Yıldız Ağaca sordu.... - Ne renktir sevgi? -"... Tanrının göz renginde", diye cevap verdi ağaç. - Aşk ne renktir? - Aşk ayın dolunay olduğu zamanki renktir. - Öyle mi? Aşk ayın rengindedir ha, dedi yıldız.....ve Uzaklara, boşluğa baktı...ağladı... ağladı...
27 Mayıs 2006
seni seviyorum gerçeği!
'Şu nikah yüzüğümü kesip bana
bir çift küpe yapar mısınız?'
diye sormuş.
Kuyumcu yüzüğü eline alıp bakmış,
yüzüğün üstünde
'Seni seviyorum' yazıyormuş.
Kuyumcu ;'Hanımefendi, neden bu
yüzüğü kestirmek istiyorsunuz?
Belli ki bir hatırası
var' diye sormuş.
Kadın ;'Bu benim nikah yüzüğüm.
Kocamdan ayrıldım.
Şimdi küpe istiyorum.
'Seni' kelimesi küpenin
bir tanesinde,
'seviyorum' kelimesi de
diğerinde olsun.'
Kuyumcu yine sormuş
'Neden acaba?'
Kadın 'İleride böyle cümlelerin bir
kulağımdan girip
diğerinden çıkacağını göstermek
için.'
26 Mayıs 2006
TIKANIP KALDIĞINDA HAYAT
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini
anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu
Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç
Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle
tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin
sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli
insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!
24 Mayıs 2006
ooofff yaa offf
Yalnız kalakalmak daha güçlü kılıyor küçük dünyamda beni.. Rengarenk bir hayatsa güzel görünen, kendi güvenimin kokusu gerçek hayat.. Gerek acı, gerek mutluluk, hepsi kendi öz bahçemde ektiğim tohumlarda sundu bana büyük yüreğimi...
Her şeye rağmen şans verirken canımı acıttığını, yüzüme gülerken sevdamı kanattığını bilemeyecek, tüm gerçekleri göremeyecek kadar kapatmışım gözlerimi meğer.. Binbir gece masallarındaki gibi yaşadığımı düşünürken, pembe köpükten dünyama damlayarak düştü avucuma yaşadığım dün gece.. Hep elimi uzatışlarım geliyor aklıma şimdi..Kendi hayallerime sarılışlarım, umutları bir bir dizişim, yıldızlara yastığımla kavuştuğumda...
Ben onun yüreğindeyken bile yalnızlığımlaymışım... Eylül gözler yok artık hazan mevsimimde... Hayatımın oyununu, hayatımın şakalarıyla oynadım ve şimdi hayatımla ödüyorum bedelini... Peki ne için.. Hataları üstlenip kendi adıma haklı çıkardım seni, vazgeçmemek, kaybetmemek adına..
Oysa ben seni yüreğimde yaşatırken, aynı zamanda da kaybetmekle kazandım bu hayatı..
Hoşçakal..Hiçbir şeyi haketmeyenim..
Giderken arkanda neleri sakladığını bilemediğim tebessümünle hep mutlu kal..
Tekrar, tekrar hoşça kal...
Emrenin mansiyon'a layık görülen şiirinide yazmak borcumuz tabi :)
İNSANbul
beni çağırdın geldim mezarımdan kalkarak
ölümüne asılı yaşamaktan korkarak
İstanbul ah!
merhamet ve ilahi! sen ol sözümü kesen
beni iki ses özler, biri yağmur biri sen
İstanbul dost!
iki bin beş yüz yıldır yaş gününü kutlarsın
göğsün milyonlarca mum, üflersen rahatlarsın
İstanbul yük!
saçı dağınık güzel! toplama etrafını
yeter ki varoşların çeksin fotoğrafını
İstanbul sis!
y a k a s ı bir araya gelemeyen fukara!
bir şeyiyle besmele, her şeyiyle Bakara!
İstanbul sır!
Taksim! dedim do re mi sonra fa sol Beyoğlu
insan dilendim; baktım H e y b e l i/adam dolu
İstanbul meşk!
kızmazsan seni yanlış anlayabilir miyim
dinleyebilir miyim dinleyebilir miyim
İstanbul his!
avcun insan bolluğu abdestini alırsın
ellerin kimsesizlik yutkunmanla kalırsın
İstanbul nefs!
bilseydim ellerinin ellerim olduğunu
yazar mıydım sanırsın sende her bulduğumu
İstanbul kör!
cahil olan öğretsin, âlim olan öğrensin:
yattığım yer Ankara, uyandığım yer sensin
İstanbul gör!
rüyamı nesne yaptım Sultan Mehmed’i ayna
baktım, padişah oldum Topkapı Sarayına
İstanbul gül!
içim Mısır Çarşısı Kumkapı balık hali
damarımı kemirdi tokluğa aç ahali
İstanbul hırs!
benim dışım/da deniz, senin için/de deniz
dışım, için... f e l s e f e! boğulmaya nedeniz
İstanbul us!
vücudu mis gibi kir, kafası şişen gebe!
içindeki çocuğu doğuramayan ebe!
İstanbul ses!
kuytunda tiner sesli bir çocuk yatıyordu
Azrail dudağına seni dayatıyordu
İstanbul son!
seyreden seyredilir Piyerloti’den seni
Eyüp alnını öper, Eyüp Sultan enseni
İstanbul koş!
gölgem haritan senin; şehrim yok, harabenim
adımı bulamazsın, imzamı ara benim
İstanbul hey!
sen boğazına kadar suya batmış bir şehir
ben topuğuna kadar sudan çıkmış bir şair
İstanbul aşk!
Emre Şimşek
yüzünü, yüzümden sök at,,,
Sevda yolunda yaşadığım bütün düşmelerim...
Hayata karşı girilmesi gereken kavgaydı aşk.
Girdim...
Senin yaralı düşlerin sokmuştu beni bu yola.
Sevmeye ne kadar da istekliydin
Mutluluğa olan özlemini, hasretini dile getirirken,
Ve terlerken sarılmalar arasında,
Ne kadar da benimdin!
Belli etmiyordum ama
Ben de mutsuzdum en az senin kadar...
Kırılgan, vazgeçmiş...
Kazandığından fazlasını kaybetmiş bir yolcuydum bu yolda.
Evet mutsuzdum ama asla umutsuz değil!
Senden tek farkım buydu aşktan söz açıldığında...
Tam konacakken avcunun içine aşk,
Tam da yüzüne gülmeler inecekken gözyaşlarına inat,
Sen aldın tüm senli umutlarımı,
Kendi mutsuzluğunun içinde anlamsız kıldın...
O halde, yüzünü yüzümden sök at!
Sana bu kadar kızgın olmazdım inan;
Umutlarımı,
Mutsuzluğuna kurban vermeseydin...
Keşke...
Keşke diyorum, ben gelmeden sen gitmeseydin...
Gittin...
Oysa çoğaltmak vardı sevdayı...
Canlı tutmak vardı her zaman, hayatın en güzel kavgasını...
Gittin...
Sen harcayan oldun...
Umutlarım harcanan...
Bense;
Yürüdüğü yolda eskisinden daha öfkeli, daha kırılgan.....
seni çekiyor canı, sustuğum harflerin...
Herşeye rağmen sana geliyorum bu sabah, gelmeye kararlıydım çünkü...Bana ilk dokunanım sen ol, ilk günaydınım sen ol diye...Kendi kendimle bile konuşmadım hala, aynada saçlarımı taramadım, oysa benim ilk günaydınım, ilk tebessüm edişim kendimedir benim..
Hayallerimi, ümitlerimi, sevinçlerimi ve kederlerimi yanıma alıp, yola çıkıyorum... Haydi uyan..Kapatıyorum dört duvara dilimin ucundan düşen sessiz harfleri, sevmeyi sevilmeyi yavaşlatacak olan virgülü, en sonunda bitirilmesi gerektiğinde sonuna konulan noktayı...Hepsini derinliklere gömüyorum..
Kapımı açarken anahtarın çıkardığı seste yeni kapılar aralandı bugüne dair hayalime...Bir bilsen kaç ömür sığdırdım, kaç sevişme, tenine kaç tel saç bıraktım... Şiir okur gibi name, name mısralar nakşettim ismine... En çok neyi, kimi sevdiğimi fısıldayacağım kulağına...hadi bil..
Sessizliğimde, çığlıklarımla çoğala çoğala geliyorum bak..Uçsuz bucaksız denizde yol alan, vapur güvertesinde birkaç martı eşlik ediyor için için gülüşlerime..Burada olanları toplasan bir kaç kişi ya var, ya yok yanıbaşımda... Ama hayallerim bile daha kalabalık, sen daha da kalabalıksın bende...
Güneş, düş kırıklarında belli ki olabildiğince tuz buz dağılmış maviye... Acıtıyor bakışlarımı ve kısıyorum gözlerimi...Sen ise duruyorsun gölgede...Seninle herşey her an, her yerde ve her şekilde güzeldi, sen bilmiyordun değil mi..
Terleyen güneşi serinletmek için baş başa verdi bulutlar...Gökkuşağı, mavisinden bir damla düşürmüş çimenlerin arasına... O kadar yeşillik içinde nasıl da gördün yalnızlığını ve oturdun yanına... Avucuma bıraktığın mavi boncukta dizilecek sabır gecelerim...Sarı kurdelesi çözüldü güneşin ve yavaş yavaş düştü elbisesi..Çocuk yanım yorgun. Sular mı yordu, açık hava mı çarptı yoksa bunca sevinci kaldıramadı mı bedenim, bilmiyorum... Büyüttüğüm yanım hala sana aç, seni çekiyor canı sustuğum harflerin...Bir güne ne kadar sığarsa sevgi, o kadar dopdoluyum işte...
seni unutacağım
sana geldiğim yollardan döndürdün beni
kendime sarılacağım yeniden seni hiç sevmemiş gibi
kimsesiz bir vedanın busesini söküp dudaklarımdan
gökyüzüne fırlatacağım
varsın söz dinlemesin gözlerim
varsın ağlasın isterse yağmurlarla
seni unutacağım
Vuramayacak artık anıların da beni
gönlümün arka sokaklarında dolaşmak yok
korkmuyorum şarkılardaki veda makamından
korkmuyorum kalbimle buluşmaktan
beni benden başkası vuramaz artık inan
seni unutacağım
en yorgun yerindeyim hayatın
en yoğun acısındayım sevdanın
hüznün karanlığını aydınlatacağım
her sabah biraz daha kendime sarılıp
seni unutacağım
Gökhan'dan
Rüyalar tamamlanamıyor,
Giyinip kuşanılamıyor,
Gülüp ağlanamıyor,
Ve son bir defa olsun insan
Göz göze gelemiyor
(Gökhan'da şairmişte haberimiz yokmuşşş :))
23 Mayıs 2006
Denize bakarken

senden kilometrelerce uzakta
denize bakarken
sarhoş rüzgarlar içinde
dalgalanan saçlarını görürüm
tekneler ve vapurlar geçer önümden
rüzgar
denizin iyot kokusu yerine
köpüren mavilikler içinden
kokunu taşır sahile
senden kilometrelerce uzakta
denize bakarken
sevdam dudak uçlarıma gelir
martıların çığlıklarına karışan sesimle
yok sayıp kilometreleri
adını haykırırım
denize bakarken
yakamozlar içinde
denizin mavisinin hapis tuttuğu
ve bir çocuk sevinciyle
kocaman açtığın
sahildeki taşlardan daha parlak
bana bakan gözlerini görürüm
senden kilometrelerce uzakta
denize bakarken
içinde sen olduğundan
ve seninle bir papatya tarlasına benzeyen
kentine gelirim
bir nefes alımı kadar yakın olursun
ve uzatsam ellerimi dokunacağım
önümde dümdüz uzanan mavilik içinde
denize bakarken
tekneler ve vapurlar
bir kıyıdan diğerine koşarken
bir düş
bir hayal gemisi içinde ben
sana gelirim
bir düş ve bir hayal gibi hızlı
silinir kilometreler
ve sıcaklığını yaşarım
kıyıya geri dönerken tekneler
ve denizin üstünden
kederli bir akşama veda ederken güneş
saçlarını ve kokunu
ve gözlerini alıp denizden
martılara el sallarım
seni çok özledim
peki şimdi???
martının bir lokma simit kapabilmek için vapurların peşinden bıkmadan uçuşunu izleyebilirdik. Paylaştığımız her an beynimize bir daha çıkmamak üzere kazınırdı. Özlerdik birbirimizi delicesine. Bir saati yalnız geçirsek, bir sonraki saati iki saatlik yaşardık.
üç nokta
Ve her kaybediş, bir başlangıç...
Hadi eskilere gidelim: Eşsin yüreğime!
Gün be gün çoğalıyorum. Çiçek çiçek açıp, mis oluyorum. Gönderdiğim rüzgarla seni çağırıyor kokum. Sevdan başlangıcım olsun istiyorum, sonra ardından üç nokta (...) koymak. Bir kez daha görüyorum aynalarda parladığını gözlerimin ve yansımamı tüm gülen gözlerde, sen bilmesen de. Öyle doymuştum ki hüzne, uzun zaman oldu, değişti mevsimler, özlemişim...
Geceleri dörtgözle bekleyip, yalnızlığımı kovuyorum odamdan, seninle kalıyorum. Anlayacağın, korkmuyorum karanlıktan. Ya da oturup ayın üzerine, izliyorum seni, senden habersiz. Asırlar geçse doymazmışım gibi geliyor. Gündüzler hiç gelmesin istiyorum. Döküyorum yapraklarımı, insanları kovamıyorum. Sensizim!
Zaman, eski zaman değil. Saklamaya lüzum yok ellerimin titrediğini, tutmadığını dizlerimin. Yüreğimi saklamaya lüzum yok. Gün gibi aşikar her şey. Gönlümde bir bayram havası, uçurduğum rengarenk balonları tutamıyor kimse. Herkes anlıyor, senden başka. Neyim var ki utanılacak? Hiç! Ne mutlu bana.
Bildiğim ve bilmediğim kayıplarımın ardından üzülmediğime şaşmamak lazım. Hem öyle tokum ki acıya, acıyan yerlerimi çoktan kesip attım. Seninle yeniden yer bulmayacak nasılsa. Her şeyin başı inanmak değil mi? İnanıyorum buna.
Başlangıç mı? Çok güzeldir hep. En güzel üç noktası (...) hayatın. son başlangıcım sen olsan.....
22 Mayıs 2006
Mutluluğun resmi

