakinlasmakla mumkun. Birbirini incitmeyecek kadar uzak,hayatin soguk zamanlarinda usumeyecek kadar da yakin olmayi ogrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...

--
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasil
cikar
karan-
-liklar
aydin-
-liga...

dualarımız geçemedi ecelin önüne


sayılı nefeslerimiz bu dünyada,
her saniye bir nefes daha bitiyor yaşamımızda
ve kaç nefesimiz daha kaldı bilmiyoruz
ve hala kavgalar
ve hala savaşlar
ve hala gözyaşları
ve hala telafisi olmaz üzüntüler sokuyoruz hayatlarımıza...
ve bilmiyoruzki ne kadar kıymetli her an
her nefes
her gün
ve bilmiyoruz ne büyük bir hediyedir yaşam insana...
barış benden sadece bir yaş büyüktü,
ya da hergün ölen hayata veda eden milyonlarca genç çocuk yaşlı var
ne milyonların duaları dur diyor ölüme
ne uğruna verebileceğimiz hayatlar kurtarabilir hiçkimseyi ecel geldiğinde kapıya
bir yıldız kaydı gökyüzünde
umarım gittiği yerde mutlu bir hayat bekliyordur onuda,
insani değerlerimizi yitirmeden yaşamak yaşamın amacı
yüzünü bir kez bile yakından görmediğiniz biri için canınız hala yanıyorsa
hayatı daha güzel hale getirmek için bir ümit kalmıştır eminim
kıymetini bilmeli yaşamın
iyi yaşamalı
yaşatmalı...

gittiğin yerde mutlu yaşa barış......

12 Haziran 2007

Aho'dan nameler :)))

7 Haziran 2007

ama haksızlık bu????


neden dünya döneklerle doluuu?
neden dünyada yalakalar iyi yerlere geliyor?

neden dürüstlük para etmiyor?

neden çok sevince sevilmez insan?

neden ne kadar hassassan o kadar acıtılırsın?

neden ne kadar iyi davranırsan o kadar kullanılırsın?

neden sustukça tepene binerler?

neden göre göre adilere değer verilir?

neden bilgisiz insanlar kendilerini pazarlama gücüyle daha iyileri ezerler?

neden görmesi gerekenler bunları görmezler?


sessizce...


susmayı öğreniyorum artık hayatın içinde sessizce...
sessizce izlemeyi ve sindirmeyi herşeyi
susmayı öğreniyorum
içime akan kan kırmızı gözyaşlarımla
bir kukla oyunu bu
birilerinin sürekli kolunu bacağını çekiştirip
istedikleri yere sürükledikleri
en zayıf noktalarla bağlı ipliklerden
koptuğunda cansız kalıp kımıldıyamayışın korkusuyla sıkı sıkı tutunduğun
öbür yandanda kopartıp atmak istediğin
ama atamadığın
oyunun bir parçası bu
hayatın bir parçası
ya da seçtiğin kader
belki de sana biçilen değer
susmayı öğreniyorum artık hayatın içinde sessizce...

30 Mayıs 2007

aşk deliliktir...


"Aşk bir deliliktir.. ama öyle az bulanan bir delilik ki sırf bu yüzden bile antika değerinde bir mucizeye dönüşüyor gözümüzde. bir insanın yaşamı süresince gerçekten aşık olabileceği birine rastlaması ne kadar ender bir ihtimal, düşünsene... bir kere o insanın tenini, kokusunu, dokusunu beğeneceksin, saçını, dişlerini, ayaklarını ve tırnaklarını seveceksin, ses tonunu, ter kokusunu, sivilce ve benlerini kabulleneceksin. sonra giyinişi, fıkraları, kahkahaları, bakışları ve yürüyüşü sana batmayacak. dünya görüşü, sanat anlayışı, alt ve üst kültürü canını sıkmayacak...

birini sevmek için ne çok konuda en azından rahatsız olmamak gerekiyor ve birine aşık olmamız için ne derin beklentilerde hayal kırıklığına düşmememiz gerekiyor.

diyelim ki böyle biri var, var da bu sefer de bu özelliklere sahip o birine milyonlarca insan arasında rastlama ihtimalinin en kadar düşük olduğunu bir hesaplasana... çoğu kez insanlar aslında birlikte yaramazlık yapacak, beraber bir ortak dil geliştirecek, yan yana eğlenecek, dinlenecek ve haz alarak sevişecekleri 'o biri' ne hiç raslayamadan ölüp gidiyorlar.

bu yüzden göze almalıyız belkide... belki bir daha böyle bir şansımız olmayacak, olamayacak, kimbilir?...."


buket uzuner'in kitabından bir alıntı...

