
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşima, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, tartışmalarda bulunmama, buhranların yordugu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, kelimelerin yetersiz oluşuna, vesaireye vesaireye.. Inadıma öfkeleniyorsun. Seni birakmama, hiddetleniyorsun. Bu da “aşk” işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlasmanin, aşkın getirdiği kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarin uzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yuzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombasi gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yuzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nobetçiler de yaralandı. çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum yalnızlığımın beni teselli etmek icin söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eger hissediyorsan,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir küçük çocuk sevdim sende. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. Az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, serserice patlamalarını ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm..
"Sendeki cehennemi değişmem bin cennete.."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder