28 Aralık 2006

küçücük mutluluklarım

Güneş saçlarına doğar her sabah,
Gözlerinde görürüm, aşkın sadeliğini,
İçim kabarır dudaklarından uzak olmanın verdiği acı ile,
Yakınlaşmak ister bedenim, en güzel kokuna

21 Aralık 2006

isterdim ki...

isterdim ki, yaşamında "en" olayım
tek olayım
çok olayım...
sen olayım, kendin gibi bil beni
canından ayırd etme bir tut beni
hep içinde hep yüreğinde hep beyninde yaşat beni
benim seni yaşattığım gibi...
isterdim ki, gördüğün tek renk olayım
tek ses olayım
tek nefes olayım
hep duy beni
hep farket beni
hep anla beni
benim nefesim olduğun gibi...
isterdim ki, tek gerçeğin olayım
hiç sorgulama beni
hiç eleştirme beni
hiç yargılama beni
salt sev beni
benim seni sevdiğim gibi...
isterdim ki, kalbini aç bana
kimsenin bilmediklerini anlat bana
kimsenin duymadıkalarını söyle bana
kimsenin görmediklerini göster bana
kimsenin sevmediği gibi sev beni
benim seni sevdiğim gibi...
isterdim ki, dünyan bil beni
ilk ben geleyim aklına ne olursa
ilk benimle yaşa geleni aklına
"o" de benim hayatım
"o" de beni canından çok seven
"can" de bana
benim sana can dediğim gibi...
sadece sev beni
benim seni sevdiğim gibi...

13 Aralık 2006

iyi ki...

varken doyamadığım, yokluğuna dayanamadığımsın...

şiirler hep sana

maviler ötesindeki,
güzel gözlü sevdiğim...

sen,
benim hayatımın bir parçası
bana sunulmuş en büyük ödül
yağmurdan sonra ki gökkuşağım,
okyanusların en derin yerindeki,
alışılmadık güneş ışığımsın...

şu an soluk alıyorsam,
kalbim atıyorsa,
hayat bu kadar güzel,
etrafta kelebekler uçuşuyorsa...
bil ki sebebi sensin...

iyi ki
yüreğime yakın,
düşlerime mavi,
ruhuma eşsin...

iyi ki varsın...
herşeyimsin...

küçücük

boynu bükük
yaprağı solgun
öksüz bir dal misali
yüreğimde sevdim seni...

bazen,
acıtarak kanatarak sevdim.
bazen de toprağı,
tırnaklaya tırnaklaya...

kimi gün,
yüzümdeki tebessümlerde
buldum seni...
gözbebeklerim güldü...
saçlarıma düşen
nisan yağmurlunda
buldum seni...

yüreğime aktın,
seni sevdim...

8 Aralık 2006

özle

içine sığmayacak kadar özle
tam ortasında kal, kavgaların
dört bir yanında ormanlar yansın
ellerinle, düşman olsun saçların
özle beni
kabul edemeyecek kadar özle
öyle özle ki
kalbin, aklında savaşsın
öyle kuru kuru bekleme sabahları
beni özle, özle beni
yağmur dolsun sevdiğim gözlerin
ağla, ağla ki yaprakların ıslansın
umutların,
meçhule doğru yola koyulsun
çiçeklerin ne günahı var
hayallerin suya düşsün, düşlerin solsun
özle beni
aklının alamayacağı kadar özle
duyguların, düşüncelerine baş kaldırsın
ama öyle özle ki
tırnakların, yastığa, yorgana saldırsın
öyle kuru kuru, bekleme sabahları
beni özle, özle beni
yağmur dolsun sevdiğim gözlerin
ağla, ağla ki yaprakların ıslansın
özle... özle beni
beni özle....

yaşıyor muyum?


Kuşların kanatlarında özgürlüğü yaşamalı acı, keder, üzüntü, yalan-dolan olmadan. Bir kelebeğin narinliği gibi narince sevmeli karşındakini. Sevgiyi yürekten ve gönülden yaşamalı. Kırılan parçaları toplayıp geçmişe hediye etmeli ve " yaşıyorum" diye haykırmalı. Hayata yelken açarken durup kenar mahalledeki o küçük kızın gözlerinin içine bakmalı. Neden vazgeçtik yaşamdan? Bizi böylesine kör bir karanlığa iten neydi? Her sabah uyanıp da hayatın ne kadar güzel ve kısa olduğunu anlamamız ne kadar sürecek? Hayat; bize verilebilecek en güzel armağan. Bir sabah uyanıp da hayattan ne kadar geride kaldığımızı, bazı şeyleri söylemek için ne çok geciktiğimizi ne zaman göreceğiz? Masallardaki gibi aşkları bekledik hep ama en önemli şeyi atladık. Masallardaki gibi aşklar hiç olmadı, hepsi bizim hayalimizdi. Hayallerimizin peşinde koşarken, sevgiyi, aşkı kaç sokak ötede unuttuk? Hayat pek çok fırsat serer önümüze, yaşamdaki fısıltılar yolumuzu çizer. İçten içe attığımız çığlıkları sadece yorgun kalbimiz duyar. Ve günün birinde yaşlanıp tek başımıza kaldığımızda kurduğumuz tek hayal, geride bıraktığımız, yaşamın kıyısında unuttuğumuz, bıraktığımız aşkımıza/sevgimize geri dönüş çabasıdır.

23 Kasım 2006

cam tavan sendromu


Bir Şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir Şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar"
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.

Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı 'hayat dersi'ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar.

Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm'den fazla zıplanamaz
inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacakları nı nasıl öğrendiklerini göstermektedir.

Bu pirelerin yaşadıklarına 'cam tavan sendromu' denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir.

Yapabileceğini düşündüğü kadardır.

cümlelerim daha çok devrilmeye başladı son zamanlarda!

Daha hızlı çöker oldu,karanlık tozlu...Akşamlarına ...
Ve daha çabuk tükenmeye başladı herşey..

Daha bir donuklaştı bakışlarım..
Daha ağır ilerliyor artık Sensiz her saat...

Sonsuz her dakika...

Ve bırakmak vazgeçemediklerimi. ..
Daha derinlere inebiliyorum. .

Artık nefesimi daha uzun tutarken,
Ve daha sert vuruyorum dibe..

Cığlıklarımı daha az yutarken...
Daha da sessizleşiyorum geçen her günde...

Daha da hissizleşiyorum. .

Her daha çok Sensizleştiğimi fark ettiğimde...
Ve geçen her gün biraz daha az Sen kokuyorum.

Artık yasamak daha zor,biraz daha kutsanmış

Her geceyi ve ölüm biraz daha yakın..

Bulamadıkça aynalarda,Sende kalan beni...

Söküp atamadıkça içimden bende bıraktığın Seni...

Artık bilerek bekliyorum her henüz gelmeyişini ....

Ve daha açık seçik görüyorum daha fazla gecikişini.. .
Ve daha çok seviyorum Seni, Seni sevmeyi,

Seni çok sevmeyi, Seni daha çok sevmeyi.

Hayalin daha canlı şimdi ve gözlerin daha nemli.
Daha dayanılmaz artik Seni Sensiz sevmek.
Ve daha imkânsız cebimde kalan son Seni birakmak ve tekrar tekrar susmak...

Kokunu her uyanınca unutmak...

Ve ben artık daha pervasız ve Sen daha insafsız...
Ve ben daha yalnız... Sen daha duyarsız.
Ve ben daha umarsız... Daha savunmasız.. . Daha dermansız.
Ve Sensiz her sey daha tuzsuz tatsız ve her yer daha ıssız daha bucaksız.

__._,_.___

22 Kasım 2006

&

yaşamak cesaretlilerin işidir!


çok az insan yaşar, çoğunluk yalnızca gününü kurtarır, yaşanmamış
günlerin altında inleyen çaresiz bir köle gibi yitik bir hayatı taşır güçsüz
omuzlarında. Kendi gerçeklerimiz, kendi duygularımızdır bizi böylesine
ürküten, çatal diliyle tıslayan bir yılan görmüş tavşan gibi bizi hareketsiz
bırakan.

Ve ne kadar çok korkarsanız, korkunuz o kadar artar.

Ne kadar yaşarsanız, cesaretiniz o ölçüde bilenir.

Yaşayamıyorsanız, eğer bu başkalarından dolayı degildir.

Sizi güçsüzleştiren, sizi çaresizleştiren sizi isyanlardan alıkoyan,
değiştiremeyeceklerini kabul etmenize engel olan, değistirebileceklerinizin
üstüne gitmenize izin vermeyen, sizi yaşatmayan, sizin kendi korkunuzdur
YAŞAMAK CESARET iSTER

hayat...

Keşke Noktalama İşaretleri Kadar İnsaflı Olsaydı Parantez İçlerine
Sığdırmaya Çalıştığımız Hayat.
Her Noktanın Ardından Cümleler Kurabilseydik
Yeniden Yaşamı Virgüllerle Uzatabilseydik ,KeşkeTırnak İçine Alınmış
Hayatlarımız Olsaydı.
Ve Üç Nokta Koyabilseydik Tüm Sevgilerin Önüne.

Haydi Bul Yüreğini!


Duymuyor musun sesini? Ssssst..... Sessiz ol biraz. Kulak ver. Hala yok mu? O zaman önce yerini bulmalısın. Hayır,ben yardım edemem, sen bulmalısın; ama, tarif edebilirim. Önce tüm düşüncelerinden sıyrıl. Kendini sadece bu işe odakla. Kapat gözlerini. Bu arayışta gözlerin yardımcı olamaz sana.
Elini göğsünün üzerine koy. Biraz bekle, sakince nefes al, heyecanlanma. Simdi elini yavaşça sol tarafına götür. Hayır,aşağı doğru değil, daha yukarıda. Sol koluna doğru. Evet, iyi gidiyorsun, parmaklarının altında hisset. Bir değişiklik var mi? Elinin altında bir şeyin attığını hissediyor musun? Yanlış yerde olmalısın o zaman. Çok mu yukarılara çıktın yoksa? Biraz aşağı indir elini. Avucunu tam olarak aç. İyice yasla göğsüne. Ya şimdi? Çok hafif bişey hissettin demek. Bu güzel, doğru yolda ilerliyoruz o zaman.
Kapalı değil mi hala gözlerin? Simdi parmakların koltuk altına doğru ilerlesin. Evet, avucunun altında duruyor olmalı. Atışını hissediyorsun simdi. "Neden şimdiye kadar bulamadım " diye hayıflanma, geçmiş geçmişte kaldı. Sen bundan sonrasına bak artık.
Buldun ya yüreğini, bundan böyle hayattaki en iyi rehberin o olacak. Sesini dinlersen ve kaybetmezsen onu, sana hep doğru yolu gösterecek. Evet, bazen yanılıyor, bazen gittiği yolda tökezliyor; ama, olsun. Sen yine de dinle yüreğinin sesini. Bugüne kadar başka şeyleri dinledin de ne oldu? Hangisi mutlu etti seni? Mutlu etseydi arıyor olur muydun bugün yüreğini?
Hayat, yürekte başlıyor ve diğer bütün duygular yürekte can buluyor. Yüreğinle konuşursan eğer, yüreğinle görmeyi, yüreğinle duymayı öğrenirsen senden daha mutlusu olmayacak dünyada. Bir insanı sevmenin, aşkla bağlanmanın hazzını yaşayacaksın. Bundan daha müthiş ne olabilir ki?
İyi bak yüreğine, oraya sadece senin izin verdiklerin girsin. Hoyrattır bazıları, kendi yürekleriyle yapamadıklarını senin yüreğinle yapmaya kalkarlar. Kullanırlar. Bu yüzden iyi korumalısın. Darbelere karşı güçlendirmelisin onu. Unutma, narindir yürek, çabuk kırılır, Başkalarının yüreklerinin de çabuk kırılacağını bilmelisin, kırmamalısın. Ve bir gün, o yüreğin gerçek sahibini bulduğunda ona tertemiz, saf, duru ve sevgi dolu bir yürek sunmalısın....

öğüt


Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin.
Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.

Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes
otomobil alırdı.

Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan
kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için
dikilmiş bir anıt yoktur.

Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.

Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini
söyle.

Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.

Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.

Şans bukelamun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.

Tarihte en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak
olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.

Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki
bütün gün hırladığın içindir.

Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla!
Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.

Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.

Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.

Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması
gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiçkimse söylemedi ki, uçuyor.
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren
insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler
olduğunu anlarlar.

Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!

Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.

Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.

İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.

Insanin tum evrende kesin olarak duzeltebilecegi tek bir sey vardir:
Kendisi.


Aldous Huxley

18 Kasım 2006

işte öyle bir şey

yüzümü güldürür tek bakışın
içimi ısıtır
yüreğim yanar
alev olur
tek bakışın aklımı çeler
ruhumu okşar
başımı döndürür
tek bakışın gözlerimi ışığa boğar
karanlık biter
güneşi doğdurur
geceyi bitirir
aşkı yaşatır
nefes aldırır
tek bakışın....

böyle bir şey aslında seni sevmek! ama belkide sevgini hissetmek! sevgini hissedebildiğim anlarda yeşerir umutlarım! dünyam öyle güzelleşir ancak! sevginle aydınlanır sabahlarım

böyle bir şey aslında sevgini hissetmek!

hep anlatmak istemişimdir herkeze! sana ve tüm diğer insanlara! hep hakkıyla, tamamıyla, herşeyiyle anlatmak ve anlamaları olmuştur bazen hayalim! en güzel cümlelerle, en güzel aşk sözcükleriyle, ama hep yetememiştir! hep içimi taşıyamamıştır cümleler sana! eksik kalmıştır!

böyle bir şey sevgini anlatmaya çalışmak!

özlerim seni
çok ama çok fazla! yanındayken bile belki daha çok! yanında olamazkende anlatılmayacak kadar fazla! hani dersinya biraz fazla :) işte öyle..

böyle bir şey özleminle yaşamak!

birdaha dünyaya gelsem yine sen derdim
binbir sıkıntıyı sürseler önüme
görmez gözlerim
sen derdim
sen...

böyle bir şey işte seni yaşamak!
böyle bir şey işte seninle yaşamak!
böyle bir şey işte sana aşık olmak!

17 Kasım 2006

hikaye

i
İçindeki o boşluğu hiç bir zaman dolduramadım ben. Buna gücüm yetmezdi. Sense bıraktığın yerden,
benimle birlikte yeniden yaşamaya devam edebileceğini düşünüp, ömrünü tamamlamaya çalışıyordun.
O yarım kalmış, o bir daha tamamlanamayacak olan ömrünü... Ömrünü tamamlamak isterken, yaralarını sarmak istiyordun.
O peşini bırakmayan, nereye gitsen seninle birlikte gelen, hiç bir zaman kurtulamadığın yaralarını.

Şımarık bir çocuktu sevgin, Yıllardır öyle susuz öyle yalnız bırakmıştın ki onu,
yalnızca kendine sevgili olabilmiştin ancak. Kendini sevmekten yorulduğunda başka sevgilere karışmak isterdin.
Uzaklara çok uzaklara gitmek isterdin hep... Gittiğin yerlerde seni tanımadan sevsinler,
hayatındaki hiç bir ayrıntıyı bilmeden sevsinler diye... Nasıl olsa geri dönecektin yine, kalp ağrısı odana,
o sonsuz yalnızlığına... Her zaman yaptığın gibi sevgini şımartacak, ona aldığın hediyeleri gösterecektin.
Çünkü; hayat senin için tek başına yaşanılmayacak kadar zor, bir başkasını sevdirmeyecek kadar da acımasız dı.

