25 Ağustos 2006

Nazım'dan


Bir aşk için yapabilecegin her seyi yaptığına inaniyorsan ve
buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymustur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kusun kanadı neden beyaz degil?" diye

bir soruyla bile karsılaşabilirsin..

iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.

Bu mahkemede

hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.



Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine

engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu

eksikligi bildiği halde tamamlamak için ugraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki

onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar

yaşasın.



Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok

oldu.

Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.

Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kisiye bağlamadın ki....

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu

oluyorsun unuttun mu?



Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif

verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin

kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....



Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek

sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;


yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru

yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret

günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler degil, güneşin

çiçekleri dolduracak yüreğini......

Hiç yorum yok: