30 Haziran 2006

yine nefes alamıyorumm!!! ne zaman bitecek bu nefessizlik!

sürgün bu hayat!


ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

gizli bir feryat taşıyan

hüzünlü şarkılar çalar radyo

yürek odamda başlayan yangın

koca bir kente yayılır



ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

görünmez bir ip dolanır bedenime

bir dağ yolundan

koyaklarından

ve doruklarından çeker alır



ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

yayladan

ya da bozkırdan yayılan

papatya kokusu

güneşli bir bahar sabahı

beni geri çağırır



ben senden gidemem

Bildin mi
tıkama kulaklarını
bilerek kırmak ister miyim seni

sır gibi sevdim
çok ama cok sevdim
senden bile gizli
titredim ayazında
gıkım çıkmadı
çoğu kez gözlerinde ağladım
bildin mi

duya duya sevdim
ürperdim sesinle

tenine dokunmadan
s e v i ş t i m
uzanıp dizlerine
okşattım saçlarımı kaç kere
bildin mi

sokuldum yamacına
anlattım ne masallar
çok zaman
seviyorum dedim
bazende avundum sesinle
bildin mi

kolunu yastık yaptım başıma
uyudum sende
bildin mi

onurumdu sürünen avlunda
kac gece kapında sabahladım
ezdin geçtin eşiğimi
sızlandım
bildin mi

beylik bir küfür savruldu boşlukta
kim tutarsa onun mu olacaktı
tuttum titreyen ellerimle
sen tutma diye
bildin mi

dinle yüreğimin sesini
birleşmeyen yakamı ilikle
düşerse kirpiklerim üzerine islanır gözlerin
göz bebeklerimin ferinde vuslat hasreti
bi seni doladım kollarımla
ölümcül sevdalar kesti yollarımı
duman duman gözlerimde süzülen
bildin mi

avuclarımı diktim yüreğine
iğne ipliğe döndü hücrelerim
bildin mi

yaklaşirken adım adım ölüme
eskidikçe ben sende
anlamsızlaşıiyordum yüreğinde
terkediyordun yavaş yavaş
bildin mi

islanıyorum yağmurunda
kurudu göz pınarlarım

ne çabuk değistin böyle
ağlamak istemiyorum artık dizlerinde
ve telefona uzanmıyor artık ellerim
korkuyorum senden

aceleyle savrulmus bir kac kelimenin hesabını
tutuyor benden uzak seni
pür dikkat yüreğim yüreğinde
bildin mi..!

En büyük aşkım sensin..

Dikkat et her zaman, hep ben aradım,
Demek ki en büyük sevda benimki.

Özlemek en güzel alışkanlığım,
Demek ki en büyük sevda benimki.

Olmuyor, zorla değil olmuyor.
Görmüyor, nasıl yükseklerdesin.

Sevmiyor, gönül ondan zalimi,
Sevmiyor, buna sen de dahilsin...

Bak gönül sersem gününde,
Bir tutsan kalsam elinde,
Çok şükür aklım yerinde,
Her şeyim sensin.

Bir deli yürek acısındayım,
Bak yine kara odalardayım,
Bir gece gibi yakınındayım,
En büyük aşkım sensin...

28 Haziran 2006

sebebi sevgiden!

Biz, biz olamayacağımızı bile bile..

Bir gün gelirde, bir insanı paylaşmanın ve o insan için tüm değerlerini beraberce paylaşmanın ne demek olduğunu, herşeyden öncede paylaşmak için yaratıldığını anlarsın elbette... Yüreğinde büyütmeye çalıştığın o insan birden bire hayatına, kalbine, tüm benliğine giriverir... Hayatın boyunca onun iyiliği ve güzelliği için çırpınır durursun... Öylesine bir mücadeleye kaptırırsın ki o insan için... Çünkü kendini kendinle paylaşmaz, sadece onu paylaşmak istersin.. Allah seni, yüreğinde büyüttüğün o insanı paylaşmak için ve o insan için göndermiştir... Ve sen dönüp dolaşırsın o insanın kalp çemberinde, gönül dünyasında... Tek istediğin odur, ama bunu asla kendin için istemez o insan için istersin.. Seni ona terketmeye zorlar her haliyle... Sen ölüp ölüp dirilirsin o anda.. Sürekli kendinle mücadele içindesindir.. Ona en iyisini veremediğin için kahrolursun kendi kendine, Allah'a yalvarırsın sürekli o insan için.. Acılarını göğüslersin o insanın.. Ama o insan acılarını yüklendiğinibilmez, kendi acılarında boğulup daha çok acı verir sana..
Ve o kadar çok kapar ki kapılarını sana, sen onu bırakmak zorunda kalırsın... Sonunda terketmek dışında bir şey yoktur senin üzerine düşen... Bir şeyin farkında değilsindir... O insana bir takım yaklaşımlarını veremeyişinde, sıkıntılarına ortak olmayışında boğulup kahrolurken, o insan belki de sana dönmeye başlamıştır.. Bir gün terkedip kendi haline bırakıp gidersin onu... Belki de senin terkedip gittiğin gün o seni aramaya başlamıştır.. Ve seni arayıpta bulamadığı içinde kahrolur, kızar tüm yaşadıklarına... Kırık dökük kelimelerimle anlatmaya çalıştığım şekilde sen de onlardansın.. Sen de bırakıp gittin beni bir tek halimle baş başa bırakarak.. O insanda, hepiniz aynısınız diyerek küser hayata..
Oysa durumu bu hale getiren tek şey, onun seni zamanında görmemesi, gözlerini kapaması ve seni yanında istememesidir... Evet, o insan terkedildiği için üzülüp hakrolur ama bilmediği şey gidenin, terkedenin beraberinde götürdüğü yıkımdır... Asıl o gidenin, senin mutluluğun olmadığı için kendisiyle nasıl mücadele ettiğinide bilmezsin.. Senin onu görmemen, arayıp sormaman, hissetmemende onun için ne acıdır bilemezsin.. Ve seni ardında bıraktığı içinde ne kadar acı çektiğini bilmezsin...
Evet, yalnız terkedilenler değil, terkedenler de acı duyarlar... Hatta belki daha da çok acı hissederler.. Ve sen, seni terketmeye mecbur ediyorsun beni.. Öyle çok yorgun düştüm ki sensiz günlerimde.. Oysa ki hayatımı ve canımı koymuştum senin yoluna.. Sense aylarca, günlerce sorup sormamacasına dönüp gittin.. Hep susmayı tercih ettin... Seni paylaşmak için gönderildiğimi hissedemedin bile... Ben ise seni her halinle, her şeyinle sevmiştim... Ama şunuda biliyorum ki ben elbette gideceğim.. Bunu yapmak zorunda bırakacaksın... Herhalde biz bir bütün olamayacağız.. Tüm bunlara sen engel olmuş olacaksın... Çok uzaklara gideceğim bende, ama sanma ki sensiz gideceğim... Seni, içimdeki senle birlikte götüreceğim... Ve yaşayacağım her günümdesen ve ben olamayacağım içinde çok acı duyacağım... Öylesi bir acı olacak ki bu, ölüp ölüp dirileceğim sonunda... Bunları sen bilmeyeceksin... Belki de sen sessizce, benim için oda herkes gibiydi, terketti beni diyeceksin...
Tam tersine ben seni terketmedim... Ben seni, seninle başbaşa bıraktım yalnızca... Yine çok acı duyuyorum... Çünkü ben, senin ikinci senin olamadım, senden bir parça olamadım ve seninle bir bütün olmayı başaramadım... Sadece kendini bana yasaklayan sendin.. Şimdi sensiz ne mi yapacağım.. Seni her zamankinden daha çok seveceğim... Senden ve sevdamdan, terkedilmiş olsam bile vazgeçmeyeceğim...
Biz, biz olamayacağımızı bile bile..

27 Haziran 2006

git

Sevdiğim adam,,,

Hissetmiyorsam nefesini,

Değmiyorsa tenin tenime,

Gitgide uzaklaşıyorsa yüreğin benden,

Sus ne olur,,,

Biliyorum,,, bana acı verecek cümlelerin.

...

Sevdiğim adam,

Dayanamam yokluğuna,

Ellerinsiz, gözlerinsiz yaşayamam.

Kokun bende olmadan,,,

Ben sende olmadan,,,

Tutunamam.

...

Hayır,,,

Gidemezsin,,

Bırakıp gidemezsin beni, duygularımı, yaralı yüreğimi.

Gözlerimdeki acıyı görerek ardına bakmadan çekip gidemezsin.

Gitmemelisin.

Sana ihtiyacım var,

Hiç olmadığım kadar,,,

...

Yapamam aşkım,

Yapamam.

Sende yapma bunu bize.

Acı çektiğini bile bile,

Beni sevdiğini bile bile gitmene izin veremem.

Gitme...

...

Ne desem boş,

Bensizliğe hazırlamışsın kendini şimdiden.

Benden daha güçlüsün,

Senin istediğin gibi olsun sevdiğim,

Git, hiç bakma arkana.

Ben parçalanmışım, yanmışım, dağılmışım, kimin umrunda

...

Git,,,

Hadi git,,,

Gitttttt,,,

...


Sen benden küçük bir şansı esirgedin, zamansızlığı, uzaklığı yenemedin,,,

Şimdi benden de sana paramparça bir yürek kalsın avuçlarında.

son bir sarılmayı,

son bir öpücüğü,

bir güzel son bakışı esirgiyorum ben de senden.

Son olamayanları da al götür yanında.

Bir daha dönme.

Gittttt.....

cesaretsiz aşk!

Rüzgarlar çağırıyor beni,
Birlikte esmeye...
Denizler çağırıyor beni,
Birlikte dalgalanmaya...
Şimşekler çağırıyor beni,
Birlikte çakmaya...
Kuşlar çağırıyor beni,
Birlikte uçmaya...
Bir sen çağırmıyorsun beni,
Birlikte yaşamaya...

İlkelerin olacak!

26 Haziran 2006

sen


sen gecemsin benim
ruhumun derinliklerinde
kararsızlığımsın
sen damarlarımda ki kan
ve gözyaşımsın
yüreğimi titreten sen
çaresizliğim
korkaklığım
ve zayıflığımsın
sen bedeninde ki kanser
ve gittikçe derinleşen yaramsın
sen ruhumsun benim
bedenim olmasa da yaşayacak
sen
en büyük acımsın benim

kaçsam diyorum


Bu sevda bu kadar güzelken,
Bırakıp kaçsam diyorum.
Bir bakış bir gülüş yeterken,
Dünyayı bir pula satsam diyorum,
İçimde bu kadar çılgınlık varken,
Yanında bir mesken tutsam diyorum.
Dünyayı verseler yerin dolmazken
yüzünün benzerini bulsam diyorum.
Saatler hep seni bana sorarken
Kaybolan yılları hiçe sayarken,
Geleceği bir kalemde silsem diyorum.
Unutmaya çalışmak bu kadar zorken,
Seni kalbime gömmek varken
Söküp fırlatıp atsam diyorum.
Bir masalda yaşamak daha kolayken,
Gerçeklerle yüzleşmeyip
Kaçsam diyorum.

24 Haziran 2006

Sen Vardın ve Gerçek Bir Aşktın

İlk kez gördü gönlüm
Yaşanmışlarımdan daha güzeldin sen
Daha çok hayata bağlayan
Aklıma gelmeyenin başıma gelişiydin.

Gün gelirdi
Kağıt bulamazdı gönlümün kalemi
Peçetelere yazdığımdın sen
Masalara karaladığım
Adının her harfini
Gönlüme kazıdığımdın.

Baharda çiçekleri toplarken
Toprağa düşen yağmurlarda da vardın sen
Ağaçların dallarında
Bu mevsimin her yanında vardın sen.

Bazen de görülmezleri yaşatırdın
Sevgiydin sen
Mutluluktun
Aşktın ve
Gülümsememe yansıyandın.

Dolu dolu gecelerin sabahıydın
Pencereden sızan güneş
Karanlıkları aydınlatan 'ay'dın.

İşlemelere işlediğim
Başıma taktığım eşarptın.
Yüzümü sana döndüğüm her an
Güneşten daha çok yakardın.

Çiçeklerin açtığı mevsimler değildin sadece
Sen her an yeniden doğabilirdin
Her renkte açar
Her yere sığardın
Bazen de içimden taşardın.

Gözlerim dolsun istemezdim
Bilirdin...
O zaman yanan sen olurdun.
Dayanılmaz bir acıyla
Kalbine saplanan hançer olurdum.

Sen beni hüzünlendirmemek isterken
Ben mutluluktan ağlardım.
Ben sussam
Sen mutluluğunu gözlerinden akıtırdın.

Bilirdim...
Çünkü sende beni
Baharda açan çiçekler gibi
Günün doğumu
Güneşin batışı gibi
Gerçek bir aşkla severdin.

Sen vardın
ve
Gerçek bir aşktın.

BAŞ UCUMDA Kİ AŞKINDI

Elimin tuttuğu gözümün gördüğü de
yalan olabiliyormuş.
anladım ki sen bana güneş olmak yerine
gündüzlerimi de gece yapmak istedin..
Yıldızım ol demeyeceğim sana o karanlık gecelerde
o geceler dahi zifiri bir karanlıkta
hoş çakal aşk sende kalsın..
mavi bir yalan sundu kalbim bana
mavi bana göre hayatın rengiydi..
mavi bende bir gülümseme nedeniydi..
sonrası yok demiştim..
senden sonrası yok
senden ÖTE'si yok
demişti yüreğim
senden ğayrısı ölüm olsun diyerek dua etmiştim
hani nerdesin demiyorum ama
aşkın baş ucumda duracak bir kitap gibi..
ama açıp okumayacak gözlerim..
Elimin uzanmadığına yüreğim nasıl dokunsun ki ? ? ?

şimdi biz

...................................
Gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

....................................................................

giden, kalan, k... hayat!

“Kimdi giden kimdi kalan/
giden mi suçludur her zaman/
ne zaman başlar ayrılıklar/
dostluklar biter ne zaman/
ne zaman başlar ayrılıklar/
dostluklar biter ne zaman/
kimdi giden kimdi kalan/
aslında giden değil kalandır terk eden/
giden de bu yüzden gitmiştir zaten...”

22 Haziran 2006

hep yaptığın gibi!


En iyisi sen boşver beni...
Kendimi gözlerinde buldum biranda
Anlamını bilmediğim bir duyguydu bu,
Anlamaya çalıştım,aşk yapayım derken kalbimi çıkarmışım!!!
Gözlerinde kayboldu ruhum... boğuldum

En iyisi sen boşver beni...
Çaresizliğe yenilmeden yaşamanın yorgunluğu üstümdeyken,
Gözlerime iç çekişlerimi hapsetmişken,
Ve tebessümlerime tüm hüzünlerimi saklamışken
Yanımda olursun sandım... yanıldım


En iyisi sen boşver beni...
Zaman aşımına uğradı artık sevdamız,
O yüzden suskunluğum...
Oysa bir gülüşüne bini feda edebilirdim...gittin
O yüzden durgunluğum

Son kez sarıl,son kez dokun,son kez tut ellerimi
Gitmeden önce son bir kez bak...
Adı neyse,hangi ifadeyse...bırak
İyisimi boşver sen beni,

hep yaptığın gibi....

öylesine

Aşkın kanunudur seven unutmaz...
Sevilense sevenine kin tutmaz...
Eğer seviyorsa arar hiç durmaz....
Selam olsun
Güldürmeyen
Güllere...


Gayri vakit doldu gitme zamanı...
Sevdayı sevgiyi ölçme harmanı...
Gerçek aşkın melankoli fermanı.....
Sitem olsun
Yanık
gözlere....


Sadece sen dur diyebilirsin
bu zulme...
Sadece sen...
gül sen...

20 Haziran 2006

nefessiz sensizlik

Olduya alamadım sensiz nefes, tıkandım kaldım.. Olduya şimdide ben geceleri korkuyorum
Tutki sensiz olmadı ölüyorum... Hiç mi korkmuyorsun, tutki sensiz yapamadım
Olduya yerin iki metre altındayım..
Hiçmi korkmuyorsun...



(Korkuyorum birtanem,

Hem gecelerden, hem de gecelerin getirdiği sensizlikten.

Ben nefes alabiliyor muyum sanıyorsun sensiz?

Canımdan can kopmuyor mu sanıyorsun?

Sen,

Sevdiğim adam,

Sımsıcak nefesin olmayacaksa,

Bakışların bakışlarıma değmeyecekse,

Ve,,,Eğer ölmekse tek çare, beni almadan gitme. )

Savaşma Artık!!!!

Gözyaşlarım,,,

Ne olur akmayın şimdi.

Zamansız gidişlere borcunuz var, biliyorum.

Ama yine de bekleyin.

...

Dudaklarım,,,

Söylemeyin onun adını ne olur.

Suskunluğu bozmaya, haykırmaya ihityacınız var, biliyorum.

Yine de konuşmayın.

...

Ellerim,,,

Aramayın artık onun ellerini ne olur.

Giderken yetmedi dokunmalar, sarılmalar yetmedi, biliyorum.

Bir kere daha dokunmayı,,, hayal etmeyin.

...

Gözlerim,,,

Gidenin arkasından yüreği parçalanırcasına bakan gözlerim,

Yanında olmadığını gör artık ne olur.

Son kez gördüğün sevdiğinin gözlerine, ellerine, dudaklarına, saçlarına, ulaşamadığın yüreğine bir kez daha dokunmayı özledin, biliyorum.

Ama yine de görmek istediklerinden vazgeç artık.

...

Yüreğim,,,

Onsuz yaşamayı bir türlü beceremeyen kırgın yüreğim.

Ne olur savaşma artık imkansız bir aşk için.

Kabul etsen de ayrılığı, ağladın, kırıldın, söz geçirmekte zorlandın, biliyorum.

Yine de,,,

Hoşçakal de artık, onunla yaşadığın herşeye.

19 Haziran 2006

Yani..

İster çesmelerden dökül,
İster göklerden yağ,
İster nehirler dolusu ak,
Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.
Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...

15 Haziran 2006

gel artık!


Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün hergünkünden daha çok istedim yanımda olmanı.

Kolay değil, sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak,

kolay değil her sabah sensizliğin sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.



Ancak bu ayrılığın bir süreliğine oluşu, teselli dolduruyor yüreğime.

Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı.

Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı ?

Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.



Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki

rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende bulurum seni.



Düşündükçe şair olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir...



Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan

korkarak.



Güneşimin çocuğu...



Hadi gel artık.



Dayanamıyorum hasretine.

HAYATTAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK


hayattan çok şey öğrendik
aşk yolunda ölmeyi öğretenlerin
bu yolda kimi zaman ölemeyeceklerini....
hayattan çok şey öğrendik
sevgide fetva veren bazılarının
sadece ezbere dayalı, öğrenme yanlısı olmadıklarını...
hayattan çok şey öğrendik
'iyi ki' leri sandıklarda saklayıp
'keşke'leri gün yüzüne çıkardık!
hayattan çok şey öğrendik
tecrübelerin, geçmişte patika yollarda derin izler bıraktığını
gelecekte asvalt yolları bize açtığını....
hayattan çok şey öğrendik
ama
yaptığımız iyiliği konuşmamayı
yapılan iyiliği bilmeyi
öğ-re-ne-me-dik...

13 Haziran 2006

sevginin anlatımı....

Herşey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela,
Altına konulabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için sallanan bir masa
Veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine
Bir beyaz kağıda herşey yazılabilir senin dışında
Güzelliğine benzetme bulmak zor
Sen iyisimi sana benzemeye çalışan herşeyden
Bir günlen bir ilk, bir sonbahardan sor
Belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
Ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
Anlarım bitkiden fidandan ama
Anlatamam toprağın güneşle konuşmasına
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

Sen bana ışık ver yeter bende filiz çok
Köklerim içimde gizlidir
Gelen, giden, açan, soran, bere, budak yok
Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan
Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar güzel birşey yok

Uzun bir yoldan gelen tedariksik katıksız bir yolcuyum
Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan
Bilsemki sana varmak içindi bütün mola sancıları
Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Sever adım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine

Sana bakmak suya bakmaktı
Sana bakmak bir mucizeyi anlamaktı

Sana sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem
Yanlız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor
Çünkü bilenler hatırlar
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvanlar değil tüccarlardır
Sen öyle göz, sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kaygınlığıyken
Sana şiir yazmak
Ahmaklıktı

Bir tek söz kalır dişlerimin arasında
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar
Verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim
Gül sana benzediği için ölümsüz
Yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz...

Sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
Herşey olmaya hazır
Sana bakmak suya bakmaktır
Gördüğün suretten utanmak
Sana bakmak bütün rastlantıları red edip
Bir mucizeyi anlamaktır
Sana bakmak
Allaha inanmaktır


9 Haziran 2006

hadi git...

Bu sabah sana uyandım yine gözümü açtığımda..
Güzelim hayalin vardı yatağım bir köşesinde..
Öyle masum, öyle içten ve öyle sevecen bir halin vardı ki..
Doyasına bakmaya bile kıyamadım..
Oysa ne çok tutmak istedim ellerini..
Ve nede çok sarılmak istedim o hayaline..
Ama korktum, seni bir kez daha yitireceğim kaybedeceğim diye..
Tutamadım ellerini, sokulamadım yanına bile..
Sen yeter ki yanımdan gitmeyesin diye..
Seni çok ama çok özlemişim biliyormusun..
Seni o anda görünce anladım,
Yüreğim ısınınca, hayalin karşımda öyle dikili durunca anladım..
Gece uzaktı oysa, ne kadar bakarsam bakayım sana..
O kadar kaybolacaktım yanında..
Sesin karışsın istedim her bir kelimeme, isyan olsun istedim..
Seninle de, sensizde gecen, her gün her gece..
Kim bilir beklide bu yüzden istedim çok..
Önce ben seni unutmayı..
Belki de bu yüzden git diyemedim sana...
Ben kendim gitmeden önce..
Sen ki, geceler boyu yokluğuna ve hasretin sarılıp uyuduğum..
Sen ki, bütün sevgilerin üzerine koyduğum...
Hadi söyle sevdiğim...
Kim bilir, kaç ayrılık sabahını daha yaşatacaksın bana..
kim bilir, kaç sabahıma daha misafir olacaksın öyle usulca..
kİm bilir, hangi rüya beni sana, seni de bana getirecek, hiç bilmiyorum...
Oysa bakıyorum da, özlemin ağır basmış içime..
Sesim ondan çıkmamış, dokunmak isterken bile dokunamamışım..
Ellerim kanamış, ellerim ağlamış..
Bu isyanım kime yada neye isyan bu bilmiyorum..
Bildiğim tek bir şey varsa, oda..
Ben her sabah seni aynı yerde görüyorum..
O yüzden değişmiyorum bile yattığım yerleri..
Kokun gitmesin, izin silinmesin diye oradan..
Zamanla alışıyorum galiba seninle olmaya..
Yokluğunu bile getiremiyorum aklıma..
Şu anda ellerin yok, yüzün yok, tenin yok, bedenin yok ama..
Ben seni bu yokluklar içinde bile, varmışsın gibi yaşatıyorum yüreğimde..
Aslında hiç olmadığın kadar oluyorsun o an yanımda..
Ve ben o hayalini bile seviyorum aslında yanımda..
Haydi şimdi hazırlan, gitme vakti geldi..
Karanlık, yüzünü göstermeye başladı bile..
Giderken son kez, doya doya sarılsam sana diyorum ama olmuyor..
Haydi git şimdi, durma git..
Ama yarın ne olur yine gel sabahıma..
Ben yine seninle uyanmak istiyorum sensiz sabahlara...
Ve sen yine benimle olacaksın karanlığa inat dünyamda..
Haydi git, şimdi git, tek bir kelime söylemeden git...

8 Haziran 2006

kaderde böyle yaşamakda varmış!

sevdanın renginin kan kırmızı olduğu anlar yaşıyorum şimdi.
darma dağan, kan revan, perişan fırtınaların ardından toplayamıyorum yıkıntılarımı,
seni görüp dokunamayışlarımın ardından acıyor canım
başım dönerek,
içim yanarak,
yüreğim kan ağlayarak!

hep böyle zormu hayat diye düşünüyorum şimdilerde! cevaplarını bir türlü bulamadığım sorular beynimi kemirirken, acıyan yaralarıma tuz basıyorum seni her görüşümde!
seni her görüşümün ardından dokunamayışımla,
sana her dokunamayışımın ardından dünyamla yaptığım kanlı savaşımla!

her saniye bir kayıp veriyorum sensizlille yaptığım savaşta. dur durak bilmeyen yüreğim boşverip vazgeçmiyor yinede sevdasından! söz dinlemiyor! can yangını nedir bilmiyor!

ellerini özlüyor ellerim
tenim tenini
kaybederdi kendini
unuturdu
tek bedendiki
tek can
canımı aldılar canımdan!

gözlerini özlüyor gözlerim
gözbebeğimdin ki
aydınlığını severdim
ışık olurdu gözlerin gözlerime
okurken sevgini içinde
kaybolurdum derinlerinde!

yüzünü özledi gözlerim
her baktığımda yeniden aşık olurdum sana
başka dünyalarda gezdirirdi beni yüzün
ruhum sana karışır
evren olurduk
ay aydınlanırdı
yüzümüzde
sen vardın çünkü
aşk vardı!

şimdilerde kan renginde sevda
en acıtanından
ne zor bi aşkmışki bu
ne zor bir sevdaymış
hep ağlattı
hep ayırdı!
ne zaman geçecek bu acı hep soruyorum
ne zaman hayallerim olacak benim
ne zaman içim acımadan bir nefes alacağım!
yine cevapların bilmediğim sorular işte!

hayat zor yine bugünlerde
sevda kan renginde!.......
SENSİZ BU DÜNYAYI SEVMİYORUM!
SEVMİYORUM!
SEVMİYORUM!



BEN SANA AŞIĞIMMMMMMMMMM!!!!!!

7 Haziran 2006

SENİ DÜŞÜNÜYORUM

Şimdi şafak vakti,

Sabah hayli erken Kuzey rüzgarı esiyor delice

Kumsaldayım, yalın ayak yürüyorum

Havada yosun kokusu

Rüzgarımda sen

Derinden, içime çekiyorum

Ve seni düşünüyorum

Seni düşünmek hoşuma gidiyor

İliklerimde hissedebiliyorum

Sevgin öyle derin ki;

Sensizde seni yaşıyorum

Biliyor musun?

Kimseler senin varlığına inanmıyor

Hayal kurduğumu düşünüyorlar

Ama ben biliyorum

Ve ben seni yalnız seni düşünüyorum

Sen bende; Denizler kadar derin ve sonsuz,

Ve her nefes alışımda içime çektiğim; Yosun kokan hava gibisin

Seni düşünüyorum

Vakit yine hayli erken

Seni düşünmek hoşuma gidiyor

Ve seni sensiz yaşıyorum

ara beni...

Sen; yalnızken pencereden yağan yağmuru seyrederken hayallare
kapıldığın
zamanlarda ara beni,
yüreğini titreten türküleri dinleğinde ara, ölesiye aşkın özlemini
çektiğinde,
her an göğüs kafesini zorlayan aşk acısını hissedip, acıdan bir an
nefesin
kesildiğinde ara,
gözlerin sürekli yollara dalıp gittiğinde, demet demet güller aklına
geldiğinde, kendini papatya gibi hissettiğinde,
yalnızlığının şerefine kadehini kaldırıp içkini yudumlarken, karşında
kaybolup gitmeyi arzuladığın gözler aradığında ara,
çılgınlığı özlediğinde, uçsuz bucaksız mavi denizi bütün dertlerden
uzak
seyretmeyi arzuladığında,
yağmurda ıslanmak, karda beyazlara bürünmek istediğinde ara,
o ceylan gözlerinden süzülmek için gözyaşın zorladığı zamanlarda ara,
kendini yalnız hissetiğinde, yüreğinde yarım kalmış sevdamızın yelleri
estiğinde,
kendinle başbaşa kaldığında ve değiştirmeye çalıştığın gerçek seni
özlediğinde ara beni..

2 Haziran 2006

entelizya....



Sesin sesime değdiğinde
Felaketim olur çoğalırdım..

Demişti Attilla İlhan.. Böyle mi demişti? Hayır. Gözlerin gözlerime
değdiğinde/ felaketim olurdu ağlardım demişti/ bir şiirinde.
Bense "sesim sesine değdiğinde/ felaketim olur çoğalırdım" diye başlamak istedim uzak mesafeli sevgiliye..
Peki seni aramayıp kimi arayacağım söyler misin? Kiminle paylaşacağım hayallerimi, umutlarımı? Kime aşık olacağım yeniden söylermisin? Ne kadar
zor bir iş yeniden aşık olabilmek birine, ve de aşkı yaşayabilmek kavgasıyla birlikte! Yeniden başlayabilmek bir sevdanın uykusuzluğuna? Ne gücüm var nede arayışım başka bir aşka, başka bir sevdaya. Gitsin isterse dünyanın öbür ucuna sevdiğim; kimin umurunda. Bıraksın beni kendimle baş başa bu yeter de artar bana..

Cemal Süreyya nın dediği gibi olsun istiyorum. "Aşklarda bakım ister" diyen Cemal Süreyya gibi yaşamak istiyorum. Başka ne diyor Cemal Süreyya?
"Ölüyorum Tanrım üstü kalsın/ yaşadığım hayat yeter bana" dememişmiy di bir dizesinde. Öldü gitti O da bütün ölümlüler gibi.. Cemal Süreyya gibi bakıma aldım her bir şeyi mi, başta kendimi bakıma aldım.. Onarıyorum kırılmışlıklarımı, tamiratlarla uğraşmaktayım. Kim bilir ne kadar zaman alacak onarım? Hemingway i anımsıyorum birden intihara kalkışan, yaşamla çelişen Hemingway ustayı anımsıyorum birden.
Kapı ne kadar dar olsa da/cezam ne kadar ağır olsa da/ruhumun efendisi benim/ruhumun komutanı benim diyen hayranı olduğum bir ölümsüzle uyanıyorum derinden..
Bir de Melih Cevdet ten sevdiğim bir dörtlük.. Hiç görmediğim şey bu/kurdun gözü yılmış sürüden/elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak/ağulu bitkilerle dolanmış salkım/güneşten yağmur boşanacak.. Dostoyevski den "Yer altından notları" anımsadım.. Ne yazmıştı sonuçta; kırkıma kadar yeraltında dolaştım, gerçeklerle boğuştum, kırkımdan sonra yeryüzüne çıktım hayallerimle dolaştım
demişti yanlış anımsamıyorsam..
Başka bir dize geliyor avuçlarımda çoğalan. " Su bendini yıkar bir gün/ gece gündüze çıkar/ yürü bildiğin yolda/ ölümden öte ne var/ diyen Rıfat Ilgazla rahatlıyorum yavaştan.. ve
"everything happens a REASON" diye "her şeyin bir nedeni var diye" kendimi teselli ediyorum ne güzel.. Yavaş yavaş karmakarışık olmuş yaşamımdan kendimi süzüyorum ve sevdiklerimi özlüyorum..

hepsi uzaklarda ama tertemiz içimde. İşte kendimdeyim,kendimleyim diye nefes alıyorum soluksuz koşularda.. Seni arıyorum, sesin sarıya boyanmıştı bütün renklerin içinde, bense avutmaktayım kendimi safça çocukluğumla. Hani memeden kesilen kuzucuklar olur ya onlar gibi zıp zıp hoplamaktayım. Alışmaya çalışıyorum yeni umutlara. Keşke diyorum keşke! Boyalı kalemlerle kır çiçekleri çizseydin şöyle elimden tutup. Ben siyah önlüklü, iki örgülü saçlı kız çocuğu, sense öğretmenim ütülü pantolonlu.

İyi uyutuldum mu bu yaşamda yoksa uyandırıldım mı? Kim bilir? Ayılmalarım oldu, olacakta beklerseniz. Mandalina kabuklarından çıkan, ellerime bulaşmış o doğal ferahlatıcılarla ayılmaktayım, portakal çiçeklerinin kokularıyla ferahlamaktayım Akdeniz kıyı evleri bahçelerindeki gibi.. Nasıl mı? Sen gibi yalnız, yapayalnız...

sevdaya kurşun işlemez

Gökyüzü zifiri karanlıkken,pembe bir dünyada elele bu sevdanın içindeydik senle…
Ve birlikte sonsuz olmaktı temennimiz.
Çocuksu düşlerimiz vardı,sadece ikimizin olduğu…
Zamanda uzun,yaşamda kısa olan bu aşkta;
En güzel sevinçleri,en güzel anıları paylaştık,sevdaya dair çok şey öğrendik. Sevmeyi,gülmeyi ve terk etmeyi öğrettin bana,yaşamın sevince anlam taşıdığını gösterdin…

Sevdim seni !
Can verip yollara düşecek kadar,
Kimsenin gücü yetmeyeceği kadar sevdim.

Uykularımızı paylaştık seninle,bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık.
Aşkımız için zamansız sevdik birbirimizi,umarsız,çıkarsız,yalansız…
Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık,
Ayrılıklarımızı yaşanmamış saydık,
Öyle ki hep birlikte olmalıydık.
Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile…

Sonra ayırdılar bizi;
Kimseler düşünmedi ! seni,beni,sevgimizi.
Sensiz hayat yoktu.
Söz vermiştim sana,sevdama söz…
Yaşayamazdım…bu sevdayı içime gömüp,seni bırakamazdım.
Aldırış etmedim kimseye ayrılmadım senden.
Sonra sen istemedin beni,sevdamın taşıyamayacağı sözler söyledin,bu aşkı hançerledin…sevdiğim ne yapar bile demedin,ama ben bıkmadım…

Şimdi ise ayrılığımızın en karasında kara sevda oldu sevdam.
Sen belki unuttun,ama ben unutmadım,unutamadım.
Yeniden başlamak için çok çabaladım,olmadı,nafile…
Sadece DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM…

Şimdi sen yaşıyorsun,beni öldürdün,yüreğinde bana ait bir iz bile yok.
Hatırla söz vermiştik sevdamıza,yaşadıkça bu aşkla beraber olacağımıza…
Yalanmış oysa…gittin hayatımdan ama sevdan hep benimle.
Bir gün üstümde çimenler bittiğinde bile sevdan yaşıyor olacak.
Beni umut kurşunuyla vurdun ! ama onu öldüremezsin…
Çünkü;sevdaya kurşun işlemez…

1 Haziran 2006

öptüm


Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşima, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, tartışmalarda bulunmama, buhranların yordugu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, kelimelerin yetersiz oluşuna, vesaireye vesaireye.. Inadıma öfkeleniyorsun. Seni birakmama, hiddetleniyorsun. Bu da “aşk” işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlasmanin, aşkın getirdiği kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarin uzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yuzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombasi gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yuzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nobetçiler de yaralandı. çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum yalnızlığımın beni teselli etmek icin söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eger hissediyorsan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir küçük çocuk sevdim sende. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. Az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, serserice patlamalarını ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm..

"Sendeki cehennemi değişmem bin cennete.."

sana.......


Son zamanlarda gündüzlerimin olabildiğine sessiz, gecelerimin ise tam anlamıyla yapa yalnız geçtiği anlardayım.. Göz kapaklarım uykunun ağırlığından kapanmak istese de yüreğim uyumama engel oluyor, uyutmuyor beni, kapanmasına izin vermiyor bir türlü gözlerimin...Ne zaman dokunmak istesem hayaline, sendeki yüreğim hainlik edip bana, ne yazmama izin veriyor ne de senden uzaklaşmama...Azgın dalgaların kıyılarla oynadığı gibi oynamaktasın benimle, ne seninleyim ne de senden ayrı kalabiliyorum..Öyle bir haldeyim ki anlatmak istesem ne kuracağım cümleler, nede yazacağım satırlar yetersiz kalır..Duygularıma ve kendime hakim olamaz bir durumdayım...Neler yapsam, nasıl etsem, neden bahsetsem sana bilemiyorum ama bir bilsen ne kadar özledim sana yazmayı, içinde özlem, hasret ve sevgi kokan cümleleri...Sayfaların yaprağına dokunup koklamayı...Şimdi susmak vakti gibi geliyor ama susmak istemiyorum... Şimdi sustuğumda bir daha hiç konuşamayacakmışım gibi oluyor ve sensiz kalmayadayanacak gücü kendimde bulabileceğimi zannetmiyorum..Yaşadığım günler senin varlığını hatırlamakla geçiyor, sana uzaktan uzağa bakmakla, hissetmekle ve için için kahrolmakla...Çünkü yüreğine dokunmaya, sana yazmaya gücümkalmadı artık...Haydi gel, sana çok ama çok ihtiyacım var…

bilki senin içindir!

Adını bir türlü koyamadığım,
Kıyameti andıran korkunç bir fırtınaya şahitlik ediyorsa yüreğim...
Bir bir batıp koyboluyorsa,
Hayallerimi, ümitlerimi, sevgilerimi yüklediğim gemiler..
Bu halimde dost bildiklerim bana el uzatamıyorsa..
Cankurtaran dediğim sevdiklerim kurtarmıyorsa..
Tüm bunlara rağmen ben hala inanıyorsam,
Sadakata, vefaya, dostluğa, sevgiye..
İçimde yer eden son umut gemim batmadığı içindir,

Kopan fırtınalarda,

Gözlerim görebiliyorsa..
Karanlık ve bulutlu havanın ardındaki güneşi..
Yağmurlar, karlar yağarken üstüne..
Hala sönmemiş yanıyorsa, yüreğimde ki sevgi ateşi..
Hala gözlerim görebiliyorsa, yorgun düşlerimde seni..
Terk edip gidişinin, aylara dayanmasına rağmen..
Ve hala unutmadıysam seni..
Bili seni sevdiğim içindir..
Seni unutamadığım içindir..

Dostlarım bana sorduklarında anlatamıyorsam seni..
Tanıyanlarımdan akan göz yaşlarımı saklıyorsam,
Hüzün dolu bakışlardan..
Bırakıp gitti ama,
Gidişi mecburdu diyemiyorsam tanıyanlarıma..
Hala sen varmış gibi yaşıyorsam bu hayatı..
Hala yüreğimde ki seni, sensiz yaşadığım içindir..

Gidişinin ardından gelemediğim için,
Senden af dileyemiyorsam...
Bir anda terk edip gidişine isyan edemiyorsam..
Seni benden aldı diye kızamıyorsam tüm olanlara..
Ve sadece,
İnandığım değerler uğruna yaşıyorsam bu hayatı..
Bil ki yanına gelebilmek içindir..

Biliyorum ki sen çok çok uzaklardasın..
Bu yüzdendir hala dim dik ayakta duruşum..
Va hala yaşıyorsam,
Bil ki senin içindir ...

sen hep kötüleri üzerine alırsın değil mi? yaşattığım hangi sevgi kırıntısı gözlerinde ki?

Büyük bir sessizlikti hayatımız aslında, kimi zaman birbirimizin seslenişini duymadık, duyulduğunu anlatmaya çalıştığımızda çok gerilerde kalmıştı...
Ben, yalnızca sana sesleniyorum olanca gücümle ve şimdi beni duymanı istiyorum, bir an bile olsun dur dinle lütfen...Yaşadığımız ömre kaç mevsim sığdırabilirsin, yada yaşadığımız şu üç günlük dünyanın ömrü kaç mevsimliktir...
Sen ise, bir zamanlar yaşamak istediğim, yaşamaya özendiğim en güzel dört mevsim, yüreğime incitmeden ekip, göz yaşlarımla büyük bir heves ve arzu ile beslediğim en büyük sevdasın...
Öyle zamanlar oluyor ki sen, benim için bazen kilometrelerce uzak, bazen aldığım nefes kadar yakınsın...
Uzaklardan gelen sesinin bir merhaba deyişiyle gelir konar taht kurar yüreğime yaz mevsimi...Uçsuz bucaksız engin denizlerin ortasında ölümüne dalgalarla yarışır, martılarla dertleşir bulurum kendimi...Korkutmaz yüreğimi suların rengi ve derinliği, tıpkı sana olan sevgim gibi..
Daha sonra, ölümüne dans ettiğim beyaz köpüklü dalgalar, bilmediğim bir çölün kızgın kumlarına bırakır beni.. Kervanlarla yolculuk ederken bulurum kendimi.. Sen kızgın çöllerin ateşi, ben ise susuzluktan kavrulmuş bedenimle gölgene ve sana muhtaç bir kum tanesi...Bir anda bir ses getirir kendime beni... Kurduğum hayal sona erer, gerçeğe dönüşür duygularım, yine sen yoksun, yaşadığım hayal kırıklığıyla hüzün yine kapımı çalar...
Gözlerimde yağmur misali birikir yaşlar ve sen bilmezsin, bilemezsin..O anda yüreğime dondurucu karlar yağmaya başlar...Yağan karın eşliğinde daracık bir patika yolunda yürür bulurum kendimi.. Bir ben ve birde karda yürürken bıraktığım ayak izlerim...Ağaçlar yapraksız kalmıştır yine, senden mahrum kalan ben gibi.. Üzerine basmaya kıyamadığım yeni, yeni yağmış kar tanelerinin çıkardığı sesler, alır götürür geçmiş zamanlara beni... Yeşile bürünmüş dallar, hafızama kazınmış sesin, bir zamanlar bir kaç satırda olsa sevgi dolu yazdığın satırlar gelir aklıma... Düşen bir kar tanesiyle boğazımda düğümlenir tarifini yapamadığım duygular ve gözlerimde birikir yaşlar..O anda yeniden yüreğime yeniden karlar yağmaya başlar..
Şu anda ise eteklerine kardelenler serpilmiş beyaz gelinliğiyle, dört başı mağrur gelinlere benzeyen bir dağın zirvesindeyim.. Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyor yüreğim...Sen bilemezsin bunun ne demek olduğunu..İstersen ben sana tarif edeyim bu duyguyu, dağ başı yalnızlığı ölümden beter…Yumruklarımı sıkıyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum senin hala aklımda olduğunu, bir türlü unutamadığımı..Sesimin yankısıyla çığlar düşüyor üzerime…Yollarımda karlar, yıllarımda kara yazım var...Gel desem, gelemezsin biliyorum…Gel desen ayaklarımda buzdan oluşmuş prangalar…
Gözlerime hapsettiğim yaşlar, ve o anda yüreğime yeniden karlar yağar...
Hissetiğim bu duyguların ötesinde mevsimler geliyor ve geçiyor hayatımdan…
Bir yarım sensiz, bir yarın bensiz..Ama hep eksik..Bir yanım her zaman sensiz kalıyor…Görmüyorsun..Duymuyorsun..Yüreğime buz gibi karlar yağıyor…Yüreğim üşüyor..Yüreğim buz kesiyor..Yağan karlar yüreğime ağlıyor..Sen bunları bilmiyorsun, nerden bileceksin ki..Çünkü yaşayan benim..Bilemezsin..