Bugün; bütün ağaçlar yüreğimdeydi.
Bütün çiçekler gözlerimde.
Güneş, ışıklarını dudaklarıma kondurmuştu.
Neydi kanımı kaynatan bu güzelliğin adı?
Mutluluk muydu?
Bugün,
Ne varsa hüzünden yana
denize fırlattım az önce.
Sanki beklermiş gibi hepsini,
hop hop hoplatıverdi dalgalarında.
En güzel maviliğiyle oynaşıp durdu.
"Bak" dedi "fırlattığın hüzünlerine...
İşte; onların bendeki hükmü sadece bu!"
Sonra, şakalaşırcasına
bir kaç tuzlu damlasını
sıçratıverdi yüzüme.
Gülümsedim mahcup mahcup,
onun bu neşesine...
Duruldu.
Bir deniz yıldızı bıraktı avuçlarıma.
Yoksa mutluluk bu muydu?

Herkes kalabalıkken,
içimdeki yalnızlığı
alıp, gidiverdi sihirbaz martılar!
Bir de arkasından o bildik
şen kahkahalı bağırışmalar!
Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.
Beyazmış meğerse
beni, onlarla bütünleştiren mucize!
Kanat çırpa çırpa,
yüreğimdeki isyanları uçurdular...
Yaşamaktan aldığım tad; işte buydu!
Yoksa mutluluk bu muydu?
"Sen mutluluğun resmini
çizebilir misin Abidin?"
Evet... Adım İNSAN...
Ya, tabii ki, çizerim!
Az önce;
ağaç oldum,
çiçek oldum,
güneş oldum,
deniz oldum,
martı oldum,
ölümsüzleştim...
Meğerse, hep
yanıbaşımdaymış
bu güzel resim!
Ben çizdim. Adı umudum'du!
Yoksa tüm umutlarım
beni hiç terketmeyen
mutluluğum muydu?
* * *
Mutluluk,
hepimize sadece
kendi çizdiğimiz resimler
ve uzaklıklar kadar
yakındır!
Yolun açık olsun!
Senin de benim gibi yalnızlıkla dertleştiğin ve sensizliğin oldumu hiç..Bir gün güneşin doğmasını beklerken tutulduğuna, kapkaranlık olduğuna şahit oldunmu.. Hayatında mutlu bir yarının olmasını beklerken, farkında olmadan saatinin ertesi günü gösterdiği oldumu..
Etrafındakileri seyrederken gülen insanları gördüğünde, suratının asık, kaşlarının çatık olduğunu hissettiğin oldumu hiç...
Göz pınarlarında akan göz yaşlarını hissettirmemek için, yağmuru bekleyip ağladığın oldumu hiç..
Senin bana geri dönmeni beklemiyorum artık..
Sesin, gülüşün ve gözlerin var sadece aklımda..
Ben artık sevgimi güneşe adadım, her zaman sıcak kalması için, umudumu yağmura adadım, her damlasında biraz daha büyümesi için..
Ne kadar kötülük varsa üzerine yığınlarca toprak attım, yok olması için..
Seni sana bıraktım artık..
Benden daha çok tercih ettiğin kendinle baş başa kalasın diye..
Herşeyden ve tüm insanlardan habersizce, elveda diyemeden yok oluşum senden ..
Şimdi tebessümlerin, gözlerin, tenin, kokun bir başkasının olsun..
Artık gülüşlerin sahte de olsa gül..
İçin, için ağlamanın tadına var ve başkasına baktığın gibi bak...
Kendinden utan..
Ellerine bir başkası değsin..
Kokunu saklamaya çalış ve sahte bir tebessüm savur...
Haydi durma gül...
Gözlerin kan çanağı oluncaya kadar gül..
Haykırırcasına sus..
Ve gidişinde ardında neleri bıraktığını düşün..
Mutluluğundan kahrol...
Bundan sonrada sana gidişini sormuyorum..
Yolun açık olsun..
20 Mayıs 2006
Ağladım...