Sana bakarken yüzünün derinliğine batardım. Yüzünden belli belirsiz anılar, yarım kalmış zamanlar, eksik sevdalar geçerdi.

Uzun uzun konuşurduk seninle, büyük bir hazla anlatırdın hayatını. Büyük bir acıyla çalkalanırdı için özlemlerini
özlerken, derin bir yalnızlıkla burkulurdu dudakların annenin ismini anarken... Susar dinlerdim seni, susar gülümserdim,
hayatla alay eder gibi birbirimize bakıp gülümserdik...Sonra durduk yerde sarılırdın bana. Bütün sevdiklerine sarılır gibi
sarılırdın. Seni böyle susuz bırakan, seni senden koparan, seni sana düşman eden geçmişine sarılır gibi sarılırdın bana...
Seni umursamayalara karşı içinde beslediğin umutsuz sevginle sarılırdın... Kısa bir süreliğine bile olsa yaşantınla
ilgili bütün bağlarını koparıp sarılırdın bana. Seni böyle anlarda sonsuz bir aşkla sevmek geçerdi içimden, büyük bir
tutkuyla sevmek... Beni duymuyor musun, bu aşk için her şeyden vazgeçebileceğimi görmüyor musun? Neden sürekli çok
yalnızım diyorsun bana? Neden sürekli bir boşluğa bakar gibi bakıyorsun. Bırak, seni sahip olduğun herşeyin uzağına iten,
bilmediğim zorunluluklarını bir kenara bırak... Hem ne olabilir ki onlar? Sana hiç bir faydası dokunmuyorsa
neden kurtulmuyorsun ki onlardan? Yanında ben varım artık. Gitme, benimle kal, bu aşkı birlikte yaşayalım, sevgim
ikimize de yeter, diye bağırmak geçerdi içimden... Yapamazdım bunu sana...

Sevgimi sana belli etmediğim zamanlarda alınganlıklarına kaçardın.
Önce yüzünü asardın, donardı gözlerindeki ışık, içten içe kızardın. Şaşırır, yaptığın şeye anlam veremezdim.
Ama anlardım; sevgini yurtsuz bir toprak gibi görürdün benimleyken. Onu sürekli şımartmamı, göklere çıkarmamı,
senin beni sahiplendiğin gibi benim de seni sonsuz bir istekle sahiplenmemi, yalnızca sana ait olmamı beklerdin.
önce öfkelenir sonra öfkeni yatıştırmamı isterdin benden. O an düşündüğüm, uğraştığım ne varsa bir kenara bırakıp
seninle ilgilenmemi isterdin. Merak ederdim hep; nerede eksik bırakılmıştın, neyi yarım yaşamıştın.

Yokluğunu farkettiğim anda hissetim o büyük yalnızlığımı... Hayatın sıkıcılığını...
Meğer sensizlikmiş benim bu hayattaki tek eksikliğim. Sensizlikmiş yüreğimi acıtan tek belirsizlik,
Gecenin bir yarısı ansızın uyanıp yeter gel artık diye haykırışlarım sanaymış...

Seni özlemek,kalbin kalbimin yanında çarparken, ellerin avuç içlerimin teriyle ıslanırken, o sarhoş edici
kokunu içime çekerken, birbirimize sırılsıklam sarılırken,
gideceğim dediğinde gözlerindeki hüzünlü bakışlara daha fazla dayanamayıp, telaşlı ve kaçamak cümlelerle biraz
daha yanımda kalmanı sağlamak için senin de bildiğin bahanelerle
seni avutmaya çalışmaktı.

Seni özlemek, içimi kanata acıta gitmene razı olmaktı.
İçimi acıtan tuhaf, akılalmaz düşünceler içinde zor da olsa gitmeye mecbur olduğunu kendime kabullendirmek,
çocuksu duygularla Tanrı` dan hayatındaki bütün olumsuzlukları yok etmesini dilenmekti.

Kendini ateşe atıyorsun ama yanmakta istemiyorsun...
İçinde ki boşluğu dolduramadım ben. İzin vermedin ki...
Gitme bu kez...
sadece bir kez...

bir gemi


Acılar ağır ağır demir atmakta kıyıya.
poyrazlardan, tufanlardan kurtulmuş,
Soğuk hava deposunda birikmiş, ah çekişler.
ve bir güverte de uzun süre beklemiş.
Kendini gizlemiş.
Bazı balıklar leş zannetmiş,
bazıları merak etmiş sadece...
Geminin tek dileği; acıları kıyıya çekebilmekmiş
hiç bir rıhtıma güvenmemiş.
Çok kalabalık ya da ışıklı neonlardan
gözü korkmuş belki de...
Bir hiç gibi fenersiz yol almış sessizce, ama rotada hep,
Kendi rıhtımını aramış, aramış ve bulmuş...
Şimdi içinde tek bir yolcu,
uğurlayacak yolcusu olmadan
Ve bir mendil bile sallamaksızın
Ay`ın güverteye vurduğu yerde,
dinleniyor...
Belki yol alır, belki kendi rıhtımında
dinginliğin tadına bir düdük çalar, ses olsun diye...
Buradayım der gibi usulca.
evet yoktum ama buradayım

Ey hayat, EY mavi deniz, EY azgın dalgalar!
yordunuz, yoruldum, çok sustum!
ama kaybolmadım,
yolumu buldum.
Ve
buradayım, bir düdük çalar ses olsun diye...





İnsanoğlu acı çekerken,sessizdir yaralıdır...Ve sadece onda saklıdır...Acı kabuk bağlayınca, dile gelir itiraflar...Uzun bir süreçten çıkmışsındır...
Kaptanı da yolcusu da sensindir, ama ufku görmek zaman alır...
Tecrübe bir adadır oysaki; ulaşılması zamana bağlı...Adaya vardığında, dugular atıktan ibaret, kurtulma şansını zorlamasın diye canhıraç can çekişir...
Ve işte başarmışsındır...

Artık bilirsin acıları, en alasından, en sunturlusundan...Kalmamıştır şu koskaca yeryüzünde hangi kayıbın ne olduğunu?..
Hepsinle birebir yüzleşmiş;
VE
uğurlamışsındır tek tek...

Ve uğurlayamadığın bir tek sen varsındır...Ötelere gidemezsin artık...
ötesi yoktur...
Dinlenmek ve selam göndermek vardır...Artık uğraşa dursun, geride ki poyrozlar, tayfunlar...
Seni yok edemediler diye...
ve uğraşadursun;
Yeni poyrazların hükmü yok artık...Hadi en seslisinden bir düdük daha çal...

13 Kasım 2006

fırtına


Ya umutlardı eksik olan
Ya da sessizlikti
vurup giden Fırtına gibi yüregimde.
Ne kadar çok sarsılsamda
Herseye deva olan zaman
Elbet bana da deva olacak
Fırtına sonrası sessizlikte. ..

6 Kasım 2006

sen

Saat sana çeyrek var,
Bugün günlerden SEN,
Mevsim sana döndü,
Ömrün geri kalanı SEN...

19 Ekim 2006

!!


Yoruldum mükemmeli oynamaktan.
Olağanüstü biri değil, sıradışı biri değil, ulaşılmaz biri değil;
herhangi biriyim ben.
Ağlamak; yaşlarımı akıta, akıta ağlamak; gülmek; delice, kahkahalarla
gülmek istiyorum.
Maskelere, çok yüzlülere, yalanlara kanmadığımın varın ayırdına.
Sevmeyenlerimi, ardımdan denenleri anlayan biriyim.
Herkesi sevmek, saymak zorunda değilim; sizlerin gösteri yapmak
zorunda olmadığınız gibi.
Korkmayın siz de, haydi şimdi haykırın yüzüme, sevmediğinizi beni..