25 Mayıs 2007


Aşk!.. iki kişilik isyan

Aşk bir barışma yöntemidir. Karşısındakini anlayacak duru zihin hali ve cesaret ister. En deli aşkta bile iki kişilik bir denge kurma çabası gizlidir. Toplumun gerdiği ipin üstüne çıkmışsın; aşağıda kalabalık, bağırıyor, çağırıyor, karşı çıkıyor. Kimi yuhalıyor, ipin gerildiği direkleri sallayanlar bile var.

Birbirine doğru yürüyen iki sevgilinin dengelerini bozup, ayaklarını kaydırmak, aşktan aşağıya düşüp sakatlansınlar hatta ölsünler diye aşk telinde denge uzmanlığına çıkanlara yapılmadık bırakılmaz.

Ateş püskürtülür, taş atılır, laf atılır. Bütün ışıklar söndürülür, karanlıkta aşktan aşağıya yuvarlansınlar diye... Altlarında ağ varsa, güvenliklerini kaybetsinler diye, onun da ipleri kesilir. Bütün engellemelere rağmen aşk cambazları çıktıkları ipte birbirlerine doğru ilerleyip, kavuşmaya, sarılıp koklaşmaya çalışırlar. Tehlikeli işe soyunmuşlardır.

Kavuşup birbirlerine sarıldıktan sonra da engellemeler sürer. Zeki değillerse, kendini sevgiliye adamanın yöntemlerini keşfedemiyorlarsa, yaratıcı bir zihin haliyle her gün kendilerine, yaşama, aşka yeniden başlayamıyorlarsa dengeyi kendileri de bozar. Kimi yuvarlanır, gergin ipin üstünden aşağıya, kafası gözü patlar. Ruhu parçalanır; kalabalığın arasında aşk sakatı olarak dolaşmaya başlar. Yukardakilerin dengesini bozmaya çalışanlara katılır.

Bağırır, çağırır, yukarıda tek başına ipin üstünde kalan kıymetlisine laf atar, taş atar, ateş püskürtür. O da tepe aşağı yuvarlansın, dengeyi kaybetsin ister. Kimi yeniden merdivenlerden ipe çıkıp denge uzmanlığını aşk dedikleri ip cambazlığını, trapez ustalığını baştan keşfetmeyi, becermeyi dener. Bir daha ipe çıkıp sevgiliye doğru yürüyüp dengeyi kurmayı dener.

Emek vererek yare kavuşabilmek için bütün gücünü kullanarak aşk cambazlığına soyunur yeni baştan... Bazıları aşağıda kalır, kendisi gibi ipten düşmüş aşkın sakatladığı birini arar. Kimi de hiçbir zaman ipe çıkmaya cesaret gösterememiş birini bulup, çılgın kalabalığa meydan okumanın gereksiz olduğuna kendini ve karşısındakini ikna edip, tehlikesi olmayan yer taklaları atıp, çember çevirip, top atıp tutarak sıradanlığın kuştüyü yataklarına serilir.

Kalabalığa meydan okuyup, onların adam yeme, aşıkları ipten, trapezden düşürme ayinlerinden korkmayanlar, özgürlüğün sırrıyla yüz yüze gelirler... Evet aşk cesaret istiyor. Önünü kesenlere baş kaldıracak cesaret... Aşka gönüllerini kaptıranlar, kopacak kıyamete aldırmadan aşağıdakilerin kopardığı gürültüye kulak asmadan dengelerine hayran kalınsın diye ipe, trapeze çıkıp birbirlerine doğru yürüyerek, sallanarak meydan okurlar boşluğa...