Bu gece yine için için yanıyorum,
Oturmuş seni düşünüp ağlıyorum,
Seni, gidişini, sevişini, her şeyini…
Unutamıyor işte bu kalbim.
Yaptıklarını hatırlayıp, pişman oluyor…
Seni düşünüyorum bu gece, karanlık gökyüzünde…
Arkana bakmadan gittin,
Beni benle baş başa bıraktın, yıkıldım, üzüldüm,
Kırıldım…
Senden ayrılınca kaldım çaresiz, sevgisiz, ve birde
Sensiz,
Hep sensizdim zaten ama şimdiki kadar asla değil…
Parçalanmış bir kalbe sahip oldun mu sen hiç?
Parça parca edilmiş, yıkık ve virane, bir o kadar da,
Vefasız,
Önceleri üzüldüm, yıkıldım ama asla ağlamadım…
Geldi geçti deyip senide gözlerin gibi kalbime
Gömdüm…
Unuttum dedim, unutacağım dedim,unutamıyorum
Dedim UNUTMAM dedim…
Önce gözlerin sonra sen çıktın kalbimden,
Bir vicdan azabıdır başladı ölü yüreğimde
Hiçbir şey kalmadı, senden başka kalbimde,
Hatıraların, gözlerin ve sözlerin…
Şiirlerini getirdiler bana,
Beni öldüren şiirlerini…
Vefasız dediğini duydum, yıkıldım,
Düşündüm seni gecelerce daima tek başıma,
Şiirlerin öldürdü, hasretin yaktı yüreğimi,
Kırıldım, üzüldüm, yıkıldım ve en sonunda ağladım…
Üç kişi ağladık sana; ben, kalbim ve gözlerim…
Sana yandım, seni sevdim, seni hatırladım her yerde…
BELKİ BİRGÜN sesini duyarım umuduyla telefon bekledim
Günlerce,
Telefon gelmeyip sesine hasret kalınca ağladım,
Ağladım,
Sana yaptıklarımı ancak o zaman anladım…
Duydum ki kalbini vermemişsin kimseye,
Olurda içinde Beni görürler diye…
Benim kalbimi de istediler, ama vermedim kimseye
Olurda içinde Seni görürler diye……..
Yok yok bunların hepsi seninle yaşanmamış olabilir
Seninleyken ama sensiz yaşanmış şeyler
Şu da bir gerçek ben ben ben
Senin için ağladım ve aglamaya devam ederim...
Herşeye ragmen;
Bir enstrümanın tellerinde yeniden besteleyebilirdik hayellerimizi yeniden yazabilirdik yenik düşmüş hayalleri tarihleri her acımız sevince dönüştürecek anları yakalayabilirdik el ele ama denemedik sevdiğin kadar yakınsın sanıyordum sevdiğine ruhuna dönüş yoktur sonların başlangıcına yeni yolculuklar için biletin varsa başka bir yerde... Başka bir zamanda... Belki yeniden... Kimbilir belkide hiçbirzaman... Ama gelemesende bu yanlızlık gurur veriyor bana
günün sözü!!
ya utancımız
ya yalanımız,
ya yalvarmamız
ya da acımızdır
bu yüzden aşkı hırpalanarak yaşamaktansa
yaşıyorum demek evladır
derinlerden...
Yavaşça çekileceğim rüyalarından,suyu çekilen bir ırmak gibi kalakalacaksın
Ki;
Gölgem bile kalmayacak,evinin duvarlarında
Ne dudaklarında adım,ne de; teninde parmak izlerim; kalmayacak bana ait hiç bir kanıt
Düşsel yaşamının eşiğindeki ayak izlerim silinecek,
Bakalım o zamanda;
Böyle arsızca gülüp kaçabilecek misin...?
usulca damla içime,
bozmadan bulandırmadan rengimi.
becerebilirsen; sevişirken bak gözlerime
Yoksa durma ;vur sana uzanan ellerimi
ağlarken mi sevişilir ? sevişirken mi ağlanır ?
bir cümle,bir beyit talana,yağmaya dair.
tutuşurken kelimelerin; dudağıma değdir.
ya da
g
i
t
talan vaktidir, dolunay da yok, kimse görmez...
vur beni...
YASTIKTAKİ GÖZYAŞLARIMI İPE SERECEĞİM
dökülürken soğuk yataklara
sessiz gölgelerin uzadığı sokaklara çıkarım
ıslak kaldırımlardaki terk edilmişlik
ve yalnızlığa
rüzgarın soğuk nefesi değer
sokaklar şimdi sonbahar
hedef tahtası yerine konur yüreğim
dört bir yerden mermiler yağar
delik deşik olur bedenim
bir ince sızıdır şimdi yalnızlık
hüzünler taşıyan rüzgar değer saçlarıma
arkamda kalır soğuyan küller
ve çıkmayan fallar
bir yorgan gibi sarılıp geceye
uykunun kollarına teslim olurum
derinlere işler şimdi yokluğun
güneş doğarken
korku tünelinden çıkacağım
sıkı kapatılmış perdeleri
ve camı aralayıp
göz yaşlarımın suladığı yastığımı
ipe sereceğim
balkon sen kokacak
yağmur ve sen

Yağmur yağıyor nisanın o alabildiğine heyecanlar bense
Ağlıyorum yağmur gibi yitirdiklerime ömrüme
Ve senin için ve aşk için.
Uzun zaman oldu ayrılalı senden ve
Ziyan akla her geçen gün
Yağmur iliklerime kadar işledi
Islağım sırılsıklam aşkın gibi
Lambanın ışıkları az ilerde sokağın
Duruyorum ve gökyüzüne
Islak ıslak bakıyorum
Tanrıdan tekrar seni diliyorum
Işıklı yoldan yavaş yavaş yürüyorum ve
Masal dinler gibi yağmuru dinliyorum.
Bitti saltanatın!
Sen artık başımda tac olamazsın
Yanmaya değmezmiş senin uğrunda
Sen artık gözümde yaş olamazsın!
Aşkını kalbimde bir ağ mı sandın
Kendini çiçekten bir bağ mı sandın
Yoksa erişilmez bir dağ mı sandın
Sen benim yolumda taş olamazsın!
Dönmem artık sana bana tapsan da
Koskoca dünyada bir sen kalsan da
Kendini yakarsın ateş olsan da
Sen benim içimde kül olamazsın!.
15 Mayıs 2006
Ankara