Sadece kışta değil; güneşin bağrında da üşüdüğümü;
tutkularımı, hatalarımı, güçsüzlüğümü göstermek istiyorum sizlere..
Ben ne cam, ne can ressamıyım; ne de bir kum heykeltıraşı.
Kıskancım, hırslıyım, çaresiz, hatta acizim çoğu kere..
Ayıramam mavi bozulunca renkleri. Karda, karayı gördüğümü biliniz artık.
Evet ben renk köründen de kötüyüm. Kızdığımda bağırmak, ne varsa atmak, kırmak;
gerektiğinde vedayı, terketmeyi yaşatmak istiyorum sizlere..
.
Bağışlayınız.
Bildiğiniz beni değil, sıradan biri bulacaksınız karşınızda şimdi.
Yoruldum mükemmeli oynamaktan, ulaşılmaz görünmekten yoruldum ben...

'Ben nasıl biriyim' diye sormuyorum sana...
Hayır; duymuyorum seni çünkü çok yorgunum...
Sen de sus, sus lütfen, birşey söyleme, sen söyleme....

Bir şiir yazın bana içinde şefkat olsun damla damla.

Bir yerlere götürün beni güneş hiç batmasın orda.

Bir şeyler söyleyin bana, ayrılıklar hüzünler olmasın içinde.

Bir söz verin bana, bir damla yaş düşmesin gözlerine.

Bir hayal kurun benim için bütün yollar ona çıksın.

Bir hasret verin bana, kavrulayım ateşiyle, için için yanayım.

Bir masal anlatın eskilerden, yağmurlar yağsın, ıslansın yüreğim.

Bir rüzgar estirin uzaklardan savrulsun güzelin saçları.

Bir yalan söyleyin bana, umut dolu çocuksu bir yalan.

Bir şarkı söyleyin gözü kör sevdalardan bahseden

Bana bir hediye verin ufak tefek ama içten.

6 Ekim 2006

öyle bir zamanki...

çok zor günler bu günler
tarihten silmeli
yummalıyım gözümü açtığımda bitmeli tüm kabus!
unutmalıyım tüm bunları
geçmeli yüreğimin yangını
dinmeli gözümün yaşı!

hayat ne isterse onu yapıyor
sormuyor hiç sen de istiyormusun bunu
hazır mısın yaşamaya diye
dinlemiyor isyan
bitmiyor mücadele
ordan oraya savuruyor gönlünce

ne zaman diyorum
ne zaman arkama baktığımda bu yaşadıklarıma gülüp geçerim
bitti işte bitiyormuş bak diyebilirim
ne zaman geleceğe güvenle bakabilirim
ne zaman?

27 Eylül 2006

özledim.

Geceleri uykumu bölmedin sen...Bu bir itiraftır.
Ben böldüm seninkini istemeden.
Ansızın uyandığımda, kendiliğimden. . Gözlerinden öptüm seni.
Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına.
Açtın gözlerini, göremedin beni.
O bomboş odada hissettiysen eğer,
Sakın yanlış anlama beni.... Kötü bir niyetim yok benim..
Sadece gözlerini özledim...

Şarkı söyledim bağıra bağıra... Duyup da sesimi katıl diye bana.
Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna. .
Ama kötü bir niyetim yoktu benim
Sadece sesini özledim.

Kalp atışlarını dinledim elimle...
Saçlarını sevdim... Öptüm ellerinden.. . Hatta biraz da silkeledim.. .
Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim,
Sadece tenini özledim..

Bazı gecelerde konuştum kendi kendime..
Eskilerden söz ettim.. Soru sordum, cevap verdim.
Kızma ama seninle kavga da ettim...
Kötü bir niyetim yoktu ki benim
İnan ilgini.... Inan sevgini....

BİLKİ AŞKINI ÇOKKK ÖZLEDiM...

22 Eylül 2006

sen**

Bir çift göz girdi hayatıma ilk bakışta..
Sıradandı belki herkes için ama benim için değil..
Yanaklarıma dokundu ilk, sonra gözlerime baktı.. Sıradan bir dokunuştu belki herkes için ama benim için değil..
Seninle vakit geçirmek istiyorum dedi.. Sıradan sözlerdi herkes için ama benim için değil. Sen sıradan değildin.
Seni sıradanlıktan çıkaran benim sevgimdi ve benim sevgim sıradan değildi.

Hisler belki aynı kelimelerle ifade edilir... herkesin söylediği... Evet belki kelimeler aynı ama duygular değil SENDEN SONRA HERŞEY COK FARKLI...
EN DEĞERLİMSİN ! ! !.........

19 Eylül 2006

nerdesin?

*Sevgilimdi, aşkımdı, yalnızlığımın ilacıydı.*
*Korkusuzluğum, sığınağım, yarınımdı.*
*Bugünümdü her şeyden öte, şu anımdı.*
*Öncemdi, sonramdı .*
*Gerçeğim, hayalim, bilinmezim, çözülmezim, arayanım,soranım, hep yanımda
olanımdı.*
*Ağlamamdı, gülmemdi*
*Boğaz'daki martım, delişmen rüzgarım, bembeyaz yelkenim, masmavi
denizim, sesim, sessizliğim umudumdu.*
*Hiç bitmeyecek yolumdu.*
*Ayağımdı, elimdi, beynimdi, yüreğimdi.*
*Sevdamdı sevdalımdı, arayıpda bulamadığımdı.*
*Suyumdu, aşımdı , kahkahamdı , gözyaşımdı.*
*Kara gecelerimin ışığı, günümün aydınlığı, benim aşığımdı.*
*Canımdan öte canım, damarımdaki kanım, söylemekten hiç bıkmadığım şarkımdı.*
*En mutlu rüyalarım, anlatılacak tek masalım, yatağımdaki kırmızım, kalbimdeki
ince sısımdı.*
*Silinmezimdi, vazgeçilmezimdi, hiç gitmezimdi, yol bilmezimdi.*
*Hiç kimsenin değil benimdi, benimleydi. *
*Hayatta doğru bildiğim neyim varsa hepsi ona aitti.*
*Bir gülüşüyle güneşi yere indirendi.*
*Sevmeyi iş edinendi, bana yüreğini verendi.*
*Kolumdu, kanadımdı, öpmeye kıyamadığımdı.*
*"Uğruna ölürüm " dediğim, ölürcesine sevdiğimdi.*
*Kime baksam yüzünü gördüğüm, göremeyince üzüldüğümdü.*
*Uğruna adaklar adadığım, dilekler dilediğim, bitmesin diye gecelerce dua
ettiğimdi.*
*Beni en çok anlayandı, bensiz olamayandı.*
*Bekleyenim, özleyenim, aynı yolda yürüyenim, en heycalı serüvenimdi.*
*Aramasa delirdiğim, gelmese aklımı oynattığım, kaybolsa
çıldırdığımdı, kıskançlığımdı.*
*Akıl verenimdi,yol gösterenimdi. *
*Yol arkadaşımdı, hayat ortağımdı.*
*Bakışıyla içimi eriten, gözleriyle beni mest edenimdi.*
*En keyifli anlarım, en doğru kararım, en güzel yıllarımdı.*
*Bana yaşadığıma şükrettirendi, mutluluktan öteydi.*
*Ruhumdu, ruh eşimdi.*
*Sönmeyen ateşimdi.*
*Aklımı alanımdı, canıma can katanımdı, her zaman hayranımdı.*
*İncitmezim, kırmazım, dünyamı dağıtmazım, beni yalnız bırakmazımdı.*
*Ben var oldukça var olanım, cennete bile yoldaşım, sözüm, sazım, aşığımdı.*
*"Tek"imdi, "Bir"imdi, biriciğ **imdi... *
*şimdi nerdesin peki....*

