27 Eylül 2006

özledim.

Geceleri uykumu bölmedin sen...Bu bir itiraftır.
Ben böldüm seninkini istemeden.
Ansızın uyandığımda, kendiliğimden. . Gözlerinden öptüm seni.
Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına.
Açtın gözlerini, göremedin beni.
O bomboş odada hissettiysen eğer,
Sakın yanlış anlama beni.... Kötü bir niyetim yok benim..
Sadece gözlerini özledim...

Şarkı söyledim bağıra bağıra... Duyup da sesimi katıl diye bana.
Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna. .
Ama kötü bir niyetim yoktu benim
Sadece sesini özledim.

Kalp atışlarını dinledim elimle...
Saçlarını sevdim... Öptüm ellerinden.. . Hatta biraz da silkeledim.. .
Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim,
Sadece tenini özledim..

Bazı gecelerde konuştum kendi kendime..
Eskilerden söz ettim.. Soru sordum, cevap verdim.
Kızma ama seninle kavga da ettim...
Kötü bir niyetim yoktu ki benim
İnan ilgini.... Inan sevgini....

BİLKİ AŞKINI ÇOKKK ÖZLEDiM...

22 Eylül 2006

sen**

Bir çift göz girdi hayatıma ilk bakışta..
Sıradandı belki herkes için ama benim için değil..
Yanaklarıma dokundu ilk, sonra gözlerime baktı.. Sıradan bir dokunuştu belki herkes için ama benim için değil..
Seninle vakit geçirmek istiyorum dedi.. Sıradan sözlerdi herkes için ama benim için değil. Sen sıradan değildin.
Seni sıradanlıktan çıkaran benim sevgimdi ve benim sevgim sıradan değildi.

Hisler belki aynı kelimelerle ifade edilir... herkesin söylediği... Evet belki kelimeler aynı ama duygular değil SENDEN SONRA HERŞEY COK FARKLI...
EN DEĞERLİMSİN ! ! !.........

19 Eylül 2006

nerdesin?

*Sevgilimdi, aşkımdı, yalnızlığımın ilacıydı.*
*Korkusuzluğum, sığınağım, yarınımdı.*
*Bugünümdü her şeyden öte, şu anımdı.*
*Öncemdi, sonramdı .*
*Gerçeğim, hayalim, bilinmezim, çözülmezim, arayanım,soranım, hep yanımda
olanımdı.*
*Ağlamamdı, gülmemdi*
*Boğaz'daki martım, delişmen rüzgarım, bembeyaz yelkenim, masmavi
denizim, sesim, sessizliğim umudumdu.*
*Hiç bitmeyecek yolumdu.*
*Ayağımdı, elimdi, beynimdi, yüreğimdi.*
*Sevdamdı sevdalımdı, arayıpda bulamadığımdı.*
*Suyumdu, aşımdı , kahkahamdı , gözyaşımdı.*
*Kara gecelerimin ışığı, günümün aydınlığı, benim aşığımdı.*
*Canımdan öte canım, damarımdaki kanım, söylemekten hiç bıkmadığım şarkımdı.*
*En mutlu rüyalarım, anlatılacak tek masalım, yatağımdaki kırmızım, kalbimdeki
ince sısımdı.*
*Silinmezimdi, vazgeçilmezimdi, hiç gitmezimdi, yol bilmezimdi.*
*Hiç kimsenin değil benimdi, benimleydi. *
*Hayatta doğru bildiğim neyim varsa hepsi ona aitti.*
*Bir gülüşüyle güneşi yere indirendi.*
*Sevmeyi iş edinendi, bana yüreğini verendi.*
*Kolumdu, kanadımdı, öpmeye kıyamadığımdı.*
*"Uğruna ölürüm " dediğim, ölürcesine sevdiğimdi.*
*Kime baksam yüzünü gördüğüm, göremeyince üzüldüğümdü.*
*Uğruna adaklar adadığım, dilekler dilediğim, bitmesin diye gecelerce dua
ettiğimdi.*
*Beni en çok anlayandı, bensiz olamayandı.*
*Bekleyenim, özleyenim, aynı yolda yürüyenim, en heycalı serüvenimdi.*
*Aramasa delirdiğim, gelmese aklımı oynattığım, kaybolsa
çıldırdığımdı, kıskançlığımdı.*
*Akıl verenimdi,yol gösterenimdi. *
*Yol arkadaşımdı, hayat ortağımdı.*
*Bakışıyla içimi eriten, gözleriyle beni mest edenimdi.*
*En keyifli anlarım, en doğru kararım, en güzel yıllarımdı.*
*Bana yaşadığıma şükrettirendi, mutluluktan öteydi.*
*Ruhumdu, ruh eşimdi.*
*Sönmeyen ateşimdi.*
*Aklımı alanımdı, canıma can katanımdı, her zaman hayranımdı.*
*İncitmezim, kırmazım, dünyamı dağıtmazım, beni yalnız bırakmazımdı.*
*Ben var oldukça var olanım, cennete bile yoldaşım, sözüm, sazım, aşığımdı.*
*"Tek"imdi, "Bir"imdi, biriciğ **imdi... *
*şimdi nerdesin peki....*