Gel deme bana Ankara
Çağırma iç çekişlerinle
Gelemem
Ey sevdama şahit şehir
Caddelerin, sokakların, parkların
Aşkın kokusu sinmiş kaldırımlarına
Basıp geçemem üstüne
Gel deme bana Ankara
Çağırma iç çekişlerinle
Gelemem
Ey yakarışlarıma sağır şehir
Nerde sevdiğim söyle
Biliyorum, sende değil
Toprağın koynunda herşeyim
Gel deme bana Ankara
Çağırma iç çekişlerinle
Gelemem
Ey haritadan sildiğim şehir
Ağıtlarım ses bulmuyor sende
Gelemem sana, çağırma boşuna
Saramazsın yaralarımı
Adın bile kanatır gözlerimi
Sus artık sus
Anma benimde adımı
Ölemiyorum bile...
fırtınalar,
ne deli dalgalar beklemektedir seni. Korkarsın, terk edemezsin limanı,
bir
köşesine sığınırsın. Kabullenmesen de artık aşk bitmiştir, İşte son
bu...
İçin hep hüzün doludur, bir türlü kabullenemezsin bittiğini. Gözlerinin
içine
bakıp seni seviyorum demesini beklersin. O sözler hiç çıkmayacak o
dudaklardan
bilirsin. Yinede umudun yeşildir, İşte hayal bu...
Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın. An olur ki ne olur
bitmesin
dersin.
Bu sözlerin dudaklarından nasıl çıktığına kendin bile inanamazsın. Oysa
o
yüzüne
bakıp sadece gülümser, İşte acı bu...
Ondaki sıcaklığı kimsede bulamayacağını düşünürsün. Kimse onun gibi
gülemez, onun gibi dokunamaz dersin. Ve kimseyi onun kadar
sevemeyeceğini bilirsin.
Kahredip başını eğersin önüne. İşte hüzün bu...
Nefes alamaz hale gelirsin, daralır için. Bir kaç saatlik derin bir
uykuya
hasretsindir. Bilirsin ki gözlerini kapasan da terk etmeyecektir
hayali.
Atarsın
gecenin kollarına kendini, İşte huzur bu...
Ondan gelecek tek bir haberi umutsuzca beklersin Bir de beklemek ölüm
gibi gelir
insana böyle zamanlarda. Aslında ölüm fikride garip değildir artık
sana.
Geri
dönerse diye ölemezsin bile, İşte sabır bu...
Hayat devam ediyordur ama her şey yarımdır, hep bir yanın eksik.
Yüreğin eskisi gibi atmayacaktır, başka aşklarsa seni kandırmayacaktır.
O
başkalarıyla,
mutlu
bir hayatı yaşıyor olsa da, yine de sevginden vazgeçemezsin. İste aşk bu...
İsterdim

Keşke gözlerinde ki uykun ben olabilseydim.. Sabahlara dek süren geceler boyunca... Dudaklarında ki mutluluk tebessümün.. Kimi vakitlerde aklına takılan sorular... Aklında ki son şarkı, içine teneffüs ettiğin hava olabilseydim.. Tertemiz, çağlayanlardan akan, serin serin dudaklarına değen bir su olabilseydim.. Yüreğini aydınlatan bir ışık olabailseydim.. Benimle görseydi tüm güzellikleri güzel gözlerin... Çektiğin çile olabilseydim, şikayetsiz.. Oynadığın oyun, beklediğin bir müjdeli haber, bulduğun değilde, aradığın olabilseydim.. Her zaman arzuladığın değil, arzun olabilseydim ... Birşeyler olabilseydim anla işte.. Sana tarif edemediğim, anlatamadığım.. Hepsi sende başlayan ve sende biten.. Sadece seninle beraber olabilen, her zaman sende kalan bir şey olabilseydim...
Bu Bizimki..
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.
Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.
Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.
Yasadışı bir aşk,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.
Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.
Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice'inkine
Fena öykünüyor.
İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.
Cemal Süreya
İçim öldü o kadar!!!

Işığın aksi miydi gözbebeğinde parlayan
Yoksa eskimiş heyacanım mı?
Unutulmuş akşamların gizine mi tutulmuşum
Vakit mi geç ben mi yorgun düşmüşüm bilinmez..
Beni benle bırak giderken,Kapıyı kapat ardından sıkı sıkı Açık kalmasın
sakın!
Gidişine içim acımayacak,Ardından yas tutmayacağım yemin olsun sana ki
gülüşün ıstırabım olmayacak.
Git sen,git hüzün bakışlım
Bak,ben hiç ardıma bakıyor muyum?
Öne eğilen başım değil ki;Sadece canım acıyor o kadar.
Adımların duyulmasın uzaklardan emi?
Çabuk git sen usul usul,Nefesi kesilen ben değilim İçim küstü o
kadar,
Gittin değil mi can yakan bakışlım..
Ağlayan ben değilim meraklanma sakın
İçim öldü o kadar....
Peki nerde bu sevgi?

Yağmur damlaları.... Her biri nasıl sabırsızca yağıyor gökyüzünden. Kaynağına koşuyor, toprağa; doğup büyüdüğü bulutlardan...
Kelebekler ise rengarenk... Hemde inadına bir gün sürecek hayatlarına rağmen. Yırtıyor kozasını, uçuyor gökyüzüne. Tadını çıkarıyor hayatın, kedersizce...
Çiçeklerinse ömrü bir bahar. Belki bir saksıda, bir bahçede yada bir dağın yamacında... Güneşe çeviriyor yüzünü, dans ediyor rüzgarın eşliğinde...
Peki ya biz? Biz neden kederliyiz.. Belki 70-80 sene hayatımız; göz açıp kapayana kadar geçsede...
Dün çocuktum, bugün yetişkin... Yarınsa özüme döneceğim, toprağa... Ama nedir bu içimde bitmeyen keder. Neden sönmüş gözümdeki pırıltılar, dudaklarımdaki gülümseme...
Elbette ki yaşadım hayatı bu güne dek. Kimine göre daha berbat, kimine göreyse daha şanslı. Ama kim taratabilir ki terazisinde hayatı? Kimden alıp hangimize verecek; fazla mutlulukları, hayatı, varlığı...
Ve bir gün gözlerimizi kapatana dek sonsuzluğa, önemli olan sevmek ve sevilmek değil mi? Belki bir yağmur damlasında, bir kelebekte yada konduğu bir çiçekte... Hepsini hayata bağlayan sevgi değil mi? Herkesin aradığı saf, kusursuz, temiz sevgi; hayatın ta kendisi...
Peki nerde bu Sevgi?
13 Mayıs 2006
12 Mayıs 2006
ÇANAKKALE GEÇİLMEZZZZZ
bütün dev silahları üzerime kan kussa
şurda tekbir sesleri birer birer hep sussa
değil müttefiklerin, bütün dünya kudursa
bizlerden akan her damla sizlere şelaledir.
geçemezsiniz beyler... bura ÇANAKKALE'dir!
hintler, yamyamlar, moskoflar...
gidin... burası TÜRK elidir.
buradan kuş bile uçmaz, kainat bilmelidir.
hangi sapık dedi ki 'Boğaz geçilmelidir'
gelsin kendisi geçsin... ve göstersin boyunu
ona da öğretelim asil TÜRK'ün soyunu
boğazı geçmek için toplansa da bütün cihan
toplanın efendiler... bu pınardan içilmez
yanlış kapıyı çaldınız ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...
kalkan koludur her koya bir başka şehidin
koldur, fakat azminde kanatlarındaki hız var
etlerle kemiklerle örülmüştür ufuklar
ey akdeniz, insan ölüsünden kapımız var
ejdersen eğer, yerleri yık gökleri yık ez
fakat şunu bilmelisin: uğrunda öldüğümüz nokta:
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ..
BİR YOLCUYA
Dur yolcu!
bilmeden gelip bastığın
bu toprak, bir devrin battığı yerdir
eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
bir vatan kalbinin attığı yerdir.
bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
istiklal uğrunda, namus yolunda
can veren Mehmed'in yattığı yerdir.
bu tümsek, koparken büyük zelzele
son vatan parçası geçerken ele
Mehmed'in düşmanı boğduğu sele
mübarek kanını kattığı yerdir
düşün ki haşr olan kan, kemik, etin
yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
bir harbin sonunda bütün milletin
hürriyet zevkini tattığı yerdir.
Necmettin Halil Onan
Çanakkale'de conkbayırı üzerinde Mehmet'çiğe saygı anıtının çok duygusal bir hikayesi var:
25 Nisan 1915 günü conk bayırında türkler ve birleşik kuvvetleri arasında korkunç siper savaşları oluyor, siperler arasında 8-10 metre mesafe var süngü hucumundan sonra savaşa ara verildi. askerler siperlerine çekildi. yaralılar ve ölüler toplanıyor. iki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan ingiliz yüzbaşı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, kurtarın diye yalvarıyordu, ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım etmiyordu. çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. bu sırada akıl almaz bir olay oldu. türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. arkasından aslan yapılı bir türk askeri silahsız siperden çıktı. hepimiz donup kaldı. kimse nefes alamıyor ve ona bakıyorduk. asker yavaş adımlarla yürüyor. siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. asker yaralı ingiliz subayını yerden kucakladı, kolunu omzuna attı. ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. savaş alanlarında günlerce bu kahraman türk askerinin cesareti, güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu.
Üstteğmen Casey (sonradan avustralya genel valisi olmuştur.)
ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

Eceabat
Şehitler Abidesi

Yahya Çavuş Siperleri
Turuva Atı
57. Alay Şehitliği

Anzac Koyu ve mezarlığı

inanılmaz bir manzara

Çanakkale Limandan gün batımı

bu da Çanakkale Papatyası (Özel) :)

DUA

Sevginiz iki yüzlü olmasın. Kötülüklerden tiksinin,
İyiliğe bağlanın. Birbirinizi kardeşlik sevgisiyle,
şevkatle sevin. Birbirinize saygı göstermekte yarışın.
Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rab'be kulluk edin.
Ümidinizi düşünerek sevinin. Sıkıntıya dayanın.
Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin.
Konuksever olmaya bakın. Size zulmedenler için iyilik dileyin.
İyilik dileyin, lanet etmeyin. Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın.
birbirinizle huzur içinde yaşayın.
(Bu dua Çanakkale Gelibolu şafak törenlerinde Avustralya ve Yeni Zellendalıların okudukları bir dua. İnanç öyle bir duygudurki ne din, ne dil, ne ırk farketmez! Amaç aynı amaçtır! dua aynı duadır!)
deniz bitti
Karaya oturdu aşkımız
Ve kumlara gömüldü
Üstüne titrediğimiz umutlarımız
Batan bir geminin
Top atan bir aşkın malları bunlar
Haraç- mezat dillerdeyiz
En yaban ellerdeyiz işte
Başın sağ olsun
Ve hatta gözün aydın
Gözlerimden bir yıldız gibi kaydın
O büyük aşktan sadece
Bir kırık ben
Bir de yitik sen kaldın...
bu biçim
Bu biçim bu biçim sevmedi
Yokluğu ekmeğe katık edip sevgiyi açlığa eklemedi
Gözyaşlarının hiçbir teki bu biçim düşmedi
Böylesine dolu dolu dolu ağlamadı hiçbir kucakta hiçbir baş
Ve hiçbir elveda bugüne dek bu biçim söylenmedi
Hiçbir akşam o akşam gibi kanarcasına batmadı o güneş
Ve hiçbir güneş onları bir daha bu biçim bu biçim görmedi
Hiçbir kadın dedim ya hiçbir erkeği ve hiçbir erkek
Hiçbir kadını bu biçim bu biçim bu biçim sevmedi
...........................
sen gözlerimde
ıssız geçen her gecemde
her şeyinle yanımdasın
en zor bu gerçekten
sevdiğimi söylemeden
ayrıldım yine senden
yoksun sen aslında
yalnızım bu kumsalda
neler neler yapıyorsun
bensizken ankara'da
5 Mayıs 2006
4 Mayıs 2006
sadece bil istedim
Şimdi yanında olsam; kurumazdı dilim... Suskunluklarıma suskunluklar düğümlemez, sevdaya böyle düşmezdi yüreğim...
Şimdi yanında olsam; dolaşmazdım deli gibi bir gölgenin peşi sıra... Örmezdim hasreti an an, takılmazdım ağlarına deli sepken...
Şimdi yanında olsam; parçalanmazdı yüreğim... Bölünüp bin parçaya, kararmazdı görünmeyen yüzü...
Şimdi yanında olsam; beklemezdi gözlerim...Yılları günlere bölüp, eskitmezdim pencere pervazlarında menekşelerimi..
Şimdi yanında olsam; kuşlar böyle susmazdı...Çiçekler kokmamazlık yapmaz, hanımelleri güneşe küsmezdi...
Sadece bil istedim..
Hoşçakal.......................

Sen gidince yıldızlar mı kaybolacak?
Ay'ı mı koyup cebine kaçıracaksın benden...
Güneşi battığı yere mi zincirleyeceksin?
Hoşça kal....
Sen gidince deniz kıpkızıl mı olacak?
Martılar ekmek yemeyecek mi artık...
Ve vapur götürürken birini
Getirmeyecek mi sanıyorsun bir diğerini...?
Hoşça kal...
Sen gidince yüreğimde mi gidecek?
İflas mı edecek tüm bedenim...
Ben ölü mü olacağım sen gidince?
Hoşça kal...
Kapanmış bir yarayı kaldıracak gidişin.
Üç beş damla kan kadarsın işte...
Nasılsa her bahar yaprak açar dal...
Gidiyorsun, sen bilirsin....
Hoşça kal....
Neleri nelere değiştiriyoruz?
Sevdiğimiz için gecenin ikisinde yol kat edilmiyorsa, uyku tatlı geliyorsa....
Hangi zamanı kimlerden çalıyoruz, çantada keklik gibi gördüklerimizden mi? Ne kadar ilgilenmesek de, ne kadar az zaman ayırsak da, nasılsa yanımızda olacaklarından emin olduklarımızdan mı?
Ya o keklikler bir gün keklik olmaktan bıkarsa.....
Ya onlar, 'al, istediğin hayatı sen yaşa. Ne olursa olsun biz arka fonda yokuz' derlerse?
Ya, ' her şeyi sizler için yapıyordum' yalanı ile baş başa kalırsak?
Ya.......................
Ya yağmurun bir daha yağdığını göremezsek?
işlediğin cinayet!

Artık
Çok fazla önemsemiyorum
Gelsende olur
Gelmesende olur
Farzetki geldin
Gözyaşlarımı sildin
Söylermisin bana
Ne değişecek?
Sararan umutlarım
Tekrar yeşerecek mi?
Kan çıbanlarım
Kuruyacak mı?
Çektiklerimi
Unutabilecekmiyim?
Bana verebilecekmisin
Dünkü beni?
Artık gelsende olur
Gelmesende olur
Farzetki gelmedin
Gelmeyeceksin
Acılarıma,acı mı eklenecek
Gözyaşlarım sel mi olacak
Bundan daha kötümü olacağım
Daha karamsar,kahır dolu
Şiirler mi yazacağım?
Pas tutan
Hatta donan umutlarım
Yeniden sıcak,sımsıcak
Pırıl,pırıl olurmu sanıyorsun?
Artık
Çok fazla önemsemiyorum
Yıllarca boşuna beklemişim seni
Alıştım ben acılarla yaşamaya
Alıştım yalnızlıklarla boğuşmaya
Artık gelmesende olur
Artık,kalbim
Küt,küt diye atmıyor
Artık,saçlarımı
İMBAT rüzgarları savurmuyor
Artık,gözlerim
Eskisi gibi görmüyor
Öylesine çok artık var ki?
ARTIK GELMESENDE OLUR
3 Mayıs 2006
Tek bir söze hayat silebilen birine bu dileklerim!
-sil o zaman!

Dilerim
Her zaman birşeyleri paylaşacağin birilerine
sahip olursun.
...
Dilerim bazen, ama bazen,
cok istedigin bir şeyin,
"eh bu da idare eder" demek zorunda kalmadan,
ta kendisine sahip olursun.
...
Sana,
kötü günlerinde avunabilmen için
yeterince güzel anılar
dilerim.
...
Sevdiğin biri için,
en uygun armağanı bulmanın mutlulugunu
yaşamanı dilerim.
...
Sana ilkbaharı dilerim;
her zaman bizi
beklediğimizin ötesinde şaşırtan
mevsimi.
...
Çocuktan armağan almanın
mutluluğunu dilerim
sana.
Solmuş bir papatya
Üstune toz yapışmış bir lolipop
Küçük bir kurbağa
ya da
bir öpücük
...
Sana
eskimeyen aşkların mutluluğunu
dilerim.
Değişmeyen,
tükenmeyen aşkların...
...
Milyonlarca şekilde çıkar
karşımıza mutluluk
ve sana
onları farkedebilmenin
mutluluğunu
DiLERiM
2 Mayıs 2006
Gözbebeği
Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer.
Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki âşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim! ' diye hitap edilir.
1 Mayıs 2006
hayatın içindeki sen!
Senden uzaklarda yaşadığım bu şehirde, kalabalık insanların ortasında, tanımadığım insanların yüzleriyle, sesleriyle, değişik görüntüleriyle mutluluk kahkahaları atarken yapayalnız bir tek kendimi görüyorum… Bütün o insanların yüzlerini ve kişiliklerini kendi bildiği dilde okuyan, bütün görüntülerden kendi resimlerini oluşturan, en çok orada olduğu sanıldığını hissettiğim anda bile aslında ulaşılamayacak denli uzak kalan bir tek kendimi.. Heyecan ve sevgiyle gülümsüyorum, şimdi seni sevip hissetmem için seni sahiplenmem gerekmiyor..Yanımda olmasanda senin hayalinle paylaştığım bu odamda, seni hissetiğim kadar başkalaşıyorum ve duygularımın fırtınalarında baştan başa sen oluyorum..
Renklendirdiğim rüyalarımdasın artık, ordasın ve varsın işte..Şimdi yüreğimle soluyorum seni.. Binbir kır çiçeğinin kokusu bahar bedeninde..Hayatın bütün renkleri bir yaz güneşinden ödünç aldığın yüzünde.. Ay’ın ışıltıları yüzünde, rüzgarın hırçınlığı ise avuçlarında... Mavi denizlerin yosun kokuları her soluk alışında ve ilk kez acı çekmeden özlüyorum seni..
Her insanın ay gibi bir birinden farklı iki yüzü varmış, bir yanı aydınlık diğer yanı kapkaranlık.. Şimdi bir yanım çok aydınlık, apaydınlık…Acı verecek kadar aydınlık.. Seni bu aydınlıkta ilk kez görüyorum... Sen benim değilmişsin, bunu en çok bu aydınlıkta görüyorum… Benim olan sende hayat bulan ve tekrar bana yansıyan kendi kişiliğim, benim kutsal sevgim bunu şimdi daha iyi anlıyorum.. Senin sahibin kararmış gönlün, acıların, dününden bugününe ve yarınına miras kalan talihsiz karşılaşmaların, düş kırıklıklarınla dolu günlerinin siyaha bürünmüş halleri… Sen kendi karanlık yönlerini seviyorsun her kendine yol alışlarında ya da sevmek, sevilmek isteyipte sevilememenin veya sevememenin acılarından haz alıyorsun.. Sen kendini üzen duygularını, kendi karanlıklarındaki alaycı acılarını seviyorsun durmadan..
Ayrılmak,
seni seven birisini tek başına terk etmek sorun değildi,
yüreğinden acımasızca hançerlenip,
bir takım duygularım kanlar içinde yere serildikten sonra....
Aşkı
Getirdiğin gibi götürmeli
Geldiğin gibi gitmelisin bu şehirden...
Yakmalısın bir seferde
Yalnızlıkları bensiz,
Külünde ayıklamalısın
Ayrılıkları sebebsiz.
Belirsiz bir aşkı
Belirsiz bir ayın gecesinde ,
Hüküm giyerken gözlerin
Gölgede karanlığı
Pencesinde öfkeyi
Sorgulamalısın
Belirsiz bir vakit.
Yeterince söylenmediysen
Söylenmelisin kadere.
Sonra bıraktığın gibi yaşamalısın
Yazılanı.
Yazının okundugu kadarını....
Geldiğin gibi gitmelisin
gönlümden...
W.SHAKESPEARE diyor ki..
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için
Düşünmekten korkuyor; sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor; eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor; reddedilmekten korktuğu için
Yaşlanmaktan korkuyor; gençliğinin kıymetini bilmediği için
Unutulmaktan korkuyor; dünyaya iyi birşey vermediği için
Ve ölmekten korkuyor; aslında yaşamayı bilmediği için.....
hayat okadar güzelki yaşamasını bilen için
son

