29 Ağustos 2006

artık....

gözlerim senden alırdı ışığını
sensiz de yine parlayacak mı?
sensiz de yine güler mi yüzüm?

28 Ağustos 2006

borç

biliyor musun,
minnet borcum var sana…
iyi ki üzdün beni,
gözlerimi açamayana kadar ağlattın hep bir güzel…
iyiki öfkeden, utançtan,
tırnaklarımı kemirttin kanatana kadar…
iyi ki,
geceler boyunca,
hücre voltaları attırdın…
deprem uğultusu gibi,
yürek sesime,
beyin zonklamalarına uyandırdın…
biliyor musun,
gönül borcum var sana…
bana yeniden hatırlattın,
dolu dizgin koşmaları…
sonra düşmeyi,
sonra kanamayı,
yaramı bir başıma ondurmayı,
düştüğüm yerden bir başıma kalkmayı,
iyi ki beni yalnız bıraktın…
biliyor musun,
yürek borcum var sana…
iyi ki çevirdin bana o sedef kabzalıyı,
kurşun mısraları namluya sürüp,
yalan tetiğini çektin…
parmak izin bile yok üstünde
olsun
ben biliyorum ya,
o barut kokusu senin,
o satırlar senin,
o sevda senin,
o kurşun yarası, bendeki gibi işleyerek
kalacak yüreğinde,
bana eceli arattın…
biliyormusun,
can borcum var sana…
nihayeti Allah emanetidir,
can” demiştim,
can çekişmek ne demekmiş, anlattın…

'Cenk sevince'

İçimde yanan bir ışık gibi,
Hayatımın tüm senaryolarını alt üst eden bir yönetmen gibi,
İçimde yaşadığım her duygunun asıl kaynağı,
Fırtınalarımın dindirici sessizliği,
Aşkların en güzeli senin yaşattığın.

Dağların arasından gelen ucu bilinmeyen bir akarsu,
Gök kuşağının tüm renklerini yansıtan bir akarsu,
İçinde birçok canlı barındıran bir akarsu,
Aşkların en güzeli senden gelen kaynak.

Bir yelkenlim olsa tutsam ellerinden ve açılsak Okyanusa
Yunuslar ile yarışsak, istediğimiz koyda durup gezsek el ele,
Yaşamı sınırsızca yaşasak, birbirimizi sınırsızca sarsak,
Aşkların en güzeli seninle hissedilen.

Renkleri ve resimleri severim duyguları yansıtırlar,
Bir portrede aradığından daha çok şey bulursun,
Yüzümü çizdiğimde sana bakarken sonra izlediğimde gördüklerim,
Aşkların en güzeli yanındayken ....

Biliyor musun aşkım, gözlerine her baktığımda kalp atışlarımın nasıl arttığını,
Sesini her duyduğumda heyacanımın duygularım oldunu,
Ellerini her hissettiğimde aşkımın katlandığını ve doyumsuzluğa ulaştığını
Aşkların en güzeli bana hissettirdiklerin.

'Aslı sevince'

seni sığdıramıyorum içime,
aşkına, tutkuna, arzuna gücüm yetmiyor
kaybediyorum kendimi gözlerinde
kaybediyorum kendimi ellerinde!

öyle bir duygusunki içimde
ne anlatabiliyor,
ne doyasıya yaşayabiliyorum
öyle bir tutkusunki yüreğimde,
ne anlayabiliyor,
ne de doyasıya yaşatabiliyorum

seni seviyorum
seni sevmek yaşamak bende
seni sevmek mutluluk
sevinç
hüzün
gülümsememsin gözlerimde
ışık oldun bende
ışığım oldun
aydınlığım oldun
hep öyle kal olur mu?

kelimeleri kullanamıyorum sen varsan içinde
anlatamıyor anlamlandıramıyor hiçbiri hislerimi
sevgi değil bu
aşk değil
adı yok
sadece yaşıyorum
üzerine başka bir duygu yok!

sen varsın aşkım
insanın yanındayken deli gibi özlediği
özleminden hüzünlendiği
sonra bu büyük sevgiyi her saniye hissedip
akıl almaz bir aşka sahip olduğunun sevincini yaşatan sen!

sen varsın aşkım
insanın kaybetmekten deliler gibi korktuğu
bir an varlığınsız yapamadığı
hep istediği
hep arzuladığı
yetinemediği sen!
DOYAMADIĞI SEN!

HEP OL AŞKIM
HEP HAYATIMDA OL
HEP SEVGİYLE BAK
HEP SEV BENİ
OLUR MU?