özlemim


gece
bir yorgan gibi örterken kenti
derin yalnızlığına gömülür evler
dinlediğim bir hüzün şarkısı işler yüreğime
ben seni duymak istedikçe
inadına ses vermezki resmin

aylardan eylül
ve mevsim sonbahar
tenime değen
her yağmur damlası
sönmeyen yeni ateşler ekler yüreğime

oysa o kadar uzak
ve o kadar dönülmez yollardasın ki
gel desem
bilirim sesim ulaşmaz

gece daha karanlık
rüzgar daha deli
yağmur daha apansız
ve sesimi yutar duvarlar

sen yokken içimde yağmur yağıyordu
sonra kapatılan musluklar gibi kesiliverdi
önce sen unuttun
sonra yağmurlar

şimdi tenime değen
eylül yağmurlarında yeniden sızlar yürek kırıklıklarım
gözlerimde sonbahar yeniden renklenir

her yanda sararan
ve yaşamımdan kopup giden yapraklar
ve onu yutmaya hazırlanan aç toprak olsa da
gelirsin umutlarım hep yeşil
ve inadına her sabah yeniden çiçeklenir

gece
rüzgar
yağmur
ve sesimi yutsa da duvarlar
bilmelisin ki
gelişinle dalına geri yapışacaktır kopan yapraklar


seni özledim

17 Eylül 2006

can'sın

yaşattığın mutluluk kelimelerle anlatılamadığı için yazmıyorum belkide çok,
hüznümü yazıyorum azalsın diye oysa,
sevincime belki nazar değer diye saklayıp gizliyorum heryerden
vee aslında
şu da var ki
seninle olmak anlatılmaz ki!
yanında olmanın hazzını hiçbir cümle ifade edemez ki!
sen varsan hayat var
sen varsan dünya güzel
sen varsan gözlerim görür
sen varsan güzel olan herşeyi yüreğim de duyar
işte bu yüzden can'sın
işte bu yüzden canım'sın

12 Eylül 2006

bilmiyorum!

Şimdi buz gibi içim,
döner başım,
midem mi, kalbim mi, içimde biyerde bir yangın
bilir misin bu acıyı
hep yaşadığım....

tutunmaya çalışırken uçurum taşlarından
ellerime gelen kayalar yakar canımı
atan sen,
acıyan ben,
sebebi ise hiç bilemem!
suçum ne
günahım ne
düşünüyorumda, sanırım seni çok sevmem!

buz gibi şimdi içim,
taş kesildi sevdiğin minik ellerim
donuk ıslak gözlerim
dudaklarımda kısık bir acı
yüzüm soluk
akmaz oldu sanırım şimdi
sevginle akan kanım
sevginle atan kalbim
durdu
dünya gibi
Ay!
neden?
yok!
bilmem!
bilmiyorum!

7 Eylül 2006

Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu!

Konu romans uzaklıklar.
Alıp başını yollara düşmeler veya düşüncede ayrılığa
düşmeler gibi,
Birbirinle aykırı kalmalar; yanındayken uzakta olmalar
gibi,
Ayrılıklar da çeşit, çeşit.
"Ne olursa olsun, gönüller bir olsun" sözü hiç de boş
değil.

Uzaklık fark etmez, gerçek sevgi ayrılığa dayanır;
Aklının bir köşesinde, yerli yerinde bekler.
Günde kim bilir kaç kez "keşke" li bir cümle kurarsın,
Gülüşü gelir aklına, sesi gelir...

"Hazırlan, geliyorum" der hayalinde;
birazdan yanında olacak sanırsın.
Vuslata kaç gün kalmış, sayarsın.
Bu bilginin hiçbir işe yaramayacağını bilsen de,
"hangi coğrafyada acaba" diye kendine sorarsın.

İmkansız gülümsemesi gelir aklına,
Cebine koysan, demişsindir.. .!?
Yanında yerin yoktur!
.........

Ayrılıklar başka başka dedik ya!
Bazen yan yana ama ışık yılı uzaktayızdır birbirimize.

Sadece cisim olarak orada, o koltuğun üzerindeyizdir.
Fikri ayrılıktır ki; iflah etmez kişiyi.
Büyük aşkların şiddeti bile buna dayanmaz.
Farklı kültürler, farklı anlayışlar, zamanla tüketir
duyguları.

Anlaşmazlıklar, kavgalarla yıpranır ilişki
Gün gelir, taraflardan en az biri kaçacak delik
aramaya başlar.

Tutkalı kurumuş zarf kapağı gibi açılır, uçuverir aşk
mektubu.

Her geçen gün katlanarak artan boşanmaların
Gerekçeleri hep aynı değil mi;
Fikri ayrılık ya da fikri uyuşmazlık.

Bazen,
"ilişkimizin sağlığı açısından bir süre için
ayrı kalmamız iyi olacak" denir.
Anlaşmalı bir ayrılık süresi tespit edilir.
Aşk sorgular; sınava alınır.

Gergin beklenir, giden geri dönecektir,
ama ya aşk, kurtulacak mıdır?
......

Başka bir ayrılık durumunda ise, taraflar dargındır.
Vuslat olmaz bir türlü.
Küslük, ayrılık sinir bozucu bir şekilde devam edip,
gider.

Karşılaşmaktan korkar, aslında hoş bir tesadüf
beklersin.
Biri "onu gördüm" der!

Ondan gelecek ufacık bir bilgi bile çok önemlidir,
"İlgilenmiyorum" görünür, kurnazca e-e! dersin.
Güya "gördüyse n' olmuştur"...

Merakın tahmin edilir, kimse o kadar aptal değildir.
Dinler, olmadık anlamlar çıkarır ve olanları kendine
yontarsın.
.....

İşte böyle kızlar...Kim çözmüş ki, biz çözelim
hayatı...
"AYRILIK DA AŞKA DAİRDİR!"
Aşklar da bizimdir, ayrılıklar da...
.......

Evet, dolunay var bu gece.
İçimden bir ses, yıldızları seyret ve mutlu ol diyor.
Peki, mutlu olmak zorunda mıyız...?
Belki, aykırı bir iş sevdamız!

Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu!

papatya ve kelebeğin aşkı


kelebeğin papatyaya sevdası
bir ağustos günü başlar
kelebek
kurtların kanatlanmışı
renk renk pulcuklarla kaplanmışı
kanatlarında renklerin eşsizi
yaşamı kısa
aylarca
yıllarca
tırtıl yaşamış
ağzı
hortumu yok
onun içindir ki
kelebek
bir çeşit çiçektir
yani bir hayvanın
tırtılın çiçeğidir

kelebeğin papatyası
baharda açar
şubatın bahara müjdesidir
olacak-olmayacak
seviyor-sevmiyor diye
koparılandır
taç yaprakları
sormazlar papatyaya
"kimi seversin
sevdan, sevdalın
var mıdır?" diye

papatya bekler kelebeğini
kelebek papatyasını arar
aylardan ağustos
ağustosun ortası
gecenin yarısı
kelebek sevdalanır papatyaya
papatyanın sarısı
sevdanın kıyısı
kelebeğin sıkıntısı
koca bir yaşamın
birkaç güne
sığacak olması
bundandır koşması
kelebeğin papatyaya sevdası
gece karanlık ve sessiz
ve yalnız
ay var mı yok mu bilinmez

kelebeğin papatyaya sevdası
kanatlarında
rengarenk açar
gökkuşağının tüm renkleri ve bilinmeyen
görünmeyen renkleri
gelip konmuşlar
kelebeğin kanatlarına
korkmaz kelebek
"korkmamak büyüklüktür"
ne kadar bilir ki kelebek papatyayı
papatyasını

ya papatya
bilir mi kelebeği
karşılaşmamışlar daha önceden
ayrı ayrı yaşamları paylaşırken
gün sabaha dönerken
karşılaşırlar
ne kadar uzak
ve ne kadar yakın yaşamışlar
içlerinde
yangınlar taşımışlar
onları böylesine yakın eden de bu kimbilir
hiç yakın olamamışken
hiçbir zaman
karşılaşmamışken

korkar papatya
papatya masum
sevgi dolu
sadık sevdasına
papatya korkar
zaten
"her başlangıç değil midir
tehlikeli ve bilinmez!"

kelebek gelir papatyanın yanına
bakar papatya kelebeğe
şimdi kelebek ve papatya
yan yana
tanıyormuş gibi kelebek papatyayı
sokulur papatyanın yanına
şimdi kelebek ve papatya
yan yana

korkmadan
cesur bir yüreği alıp
yanına
katıp
bakar papatyanın içine
gözlerine bakar gibi papatyanın
yüreğine inmek ister
acelecidir kelebek
yaşanmamışlıkları vardır
yaşamı kısa
aylarca
yıllarca
tırtıl yaşamış
sevmeyi-sevilmeyi özlemiş
yalnızlığı
yokluğu
yoksunluğu yaşamış
aradığı
sevda dolu bir bakış

"kör kuyulardaydım
sen olmadan önce
gecelerim karanlık ve yalnızdı
kahır sofralarında yoksunluğumu içerdim
kadeh kadeh
sıkı kapatılmış perdeler gibi
güneşsizdi yüreğim
sen olmadan önce..."
şimdi kapatıyorum gözlerimi
tek günlük ömrümdün sen
ama çabuk bitti!
ve papatya kalır başına yüreğinde sevdasıyla!

acı

Ağır hasarlı hayatım kullanılamaz raporu aldı.
Şimdi bakamıyorum başka bir göze. Bir başkasına can diyemiyorum. Aldığım soluğa benzetemiyorum kimseyi.
Sen de git artık benden. Çek gözlerini üzerimden. Bende senden kalan yaralar, Kalbim sevda yanığı birinci dereceden. Bitmeyen cümleler, sonu gelmeyen geceler.
Git ne olursun… Artık sabahlar doğsun.
Bende senden kalan yaralar, sende benden kalan ne varsa; bize ders olsun.
Hadi git… Ne duruyorsun…

5 Eylül 2006

****

Nasıl Sensizliği Ben Yaratmadıysam. .
O Zaman Tadacağın Bensizlikte Benim Eserim Olmayacak..!