Meydan okurlar bütün tehlikelere, sıradanlıklara. .. Eşlerine güvenip boşluğa bırakıyorlar kendilerini trapezden... Boşlukta eller buluşuyor, birbirlerini yakalıyorlar. Aşağıdakiler bağırsa da çağırsa da boşluğa meydan okuma hayranlık uyandırıyor. Alkışlar yükseliyor.

Bazen partnerinle dengeyi sağlayamayabilirsin ya da kendini ona doğru fırlatırsın tutamaz ya da sen onu yakalayamazsı n. Boşluğa meydan okumaya çalışanlar, böyle sonları da bilir.

Ama hepimiz bile bile çıkmaz mıyız, aşkın tehlikeli yüksekliklerine? Bu bilinç hali değil mi aşkı vazgeçilmez kılan? Bu bilinmezlik değil mi, insanın ellerini uzatıp karşısındakini yakalamak için kendini boşluğa fırlatmasını sağlayan? Evet aşk iki kişilik bir meydan okumadır.

Ali Poyrazoglu
__._,_.___

16 Mayıs 2007


işte böylesi zamanlarda sadece kendi kendime konuşabilip sana yazıyorum,
bi tek sen dinliyorsun beni
ne nazlı
ne kaprisli demeden
ne kızıyorsun
ne bir yorum yapıyorsun
o yüzden sana yazıyorum
başka kimsem yok ki....

yanlızlık

hayatın kalemiydi kan kırmızı rengi
etrafa mürekkebi sıçrarken iç sızısı karartır gün ışığını
tek başına kaldığın, nefes alamadığın, burkulduğun, kırıldığın, anlamadığın
anlatamadığın kimi zamanda anlatmakdan yorulduğun
ve kırdığın
hayatın kalemiydi kan kırmızı rengi

oysa yaşanası değilmiydi hayat
doyasıya
canının istediği gibi
hiç birşeye üzülmeden
kaygısızca
gülümseyerek yaşamakdı hep hayalim
gülümseterek yaşadıklarımı

şimdi bir çemberin içinde dönüyor yaşam
yolun sonunu bulamadığım
içine ne bir nokta koyabilip
ne bir virgül çıkartabildiğim
her dayanamayış çığlığımla başımı daha da döndüren
midemi ağrıtan kimi zaman
içimi yakan
bir dönüş çemberin içinde yaşam...

etrafıma baktığımda renkleri göremez oluyorum böyle anlarda
tek renk oluyor hayat
tek çizgi ama doğrusu olmayan
adaleti eksik
kuralları düzensiz
sonsuz ve beklentisiz
en kötüsü tek başıma
tek bir omuz yok etrafımda...
oysa canım yanıyor
diyemiyorum susuyorum
diyebildiğimde dinlenmiyorum
bir el istiyorum ellerimi tutsun o anda
bir omuz istiyorum sormasın nedenini ağlayayım yanında
işte en kötüsü tek başıma
tek bir omuz yok etrafımda.....

nedensiz bunalımlar bunlar, can kayıpları, hastalıklar yanında
büyük dertler değil
büyük acılar değil
belki
ama durduramadığın noktada tükeniş hissini yaşadığın en küçük keder bile
böyle başını döndürüyor insana
böyle tutmaz oluyor ayakları
böyle görmez oluyor gözleri
böyle acıyor yüreği
ve bir destek arıyor iyi ol diyecek
sadece iyi ol sen diyecek bir tek söz arıyor yürek
işte en kötüsü tek başıma
bir tek omuz yok etrafımda....

hep mutluluğun peşindek koştuk hayatta
her nerde yakalayacağımızı düşündüysek orda bulduk kendimizi
attık ateşlerin ortasına uğruna
kimi zaman güldü yüzümüz
kim zaman soldu
tek başına mutluluk var mıydı acaba?
yetebilir miydi insan kendine yanlızca..
bir omuz olmadan da mutlu olunurmuy du ?

işte en kötüsü tek başıma
bir tek omuz yok etrafımda...