25 Ağustos 2006

Beni seviyor musun?

Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
Beni seviyor musun?
Evet, dedi adam...
Güneşini, ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
Beni seviyor musun?
Tabi, dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
Beni seviyor musun?
Elbette, dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
Beni seviyor musun?
Biliyorsun, dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
Beni seviyor musun?
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam...
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
Beni mi seviyorsun?
Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
Beni sevmiyor musun, dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...

Nazım'dan


Bir aşk için yapabilecegin her seyi yaptığına inaniyorsan ve
buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymustur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kusun kanadı neden beyaz degil?" diye

bir soruyla bile karsılaşabilirsin..

iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.

Bu mahkemede

hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.



Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine

engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu

eksikligi bildiği halde tamamlamak için ugraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki

onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar

yaşasın.



Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok

oldu.

Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.

Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kisiye bağlamadın ki....

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu

oluyorsun unuttun mu?



Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif

verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin

kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....



Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek

sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;


yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru

yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret

günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler degil, güneşin

çiçekleri dolduracak yüreğini......

AY GİTTİ!

çoktan bitmiş bir masalın hecelerini birleştirmeye çalışmalka
parça parça olmuş yüreğim
saramıyorum yaralarımı
durduramıyorum akan kanımı
ve gidiyorum
senden çok uzaklara
ve gidiyorum
kendimden çok uzaklara
dünyadan kokunu kaldırmalılar artık
kimse sürmesin
gelmesin sızlatmasın yollarda gezerken sensiz, kokun burnuma
sonra oturup ağlarım kaldırımlarda
giydiğin gömlek desenlerini silmeli
renklerini yok etmeli
her baktığım yerde sen sanmamalıyım artık herkesi
senin gibi yürüyen birinin peşine düşmemeliyim sen sanıp
kimse senin gibi yürümemeli artık!
otobüs duraklarını yakmalı
kaldırmalı beklediğimiz kaldırımları
ben seni görmek umuduyla beklememeliyim sensiz duraklarda
izini taşıyan sokak taşlarında
yemek yediğimiz yerler batmalı, kapanmalı
adı bile kalmamalı
görmemeliyim
içim kan ağlamamalı
küçük denizimizin suyu çekilmeli
bi deprem olmalı
yerle bir etmeli ne varsa senden geriye kalan
güneşi karartmalı
ay'ı soldurmalı
etrafını sarmamalı o sen dediğim buğu
olmamalı
yaşanmamalı
bu şehrin üzerine siyah bir perde indi
hayat bitti
can istediği yerde,
AY GİTTİ!

23 Ağustos 2006

!

karşımdasın işte
bana bakmasanda, ordasın görüyorum seni
ah benim sevdasında bencil
yüreğinde sağlam sevdiğim
kalbime gömdüm sözlerimi
ceset torbasına döndü yüreğim

tıkandığın o an
elimi nereye koyacağımı
şaşırdığım o an işte

aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim
ellerim boşlukta ben darda kaldım
ellerim buz gibi ben harda kaldım
bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi

köşeme çekildim
hani hep kaldığım köşeme
bakış açım belli oldu yine
geride kalan, ardından bakar gidenlerin

bir meltem olacak
rüzgarım dahi kalmadı benim
dağlara çarptım her esişimde
yollara küfrettim her gidişinde

demiştim sana hatırlarsan
önemli olan 'zamana bırakmak' değil
'zamanla bırakma'tır

şimdi bana
geçen o zamanın
unutulmaz sancısı kalır

gittiğim eğer bensem
söyle bana kimden gittim?
sende yoktum zaten ben
ben yine bende bittim

22 Ağustos 2006

ASLINDAKİ BOŞLUK


BİR YANIMDA AŞK, BİR YANIMDA ÖLÜM; BEN SENİ SEÇİYORUM...
Gecenin karanlığında yıldızlarla tek tek konuştum seni. Yüzyıllardır bildiğimiz ya da bilmediğimiz bütün büyük aşkların yükünü taşıyan yıldızlar anlattı seni bana ilk defa. Yağmurun yağdığını küçük bir su birikintisine bakarak anlamaya çalıştığımız gibi kimi zaman, seni sevdiğimi ayın gökyüzünde saklı duran yanlızlığında anladım. Vurdukça aydınlığı sokağımdaki ıslaklığa, mehtabı sandım gözlerinin denizinin ve geç anladım belki de ayın ışığındaki sahteliğin çok daha uzaktaki yıldızları kapatamadığını.

Paylaşılmayan bir yıldız aradım o gece; seni, yalnızca seni saklayabileceğim.
Yoktu;
zaten her biri yıkılmışlığını anlatmıyor muydu aşkların, ışıklarını bir yakıp bir söndürerek.
Aşk ve ölüm vardı seni saklayabileceğim içinde. Aşk, her gün ağzımızda dolanan anlamlı-anlamsız şarkılarda, bütün duruluğuyla türkülerde ve duyguları bir yürekten alıp ötekine konduran şiirlerde yaşar bana göre. Çağin tüm yozlaşmışlığından büyük bir pay kapan yine aşk olmuştur bütün direnmişliğine rağmen. Kirli sulara meydan okumaz mı sanıyorsun kıyıya vuran balıklar? Tıpkı onlar gibi aşk da kıyıya vurmuştur artık. Ve Kız Kulesi'nin bekçileri olan martılar neden kendilerini teker teker bırakırlar kuleye çarpan her dalganın önüne? Martılar gibidir aşk da; bize çarpan her dalgada ölür bizi korumak isterken. Ölüm ise hiçbir canlının karşı koyamadığı bir anlamsızlıktır. "Dogal dengenin gerekliliği" derken anlamsızlastırmışızdır zaten ölümü. Oysa o tüm eşitsizliklere, haksızlıklara aldırmadan karşılar her insanı korkunç bir soylulukla. Kendi yaşamına ya da baskalarının yaşamına son verenler ise artık şaşmaz ayarını bozmuştur ölümün saatinin.

şimdi bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm... İkisi de acımasızlıklarıyla, zamansızlıklarıyla beni beklemekte. Ben, seni seçiyorum, masallarda bile rastlayamadığım ama şu an tüm gerçekliğiyle karşımda duran seni.

Yıldızlardan öğrensem de duygularının çıplaklığını, ay ışığıyla anlasam da yalnızlığın çırpınışını seni senden dinlemek üzere seni seçiyorum.

Aşkın ve ölümün yalancılığında senin doğrularınla sana aşık olmadan ve senin için "ölmeden" yaşıyorum seni.

Seni sevgilim değil, bir gün mutlaka bitecek olan aşkım değil, GÖKYÜZÜM YAPIYORUM NEREDE OLURSAM OLAYIM SENİ HER ZAMAN GÖREBİLMEK iÇiN VE YILDIZLARLA AYI SENiN SAKLAMAN iÇiN

21 Ağustos 2006

bir yıldız kaydı


bir yıldız kaydı gökyüzünden
her zamankinden farklı
her zamankinden sessiz
her zamankinden ışıksız
ama aslında her zamankinden hızlı
ya da her zamankinden yavaş!

bir yıldız kaydı
kaydı ama başka yıldızlardan farklı
kaydı ama acıya acıta
kaydı ama yaşata yaşata
kaydı ama öldüre öldüre

bir yıldız kaydı
karanlıkta, siyahta, ışıkta, boşlukta,
yürekte, akılda, içinde, belkide tüm hücrelerinde,
elde, gözde, tende, terde, bedende
serden, gönülden, bedenden
bir yıldız kaydı
can kaydı
can'ı aldı

bir yıldız kaydı
dünya karardı
ışık bitti
renk aldı başını gitti
can yitti
yürek bitti
tek bir sözle
bir yıldız kaydı
tek bir sözle
ömür tükendi
tek bir sözle
aşk bitti
tek bir sözle
hayat gitti
tek bir sözle
dağıldı dünya
tek bir sözle
durdu dünya
tek bir sözle
bir yıldız kaydı
sonsuza
karanlığa
bu son elveda....

ÖNCE YAŞAYIP SONRA ÖLÜRMÜSÜN BENİMLE?


Zaman bizim elimizde ne kadarını kullanırsak o kadar uzun olacak ömrümüz. Ve giderken bu dünyadan ardımızda yaşamadığımız şeyleri değil, her anı birlikteliğimizle, aşkımızla dolu bir hayatı bırakacağız. Ne dersin? ÖNCE YAŞAYIP SONRA ÖLÜRMÜSÜN BENİMLE?

15 Ağustos 2006

tek kişilik aşk!

Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi vardı avuçlarımda o gece... Hayallerim gözümün önünde dans etti...Düşlerimdi gökyüzünden bana göz kırpan, yıldızlar değil; yalnızlığımda...Oysa aşk iki kişilikti...

Çayım vardı; bir kupa elimde, diğer elimde ise o gece yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi... Çiseleyen yağmur bile ürpertemedi bedenimi; hayalin gibi... Bense yalnızdım; yokluğunda... Sadece yalnızdım işte bu aşkta, oysa aşk iki kişilikti...

Denizin dalgalarımıydı azan; içimde ki volkanlar misali... Oysa içim azdıkca, sustu dudaklarım... Ben sustum, bulutlar haykırdı isyanımı... Şimşekler vardı yüreğimde ürkütücü!.. Korkutan... Sadece ben duydum, ben hissetim içimdeki yalnızlığın sesini... Dudaklarım suskun, gözlerimde yaş... Sen ise sadece yoktun!.. Sadece yok!!! Oysa ölümdü tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti...

Gökyüzü bir kızardı, bir kapkara oldu ... Gözlerin gibi öfkeliydi yıldırımlar o gece... Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesiydi elimdeki, elimde hayallerim bile yitmişti... Umutlarımdı yanımda olan nicedir, hayallerim ve düşlerim... Ne zaman terk ettiler beni, hiç bilemedim... Sense sadece yoktun, SADECE YOK!!!... Oysa, yalnızlıktı tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti...

Ellerimdeki yağmur tanesini bıraktım denize, özgürlüğüne kavuşsun diye... Büyüdü, büyüdü deniz oldu... Sonra deniz büyüdü büyüdü okyanus oldu... Okyanuslar geçilmez, dağları aşılmazdı ve kırılmış kalbim bir düşman gibi seni andı... Sense sadece yoktun... Sadece yok!!!

Bıraktım kalan son hayallerimi de özgürce gökyüzüne... Özgürce döndüler önce başımın üstünde sonra uçtular semaya... Bir öpücük kondurdum her birine, kokumu sana taşısınlar diye... Duydun mu?

Sen ise sadece yoktun bu aşkta, sadece yok...Bense, iki kişilik yaşadım bu aşkı, yorgun bir kambur gibi üzerimde, BİR BASIMA KATRAN GECELERDE!.. Senden kalan son hatıraydı, yüreğimdeki AŞKIM; onu da semaya bıraktım... ÖZGÜRCE! Geriye kalan sadece CAN kırıkları!..

HANİ, ÖLÜMDÜ BİR BAŞINA YAŞANAN, AŞK İKİ KİŞİLİKTİ???

14 Ağustos 2006

hiç

şimdi sen yoksun çoktan gitmişsin.
bu sevda sende çoktan gitmiş..
hep ben sevmişim hep ben dilenmişim sevgiyi ama sen...
sadece hiç..
şimdi bana senden ne kalmış
boş bir el bomboş bir yürek
...evet sadece bir hiç..
seni özelmişim istemişim ne farkeder ki
sen çoktan gitmişsin bana kalan
sadece hiç..
hep umut etmişim hep dilemişim seni yaradandan
ama sen hiç dönmemişşin
sadece bana senden gelen
bir hiç..
sen beni çoktan terkedip gitmişşin
hani bensiz yaşamazdın
hani bensiz ölüydün
şimdi anlıyorum sen çoktan bitmişşin.
güvendigim tek dost
güvendigim tek arkadaşı
güvendigim tek sırdaş
güvengigim ilk aşk
kısaca güvendigim tek insan
hani yoksun.....

Can Baba'dan

Boşver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
YAŞADIM ULAN dibine kadar diyemiyecek misin?

geri gelme!

9 Ağustos 2006

gözyaşlarım!

gitmelerin, gidip de yitmelerin, kalıp da bitmelerin ortasında kaldınız gözyaşlarım! hangisine akacağını bilmeden akarak oluşturduğunuz o tuzlu yollardan yüzümü acıttığınızı hissedebiliyorum yanlızca! hep olduğu gibi! hep yaptığınız gibi! size hep yapmanızı emrettikleri gibi!
neye yansam bilmem ki!
neye acısa kalbim!
neye dönse başım!
neye aksa gözyaşım!
öyle çok aktıki her seferinde bir dahakine kalmayacak sandım! her seferinde akmasını sağlayan şeyin onca gözyaşıyla birlikte içimden çıkıp gideceğini sandım! bitecek sandım! bitmedi! acım geçmedi!
geçmesi gereken sensizlik miydi
geçmesi gereken sen miydi
geçmesi gereken sevgim miydi
bilemedim,
geçmedim!
geçmedin!
şimdi gitsem nerden giderim!
kalsam ancak kendimde kalırım!
kal demezsin bilirim
yaptıkların git demekten ibaret sözlü olmasada
akan gözyaşlarımın yolu olacak yolum
gitsemde kalsamda!