özlemim


gece
bir yorgan gibi örterken kenti
derin yalnızlığına gömülür evler
dinlediğim bir hüzün şarkısı işler yüreğime
ben seni duymak istedikçe
inadına ses vermezki resmin

aylardan eylül
ve mevsim sonbahar
tenime değen
her yağmur damlası
sönmeyen yeni ateşler ekler yüreğime

oysa o kadar uzak
ve o kadar dönülmez yollardasın ki
gel desem
bilirim sesim ulaşmaz

gece daha karanlık
rüzgar daha deli
yağmur daha apansız
ve sesimi yutar duvarlar

sen yokken içimde yağmur yağıyordu
sonra kapatılan musluklar gibi kesiliverdi
önce sen unuttun
sonra yağmurlar

şimdi tenime değen
eylül yağmurlarında yeniden sızlar yürek kırıklıklarım
gözlerimde sonbahar yeniden renklenir

her yanda sararan
ve yaşamımdan kopup giden yapraklar
ve onu yutmaya hazırlanan aç toprak olsa da
gelirsin umutlarım hep yeşil
ve inadına her sabah yeniden çiçeklenir

gece
rüzgar
yağmur
ve sesimi yutsa da duvarlar
bilmelisin ki
gelişinle dalına geri yapışacaktır kopan yapraklar


seni özledim

17 Eylül 2006

can'sın

yaşattığın mutluluk kelimelerle anlatılamadığı için yazmıyorum belkide çok,
hüznümü yazıyorum azalsın diye oysa,
sevincime belki nazar değer diye saklayıp gizliyorum heryerden
vee aslında
şu da var ki
seninle olmak anlatılmaz ki!
yanında olmanın hazzını hiçbir cümle ifade edemez ki!
sen varsan hayat var
sen varsan dünya güzel
sen varsan gözlerim görür
sen varsan güzel olan herşeyi yüreğim de duyar
işte bu yüzden can'sın
işte bu yüzden canım'sın

12 Eylül 2006

bilmiyorum!

Şimdi buz gibi içim,
döner başım,
midem mi, kalbim mi, içimde biyerde bir yangın
bilir misin bu acıyı
hep yaşadığım....

tutunmaya çalışırken uçurum taşlarından
ellerime gelen kayalar yakar canımı
atan sen,
acıyan ben,
sebebi ise hiç bilemem!
suçum ne
günahım ne
düşünüyorumda, sanırım seni çok sevmem!

buz gibi şimdi içim,
taş kesildi sevdiğin minik ellerim
donuk ıslak gözlerim
dudaklarımda kısık bir acı
yüzüm soluk
akmaz oldu sanırım şimdi
sevginle akan kanım
sevginle atan kalbim
durdu
dünya gibi
Ay!
neden?
yok!
bilmem!
bilmiyorum!

7 Eylül 2006

Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu!

Konu romans uzaklıklar.
Alıp başını yollara düşmeler veya düşüncede ayrılığa
düşmeler gibi,
Birbirinle aykırı kalmalar; yanındayken uzakta olmalar
gibi,
Ayrılıklar da çeşit, çeşit.
"Ne olursa olsun, gönüller bir olsun" sözü hiç de boş
değil.

Uzaklık fark etmez, gerçek sevgi ayrılığa dayanır;
Aklının bir köşesinde, yerli yerinde bekler.
Günde kim bilir kaç kez "keşke" li bir cümle kurarsın,
Gülüşü gelir aklına, sesi gelir...

"Hazırlan, geliyorum" der hayalinde;
birazdan yanında olacak sanırsın.
Vuslata kaç gün kalmış, sayarsın.
Bu bilginin hiçbir işe yaramayacağını bilsen de,
"hangi coğrafyada acaba" diye kendine sorarsın.

İmkansız gülümsemesi gelir aklına,
Cebine koysan, demişsindir.. .!?
Yanında yerin yoktur!
.........

Ayrılıklar başka başka dedik ya!
Bazen yan yana ama ışık yılı uzaktayızdır birbirimize.

Sadece cisim olarak orada, o koltuğun üzerindeyizdir.
Fikri ayrılıktır ki; iflah etmez kişiyi.
Büyük aşkların şiddeti bile buna dayanmaz.
Farklı kültürler, farklı anlayışlar, zamanla tüketir
duyguları.

Anlaşmazlıklar, kavgalarla yıpranır ilişki
Gün gelir, taraflardan en az biri kaçacak delik
aramaya başlar.

Tutkalı kurumuş zarf kapağı gibi açılır, uçuverir aşk
mektubu.

Her geçen gün katlanarak artan boşanmaların
Gerekçeleri hep aynı değil mi;
Fikri ayrılık ya da fikri uyuşmazlık.

Bazen,
"ilişkimizin sağlığı açısından bir süre için
ayrı kalmamız iyi olacak" denir.
Anlaşmalı bir ayrılık süresi tespit edilir.
Aşk sorgular; sınava alınır.

Gergin beklenir, giden geri dönecektir,
ama ya aşk, kurtulacak mıdır?
......

Başka bir ayrılık durumunda ise, taraflar dargındır.
Vuslat olmaz bir türlü.
Küslük, ayrılık sinir bozucu bir şekilde devam edip,
gider.

Karşılaşmaktan korkar, aslında hoş bir tesadüf
beklersin.
Biri "onu gördüm" der!

Ondan gelecek ufacık bir bilgi bile çok önemlidir,
"İlgilenmiyorum" görünür, kurnazca e-e! dersin.
Güya "gördüyse n' olmuştur"...

Merakın tahmin edilir, kimse o kadar aptal değildir.
Dinler, olmadık anlamlar çıkarır ve olanları kendine
yontarsın.
.....

İşte böyle kızlar...Kim çözmüş ki, biz çözelim
hayatı...
"AYRILIK DA AŞKA DAİRDİR!"
Aşklar da bizimdir, ayrılıklar da...
.......

Evet, dolunay var bu gece.
İçimden bir ses, yıldızları seyret ve mutlu ol diyor.
Peki, mutlu olmak zorunda mıyız...?
Belki, aykırı bir iş sevdamız!

Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu!

papatya ve kelebeğin aşkı


kelebeğin papatyaya sevdası
bir ağustos günü başlar
kelebek
kurtların kanatlanmışı
renk renk pulcuklarla kaplanmışı
kanatlarında renklerin eşsizi
yaşamı kısa
aylarca
yıllarca
tırtıl yaşamış
ağzı
hortumu yok
onun içindir ki
kelebek
bir çeşit çiçektir
yani bir hayvanın
tırtılın çiçeğidir

kelebeğin papatyası
baharda açar
şubatın bahara müjdesidir
olacak-olmayacak
seviyor-sevmiyor diye
koparılandır
taç yaprakları
sormazlar papatyaya
"kimi seversin
sevdan, sevdalın
var mıdır?" diye

papatya bekler kelebeğini
kelebek papatyasını arar
aylardan ağustos
ağustosun ortası
gecenin yarısı
kelebek sevdalanır papatyaya
papatyanın sarısı
sevdanın kıyısı
kelebeğin sıkıntısı
koca bir yaşamın
birkaç güne
sığacak olması
bundandır koşması
kelebeğin papatyaya sevdası
gece karanlık ve sessiz
ve yalnız
ay var mı yok mu bilinmez

kelebeğin papatyaya sevdası
kanatlarında
rengarenk açar
gökkuşağının tüm renkleri ve bilinmeyen
görünmeyen renkleri
gelip konmuşlar
kelebeğin kanatlarına
korkmaz kelebek
"korkmamak büyüklüktür"
ne kadar bilir ki kelebek papatyayı
papatyasını

ya papatya
bilir mi kelebeği
karşılaşmamışlar daha önceden
ayrı ayrı yaşamları paylaşırken
gün sabaha dönerken
karşılaşırlar
ne kadar uzak
ve ne kadar yakın yaşamışlar
içlerinde
yangınlar taşımışlar
onları böylesine yakın eden de bu kimbilir
hiç yakın olamamışken
hiçbir zaman
karşılaşmamışken

korkar papatya
papatya masum
sevgi dolu
sadık sevdasına
papatya korkar
zaten
"her başlangıç değil midir
tehlikeli ve bilinmez!"