benim sevdam....

Ben seni, hiç silmemecesine yazdım yüreğime ..Oradan ancak ölüm çıkarır seni... Hem ben seni gelip geçici bir hevesle de değil, bir ömür boyu sürecek sevdama mal ettim.. Bitmez, bitiremez kimse var oluşunu yüreğimde...Karlar yağsa bile yüreğime, söndüremez sana olan sevdamın yangınlığını..Değişmem seni hiç bir şeye...Daha da güçlenirim, sevdan bende olduğu sürece..
Artık ikimiz için yaşıyorum günlerimi..Günler günleri, yıllar yılları takip ediyor zaman geçsede..Yaşımın ilerlemeside kokutmuyor beni..İtirazım yok zaten sevdana.. Karşılık beklemez sevgi, nefrete ise hiç dönüşmez ama emek ister, vefa ister, hoşgörüyle yoğrulur ve zamanla kendini belli eder..Benden çok uzaklarda olman azaltmaz sana olan sevgimi..Daha da büyür özlem katarak içine..Hiç bir karşılık gözetmeksizin verdim ben sana bu yüreğimi, şimdi ise sitemlere vuracak değilim kendimi..Üzülme sen halime, sevgi budur işte...Yaşanan bu sevda sevgilerin en büyüğüdür, ateşlerin en yakıcısıdır, sormaz geleceği vakti, bitmek bilmez, aldırış etmez konduğu dala..Aniden geliverir..
Senin ne varlığın nede yokluğun yüceltmez sevdamı, benim sana olan sevdam sende değil yüreğimin engin kuyularında..Kimse çıkaramaz sevdamı oradan..Benim bile gücüm yetmez onu oradan çıkartmaya..
Kıyamet kopsun dünya batsın, güneş kararsın, karanlık zindanlara atılayım ne değişir, ben seni sevdiğim müddetçe...Ruhum şaha kalkar yaşattıkça ben bu sevdayı, huzura temiz çıkarım, sevdamla öldüm derim..Günlük sevgilerin gelip geçiciliğini değil, bir ömür boyu sevdamı yaşadım derim..Şunu asla unutma ki, sevdan benimle yaşayacak sen olmasan bile yanımda..Ölümüne bile olsa...

söyler misin?

Söylermisin..
Hangi celladın keskin kılıcı vurdu sevdanın ve mutluluğun boynunu..
Hangi riyakar bakışmalara feda edildi bu sevda..
Asla olamaz diyorum, tüm bunları yaşadığımız hayat çalmış olamaz..Mutluluk ve sevgi pınarından akan bu aşk şarabını kana kana içmek varken, bu ayrı kalmalara kim uzattı ki ellerini..
Arzulanan çılgınca bir susuzluk değilmidir özlem..
İnsanın yüreğini kasıp kavuran..
Söylermisin akan bu suları kim kesti..
Çoğu kez ay ışığı hayalleri kurulurdu yaşanan gecelerde..Sevilenin saçları tel tel okşanırdı, yüzü rüzgarla bir olup..Bakışları delik delik işlerdi yüreğe..
Söylermisin o nefes nefese kalıp, yüreğinin mutluluktan çırpınmaları nerede kaldı..
Ne zaman kesildi, yüreğimi ısıtan bu sevdan..Mevsim kış şimdi, hem de mayıs ayının bu son günlerinde...
Söylermisin bu mevsimleri kim değiştirdi..
Peki ya gerçekleşmesini beklediğimiz umutlar, onları hangi günbatımı yordu..Hani gözyaşı akmayacaktı birdaha ki sevdalarda...
Söylermisin o sözleşmeyi kim bozdu..
Eğer şu anda yorgunsa bu yürek,
Vurgun yemiş bir balıkçı gibiyse,
Hala ölmeyi düşlüyorsa,
Tüm bunların yüzünden çöktüyse omuzları,
Şayet hayalini kurduğu umutları yıkıldıysa,
Söylermisin bitanem..
Bir avuç toprak, bu yüreğe çok mu...



---------------------------------