Sen, her zaman gerçeğim ol istedim ..
Hayallerimde yanına geldiğimde yüreğim titredi..
Çünkü sen hayalimdin...
Yanlız yatağıma uzandığımda zamanlarda ise..
Bir burukluk vardı içimde..
Sen kavuşamadığım hayalimdin...
Senin için umutluydum, gerçeğim olcaktın..
Sonunda anladım ki...
Kırık bir cam parçasıydı, kalbime batan..
Hayalimden geri kalan bir parça..
Tüm bedenime dağılmıştı, toplayamazdım..
Sadece karanlıkla dertleştim, sensizliğime kahrettim..
Kendime ve sensizliğime kızdım..
Bir tek sana kızamadım..
Ben, yüreğim elimde gelmek istedim kapına...
Ve o yürek ki,
Birdaha canlı ve heyecanlı olmamak üzere kara toprağa düştü...
Herkes tek kişilik (ya da değil)hayatlarına döndüğünde omuzlarımdaki yitik sevdayı taşıyabilir miyim?

Hiç yaşamak istemediğin olmuş muydu senin?
Hiçbir güne ağlamaktan sırılsıklam olmuş yastığında uyandın mı?
Hiç güneşli günlere sırtını dönüp perdelerini kapadın mı?
İnsanlar seni anlamadığında ne yapmayı tercih ettin?
Sustun mu, yoksa anlatmaya çalışmayı denedin mi ?
Yüreğindeki bir insanı kaybettin mi ?
O, hayatından gittiğinde ne yaptın peki ?
Nasıl böyle güçlü kaldın?
Bu sorularla ne kadar da yalnızım…
Daha yürümeye yeni başlayan bir çocuk gibi bende sanki dünyayla tanışıyorum...
İnsanların gerçek yüzünü görmeye başladım, sonra şaşırdım, ben hiç onlara benzemiyordum.
Kendime kızdım iyi niyetime, saflığıma…
Hiç beklemezken sevgi çalıverdi kapıyı..
Önce içeri aldım, sonra bağrıma bastım onu..
Çünkü sen sevginin ta kendisiydin…Sevgide sendin benim için...
Hep siyah, beyaz ve monoton olan hayatıma binlerce rengi, heyecanı sen kattın…
Her gün binlerce rol içinde girdin hayatıma…
Sarılırken sevgilim oldun, dertleşirken can dostum…
Yanlış yaptığım zamanlarda bana kızarken babama benzettim seni...
Bana bir şey olmasın diye, beni her şeyden sakınırken koruyucu meleğim oluverdin...
Ne zaman üzülsem senin kucağında ağlamaya alıştım artık...
Nereye gitsen yanımda seni de götürüyorum...
Sevdamı anlatacak kelime bile bulamıyorum.
Sana baktığımda öylece kalıyorum…
Ne bir alışkanlık oldun ne de bir sevgili…
Adını hala koyamadım.
İçimde böylesine büyümüşken, bu sevdayı ölesiye yaşarken, seni kaybetme korkusuyla geçen geceler boyu içimi bir telaş aldı..
Ya bu rüya biterse, ya beceremezsek…?
İşte sevgili, sana bu soruları sormamda ki neden sadece buydu…
Sen her şeyi benden daha iyi bilirsin..
Eğer sen gidersen yaşamak istermiyim sence..
Sabahları yastıklarım kuru kalır mı hiç?
Herkes tek kişilik (ya da değil)hayatlarına döndüğünde omuzlarımdaki yitik sevdayı taşıyabilir miyim?
kırgın yüreğimle....
Varsın şu kırgın yüreğim ummanlar da kalsın ...
Varsın içli bir türkü de ağıtlar yaksın ..
Ama ben yine yazacağım .. Ben yine de söyleceğim söyleyeceklerimi...

Bir çember vardı bizi saran, kırılması öylesine güç...
Bir sevgi vardı yüreklerimizde, öylesine içten, öylesine derinden..
Bir tutku vardı içimizde, yıldızları kucaklamak istercesine..
Bir çınar ağacı vardı takıldığımız yerde, gövdesine isimlerimizi kazıdığımız...
Bir saat vardı özlemle beklediğimiz, güneşin battığı zamana yakın..
Bir gül vardı küçücük gönül bahçemizde, bütünüyle sevgimizi yansıtan..
Bir ezgi vardı sessizce mırıldandığımız, dillere destan sevgimizi anlatan...
Bazı geceler vardı gözgöze sabahladığımız, öylece kalmak istercesine...
Bir yeminimiz vardı sözlerimizde, asla ayrılmamak üzerine..
Sımsıkı kenetlenmiştik birbirimize, bir ruh ve tek bir beden olmak istercesine...
Oysa şimdi... Bir ben varım, birde geriye kalmış hatıralarım...