3 Eylül 2006

rüya


rüyamda gördüm dün seni
uzağımdaydın gelemedim yanına
olması gerekenler vardı etrafında
konuşmadık hiç
hüzün kokusu vardı havada
çok sevdiğim gülüşünden eser yoktu yüzünde
hiçbirşey yapamadım!
ağlayamadım bile...

vazgeçtim senden....


bu,
yazdığım son satırlar sana...
artık, ne ismim, ne şiirlerim,
ne gölgem , çıkmayacak karşına
hiç bir yerden...

hiç bir şey,
beni hatırlatan hiç bir iz kalmayacak
ne günden, ne geceden...
bir yaş gibi siliyorum kendimi gözlerinden.. .

duymayacaksın artık,
ne ses ne nefes ,
ne şarkı, ne sitem
hiç bir şey kalmayacak maziden

bana ait ne varsa alıp
yaralı bir güvercin gibi,
son bir çırpınışla
uçacağım ellerinden

ne lodos fırtınalarım olacak artık
seni rıhtımalara sürüyen,
ne de, poyrazlarımda
acı soğum kalacak iliklerine dek işleyen ...

hüzünlü eylüllerimi,
kasvetli şubatlarımı,
kararsız mayıslarımı
ve çorak ağustoslarımı alıp gidiyorum
bu taşı toprağı,
havası suyu sen olan şehirden....

sokak çocuklarının kocaman kara gözlerine bakıp ta,
uzanan avuçlarına bıraktığın bozuk para misali
verdiğin sevgiyi dağıt şimdi
kime istersen

derin bir nefes gibi içine çekip
sonra bıraktığın ben ,
vaz geçtim senden...

hadi şimdi git, nereye gidersen
camlarda yol gözleyen telaşlı bir anne gibi
merak eden,
ve seni senden çok düşünen ben,
vaz geçtim senden...

gidiyorum,
bu havası, suyu,
taşıi, toprağı sen olan şehirden....
vazgeçtim senden,
vazgeçtim senden....

1 Eylül 2006

oysa ben seni sevmelere doyamadım!

Öldürecektim seni bende ;kendimde o gücü bulabilseydim eğer...
Sindiremeyecektim senden kalanları benden uzak mezarlara koymaya!!Diyar
diyar dolaşıp yine içime gömecektim seni en sonunda...
”Ben demiştim” diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım,
mekanik
tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına
ektiğim
çiçekleri... Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım....



Başarabilseydim incitecektim seni,incinmişliğimin verdiği cahil
cesaretle..
Ne var ne yok sayıp dökecektim karşına geçip..


Kendimi hayrete düşürürcesine birer tokat gibi vuracaktım hiç
kullanmadığım
o ağır lafları..


Kıracaktım seni bin bir parçaya ayırana kadar..Duvardan duvara
fırlatacaktım
sevgi diye önüme sunduğun hastalıklı duygularını.....Ama ben seni
incitmeye
de kıyamadım....



Elimden gelseydi unutacaktım seni..
Gözlerimden silecektim hayalini ve dilimden adını. Duman duman
atacaktım
seni bu şehirdeki tüm bacalardan;ama soluduğum havaya karışıp yine
dolacaktın ciğerlerime.
Onlarca damla döküp göz pınarlarımdan akıtacaktım seni sevgimin atığı
diye;ama ıslaklığın kalacaktı elmacık kemiklerimde..
Bu kez de tenimin tuzuna karışacaktın. “Sözümü tutacağım ,adını
anmayacağım”nağmelerini dinleyip neyi unutacağımı unutacaktım seni
unutayım
derken.. Zaten ben seni unutmaya da kıyamadım......



Ne kadar çabuk geldi ayrılık...Oysa daha yeni başlamıştık birbirimize
ayak
uydurmaya,daha doğrusu ayak uyduramamaya..Nedensizliklerin iç
çekişlerini
dinlerken vedalar bozdu suskunluğumuzu.. Bana mıydı kızgınlığın yoksa
kendine mi anlamadım...
Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

Öldürecektim seni..
incitecektim seni..
unutacaktım seni...
ama lanet olsun!!! kı-ya-ma-dım.



Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!