kelebek gelir papatyanın yanına
bakar papatya kelebeğe
şimdi kelebek ve papatya
yan yana
tanıyormuş gibi kelebek papatyayı
sokulur papatyanın yanına
şimdi kelebek ve papatya
yan yana

korkmadan
cesur bir yüreği alıp
yanına
katıp
bakar papatyanın içine
gözlerine bakar gibi papatyanın
yüreğine inmek ister
acelecidir kelebek
yaşanmamışlıkları vardır
yaşamı kısa
aylarca
yıllarca
tırtıl yaşamış
sevmeyi-sevilmeyi özlemiş
yalnızlığı
yokluğu
yoksunluğu yaşamış
aradığı
sevda dolu bir bakış

"kör kuyulardaydım
sen olmadan önce
gecelerim karanlık ve yalnızdı
kahır sofralarında yoksunluğumu içerdim
kadeh kadeh
sıkı kapatılmış perdeler gibi
güneşsizdi yüreğim
sen olmadan önce..."
şimdi kapatıyorum gözlerimi
tek günlük ömrümdün sen
ama çabuk bitti!
ve papatya kalır başına yüreğinde sevdasıyla!

acı

Ağır hasarlı hayatım kullanılamaz raporu aldı.
Şimdi bakamıyorum başka bir göze. Bir başkasına can diyemiyorum. Aldığım soluğa benzetemiyorum kimseyi.
Sen de git artık benden. Çek gözlerini üzerimden. Bende senden kalan yaralar, Kalbim sevda yanığı birinci dereceden. Bitmeyen cümleler, sonu gelmeyen geceler.
Git ne olursun… Artık sabahlar doğsun.
Bende senden kalan yaralar, sende benden kalan ne varsa; bize ders olsun.
Hadi git… Ne duruyorsun…

5 Eylül 2006

****

Nasıl Sensizliği Ben Yaratmadıysam. .
O Zaman Tadacağın Bensizlikte Benim Eserim Olmayacak..!

3 Eylül 2006

rüya


rüyamda gördüm dün seni
uzağımdaydın gelemedim yanına
olması gerekenler vardı etrafında
konuşmadık hiç
hüzün kokusu vardı havada
çok sevdiğim gülüşünden eser yoktu yüzünde
hiçbirşey yapamadım!
ağlayamadım bile...

vazgeçtim senden....


bu,
yazdığım son satırlar sana...
artık, ne ismim, ne şiirlerim,
ne gölgem , çıkmayacak karşına
hiç bir yerden...

hiç bir şey,
beni hatırlatan hiç bir iz kalmayacak
ne günden, ne geceden...
bir yaş gibi siliyorum kendimi gözlerinden.. .

duymayacaksın artık,
ne ses ne nefes ,
ne şarkı, ne sitem
hiç bir şey kalmayacak maziden

bana ait ne varsa alıp
yaralı bir güvercin gibi,
son bir çırpınışla
uçacağım ellerinden

ne lodos fırtınalarım olacak artık
seni rıhtımalara sürüyen,
ne de, poyrazlarımda
acı soğum kalacak iliklerine dek işleyen ...

hüzünlü eylüllerimi,
kasvetli şubatlarımı,
kararsız mayıslarımı
ve çorak ağustoslarımı alıp gidiyorum
bu taşı toprağı,
havası suyu sen olan şehirden....

sokak çocuklarının kocaman kara gözlerine bakıp ta,
uzanan avuçlarına bıraktığın bozuk para misali
verdiğin sevgiyi dağıt şimdi
kime istersen

derin bir nefes gibi içine çekip
sonra bıraktığın ben ,
vaz geçtim senden...

hadi şimdi git, nereye gidersen
camlarda yol gözleyen telaşlı bir anne gibi
merak eden,
ve seni senden çok düşünen ben,
vaz geçtim senden...

gidiyorum,
bu havası, suyu,
taşıi, toprağı sen olan şehirden....
vazgeçtim senden,
vazgeçtim senden....

1 Eylül 2006

oysa ben seni sevmelere doyamadım!

Öldürecektim seni bende ;kendimde o gücü bulabilseydim eğer...
Sindiremeyecektim senden kalanları benden uzak mezarlara koymaya!!Diyar
diyar dolaşıp yine içime gömecektim seni en sonunda...
”Ben demiştim” diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım,
mekanik
tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına
ektiğim
çiçekleri... Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım....



Başarabilseydim incitecektim seni,incinmişliğimin verdiği cahil
cesaretle..
Ne var ne yok sayıp dökecektim karşına geçip..


Kendimi hayrete düşürürcesine birer tokat gibi vuracaktım hiç
kullanmadığım
o ağır lafları..


Kıracaktım seni bin bir parçaya ayırana kadar..Duvardan duvara
fırlatacaktım
sevgi diye önüme sunduğun hastalıklı duygularını.....Ama ben seni
incitmeye
de kıyamadım....



Elimden gelseydi unutacaktım seni..
Gözlerimden silecektim hayalini ve dilimden adını. Duman duman
atacaktım
seni bu şehirdeki tüm bacalardan;ama soluduğum havaya karışıp yine
dolacaktın ciğerlerime.
Onlarca damla döküp göz pınarlarımdan akıtacaktım seni sevgimin atığı
diye;ama ıslaklığın kalacaktı elmacık kemiklerimde..
Bu kez de tenimin tuzuna karışacaktın. “Sözümü tutacağım ,adını
anmayacağım”nağmelerini dinleyip neyi unutacağımı unutacaktım seni
unutayım
derken.. Zaten ben seni unutmaya da kıyamadım......



Ne kadar çabuk geldi ayrılık...Oysa daha yeni başlamıştık birbirimize
ayak
uydurmaya,daha doğrusu ayak uyduramamaya..Nedensizliklerin iç
çekişlerini
dinlerken vedalar bozdu suskunluğumuzu.. Bana mıydı kızgınlığın yoksa
kendine mi anlamadım...
Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

Öldürecektim seni..
incitecektim seni..
unutacaktım seni...
ama lanet olsun!!! kı-ya-ma-dım.



Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

29 Ağustos 2006

artık....

gözlerim senden alırdı ışığını
sensiz de yine parlayacak mı?
sensiz de yine güler mi yüzüm?

28 Ağustos 2006

borç

biliyor musun,
minnet borcum var sana…
iyi ki üzdün beni,
gözlerimi açamayana kadar ağlattın hep bir güzel…
iyiki öfkeden, utançtan,
tırnaklarımı kemirttin kanatana kadar…
iyi ki,
geceler boyunca,
hücre voltaları attırdın…
deprem uğultusu gibi,
yürek sesime,
beyin zonklamalarına uyandırdın…
biliyor musun,
gönül borcum var sana…
bana yeniden hatırlattın,
dolu dizgin koşmaları…
sonra düşmeyi,
sonra kanamayı,
yaramı bir başıma ondurmayı,
düştüğüm yerden bir başıma kalkmayı,
iyi ki beni yalnız bıraktın…
biliyor musun,
yürek borcum var sana…
iyi ki çevirdin bana o sedef kabzalıyı,
kurşun mısraları namluya sürüp,
yalan tetiğini çektin…
parmak izin bile yok üstünde
olsun
ben biliyorum ya,
o barut kokusu senin,
o satırlar senin,
o sevda senin,
o kurşun yarası, bendeki gibi işleyerek
kalacak yüreğinde,
bana eceli arattın…
biliyormusun,
can borcum var sana…
nihayeti Allah emanetidir,
can” demiştim,
can çekişmek ne demekmiş, anlattın…

'Cenk sevince'

İçimde yanan bir ışık gibi,
Hayatımın tüm senaryolarını alt üst eden bir yönetmen gibi,
İçimde yaşadığım her duygunun asıl kaynağı,
Fırtınalarımın dindirici sessizliği,
Aşkların en güzeli senin yaşattığın.

Dağların arasından gelen ucu bilinmeyen bir akarsu,
Gök kuşağının tüm renklerini yansıtan bir akarsu,
İçinde birçok canlı barındıran bir akarsu,
Aşkların en güzeli senden gelen kaynak.

Bir yelkenlim olsa tutsam ellerinden ve açılsak Okyanusa
Yunuslar ile yarışsak, istediğimiz koyda durup gezsek el ele,
Yaşamı sınırsızca yaşasak, birbirimizi sınırsızca sarsak,
Aşkların en güzeli seninle hissedilen.

Renkleri ve resimleri severim duyguları yansıtırlar,
Bir portrede aradığından daha çok şey bulursun,
Yüzümü çizdiğimde sana bakarken sonra izlediğimde gördüklerim,
Aşkların en güzeli yanındayken ....

Biliyor musun aşkım, gözlerine her baktığımda kalp atışlarımın nasıl arttığını,
Sesini her duyduğumda heyacanımın duygularım oldunu,
Ellerini her hissettiğimde aşkımın katlandığını ve doyumsuzluğa ulaştığını
Aşkların en güzeli bana hissettirdiklerin.

'Aslı sevince'

seni sığdıramıyorum içime,
aşkına, tutkuna, arzuna gücüm yetmiyor
kaybediyorum kendimi gözlerinde
kaybediyorum kendimi ellerinde!

öyle bir duygusunki içimde
ne anlatabiliyor,
ne doyasıya yaşayabiliyorum
öyle bir tutkusunki yüreğimde,
ne anlayabiliyor,
ne de doyasıya yaşatabiliyorum

seni seviyorum
seni sevmek yaşamak bende
seni sevmek mutluluk
sevinç
hüzün
gülümsememsin gözlerimde
ışık oldun bende
ışığım oldun
aydınlığım oldun
hep öyle kal olur mu?

kelimeleri kullanamıyorum sen varsan içinde
anlatamıyor anlamlandıramıyor hiçbiri hislerimi
sevgi değil bu
aşk değil
adı yok
sadece yaşıyorum
üzerine başka bir duygu yok!

sen varsın aşkım
insanın yanındayken deli gibi özlediği
özleminden hüzünlendiği
sonra bu büyük sevgiyi her saniye hissedip
akıl almaz bir aşka sahip olduğunun sevincini yaşatan sen!

sen varsın aşkım
insanın kaybetmekten deliler gibi korktuğu
bir an varlığınsız yapamadığı
hep istediği
hep arzuladığı
yetinemediği sen!
DOYAMADIĞI SEN!

HEP OL AŞKIM
HEP HAYATIMDA OL
HEP SEVGİYLE BAK
HEP SEV BENİ
OLUR MU?

25 Ağustos 2006

Beni seviyor musun?

Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
Beni seviyor musun?
Evet, dedi adam...
Güneşini, ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
Beni seviyor musun?
Tabi, dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
Beni seviyor musun?
Elbette, dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
Beni seviyor musun?
Biliyorsun, dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
Beni seviyor musun?
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam...
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
Beni mi seviyorsun?
Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
Beni sevmiyor musun, dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...

Nazım'dan


Bir aşk için yapabilecegin her seyi yaptığına inaniyorsan ve
buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymustur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kusun kanadı neden beyaz degil?" diye

bir soruyla bile karsılaşabilirsin..

iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.

Bu mahkemede

hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz.



Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine

engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu

eksikligi bildiği halde tamamlamak için ugraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki

onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar

yaşasın.



Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok

oldu.

Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.

Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kisiye bağlamadın ki....

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu

oluyorsun unuttun mu?



Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif

verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin

kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....



Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek

sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;


yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru

yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret

günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler degil, güneşin

çiçekleri dolduracak yüreğini......

AY GİTTİ!

çoktan bitmiş bir masalın hecelerini birleştirmeye çalışmalka
parça parça olmuş yüreğim
saramıyorum yaralarımı
durduramıyorum akan kanımı
ve gidiyorum
senden çok uzaklara
ve gidiyorum
kendimden çok uzaklara
dünyadan kokunu kaldırmalılar artık
kimse sürmesin
gelmesin sızlatmasın yollarda gezerken sensiz, kokun burnuma
sonra oturup ağlarım kaldırımlarda
giydiğin gömlek desenlerini silmeli
renklerini yok etmeli
her baktığım yerde sen sanmamalıyım artık herkesi
senin gibi yürüyen birinin peşine düşmemeliyim sen sanıp
kimse senin gibi yürümemeli artık!
otobüs duraklarını yakmalı
kaldırmalı beklediğimiz kaldırımları
ben seni görmek umuduyla beklememeliyim sensiz duraklarda
izini taşıyan sokak taşlarında
yemek yediğimiz yerler batmalı, kapanmalı
adı bile kalmamalı
görmemeliyim
içim kan ağlamamalı
küçük denizimizin suyu çekilmeli
bi deprem olmalı
yerle bir etmeli ne varsa senden geriye kalan
güneşi karartmalı
ay'ı soldurmalı
etrafını sarmamalı o sen dediğim buğu
olmamalı
yaşanmamalı
bu şehrin üzerine siyah bir perde indi
hayat bitti
can istediği yerde,
AY GİTTİ!

23 Ağustos 2006

!

karşımdasın işte
bana bakmasanda, ordasın görüyorum seni
ah benim sevdasında bencil
yüreğinde sağlam sevdiğim
kalbime gömdüm sözlerimi
ceset torbasına döndü yüreğim

tıkandığın o an
elimi nereye koyacağımı
şaşırdığım o an işte

aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim
ellerim boşlukta ben darda kaldım
ellerim buz gibi ben harda kaldım
bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi

köşeme çekildim
hani hep kaldığım köşeme
bakış açım belli oldu yine
geride kalan, ardından bakar gidenlerin

bir meltem olacak
rüzgarım dahi kalmadı benim
dağlara çarptım her esişimde
yollara küfrettim her gidişinde

demiştim sana hatırlarsan
önemli olan 'zamana bırakmak' değil
'zamanla bırakma'tır

şimdi bana
geçen o zamanın
unutulmaz sancısı kalır

gittiğim eğer bensem
söyle bana kimden gittim?
sende yoktum zaten ben
ben yine bende bittim

22 Ağustos 2006

ASLINDAKİ BOŞLUK


BİR YANIMDA AŞK, BİR YANIMDA ÖLÜM; BEN SENİ SEÇİYORUM...
Gecenin karanlığında yıldızlarla tek tek konuştum seni. Yüzyıllardır bildiğimiz ya da bilmediğimiz bütün büyük aşkların yükünü taşıyan yıldızlar anlattı seni bana ilk defa. Yağmurun yağdığını küçük bir su birikintisine bakarak anlamaya çalıştığımız gibi kimi zaman, seni sevdiğimi ayın gökyüzünde saklı duran yanlızlığında anladım. Vurdukça aydınlığı sokağımdaki ıslaklığa, mehtabı sandım gözlerinin denizinin ve geç anladım belki de ayın ışığındaki sahteliğin çok daha uzaktaki yıldızları kapatamadığını.

Paylaşılmayan bir yıldız aradım o gece; seni, yalnızca seni saklayabileceğim.
Yoktu;
zaten her biri yıkılmışlığını anlatmıyor muydu aşkların, ışıklarını bir yakıp bir söndürerek.
Aşk ve ölüm vardı seni saklayabileceğim içinde. Aşk, her gün ağzımızda dolanan anlamlı-anlamsız şarkılarda, bütün duruluğuyla türkülerde ve duyguları bir yürekten alıp ötekine konduran şiirlerde yaşar bana göre. Çağin tüm yozlaşmışlığından büyük bir pay kapan yine aşk olmuştur bütün direnmişliğine rağmen. Kirli sulara meydan okumaz mı sanıyorsun kıyıya vuran balıklar? Tıpkı onlar gibi aşk da kıyıya vurmuştur artık. Ve Kız Kulesi'nin bekçileri olan martılar neden kendilerini teker teker bırakırlar kuleye çarpan her dalganın önüne? Martılar gibidir aşk da; bize çarpan her dalgada ölür bizi korumak isterken. Ölüm ise hiçbir canlının karşı koyamadığı bir anlamsızlıktır. "Dogal dengenin gerekliliği" derken anlamsızlastırmışızdır zaten ölümü. Oysa o tüm eşitsizliklere, haksızlıklara aldırmadan karşılar her insanı korkunç bir soylulukla. Kendi yaşamına ya da baskalarının yaşamına son verenler ise artık şaşmaz ayarını bozmuştur ölümün saatinin.

şimdi bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm... İkisi de acımasızlıklarıyla, zamansızlıklarıyla beni beklemekte. Ben, seni seçiyorum, masallarda bile rastlayamadığım ama şu an tüm gerçekliğiyle karşımda duran seni.

Yıldızlardan öğrensem de duygularının çıplaklığını, ay ışığıyla anlasam da yalnızlığın çırpınışını seni senden dinlemek üzere seni seçiyorum.

Aşkın ve ölümün yalancılığında senin doğrularınla sana aşık olmadan ve senin için "ölmeden" yaşıyorum seni.

Seni sevgilim değil, bir gün mutlaka bitecek olan aşkım değil, GÖKYÜZÜM YAPIYORUM NEREDE OLURSAM OLAYIM SENİ HER ZAMAN GÖREBİLMEK iÇiN VE YILDIZLARLA AYI SENiN SAKLAMAN iÇiN

21 Ağustos 2006

bir yıldız kaydı


bir yıldız kaydı gökyüzünden
her zamankinden farklı
her zamankinden sessiz
her zamankinden ışıksız
ama aslında her zamankinden hızlı
ya da her zamankinden yavaş!

bir yıldız kaydı
kaydı ama başka yıldızlardan farklı
kaydı ama acıya acıta
kaydı ama yaşata yaşata
kaydı ama öldüre öldüre

bir yıldız kaydı
karanlıkta, siyahta, ışıkta, boşlukta,
yürekte, akılda, içinde, belkide tüm hücrelerinde,
elde, gözde, tende, terde, bedende
serden, gönülden, bedenden
bir yıldız kaydı
can kaydı
can'ı aldı

bir yıldız kaydı
dünya karardı
ışık bitti
renk aldı başını gitti
can yitti
yürek bitti
tek bir sözle
bir yıldız kaydı
tek bir sözle
ömür tükendi
tek bir sözle
aşk bitti
tek bir sözle
hayat gitti
tek bir sözle
dağıldı dünya
tek bir sözle
durdu dünya
tek bir sözle
bir yıldız kaydı
sonsuza
karanlığa
bu son elveda....

ÖNCE YAŞAYIP SONRA ÖLÜRMÜSÜN BENİMLE?


Zaman bizim elimizde ne kadarını kullanırsak o kadar uzun olacak ömrümüz. Ve giderken bu dünyadan ardımızda yaşamadığımız şeyleri değil, her anı birlikteliğimizle, aşkımızla dolu bir hayatı bırakacağız. Ne dersin? ÖNCE YAŞAYIP SONRA ÖLÜRMÜSÜN BENİMLE?

15 Ağustos 2006

tek kişilik aşk!

Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi vardı avuçlarımda o gece... Hayallerim gözümün önünde dans etti...Düşlerimdi gökyüzünden bana göz kırpan, yıldızlar değil; yalnızlığımda...Oysa aşk iki kişilikti...

Çayım vardı; bir kupa elimde, diğer elimde ise o gece yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi... Çiseleyen yağmur bile ürpertemedi bedenimi; hayalin gibi... Bense yalnızdım; yokluğunda... Sadece yalnızdım işte bu aşkta, oysa aşk iki kişilikti...

Denizin dalgalarımıydı azan; içimde ki volkanlar misali... Oysa içim azdıkca, sustu dudaklarım... Ben sustum, bulutlar haykırdı isyanımı... Şimşekler vardı yüreğimde ürkütücü!.. Korkutan... Sadece ben duydum, ben hissetim içimdeki yalnızlığın sesini... Dudaklarım suskun, gözlerimde yaş... Sen ise sadece yoktun!.. Sadece yok!!! Oysa ölümdü tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti...

Gökyüzü bir kızardı, bir kapkara oldu ... Gözlerin gibi öfkeliydi yıldırımlar o gece... Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesiydi elimdeki, elimde hayallerim bile yitmişti... Umutlarımdı yanımda olan nicedir, hayallerim ve düşlerim... Ne zaman terk ettiler beni, hiç bilemedim... Sense sadece yoktun, SADECE YOK!!!... Oysa, yalnızlıktı tek başına yaşanan, aşk iki kişilikti...

Ellerimdeki yağmur tanesini bıraktım denize, özgürlüğüne kavuşsun diye... Büyüdü, büyüdü deniz oldu... Sonra deniz büyüdü büyüdü okyanus oldu... Okyanuslar geçilmez, dağları aşılmazdı ve kırılmış kalbim bir düşman gibi seni andı... Sense sadece yoktun... Sadece yok!!!

Bıraktım kalan son hayallerimi de özgürce gökyüzüne... Özgürce döndüler önce başımın üstünde sonra uçtular semaya... Bir öpücük kondurdum her birine, kokumu sana taşısınlar diye... Duydun mu?

Sen ise sadece yoktun bu aşkta, sadece yok...Bense, iki kişilik yaşadım bu aşkı, yorgun bir kambur gibi üzerimde, BİR BASIMA KATRAN GECELERDE!.. Senden kalan son hatıraydı, yüreğimdeki AŞKIM; onu da semaya bıraktım... ÖZGÜRCE! Geriye kalan sadece CAN kırıkları!..

HANİ, ÖLÜMDÜ BİR BAŞINA YAŞANAN, AŞK İKİ KİŞİLİKTİ???

14 Ağustos 2006

hiç

şimdi sen yoksun çoktan gitmişsin.
bu sevda sende çoktan gitmiş..
hep ben sevmişim hep ben dilenmişim sevgiyi ama sen...
sadece hiç..
şimdi bana senden ne kalmış
boş bir el bomboş bir yürek
...evet sadece bir hiç..
seni özelmişim istemişim ne farkeder ki
sen çoktan gitmişsin bana kalan
sadece hiç..
hep umut etmişim hep dilemişim seni yaradandan
ama sen hiç dönmemişşin
sadece bana senden gelen
bir hiç..
sen beni çoktan terkedip gitmişşin
hani bensiz yaşamazdın
hani bensiz ölüydün
şimdi anlıyorum sen çoktan bitmişşin.
güvendigim tek dost
güvendigim tek arkadaşı
güvendigim tek sırdaş
güvengigim ilk aşk
kısaca güvendigim tek insan
hani yoksun.....

Can Baba'dan

Boşver be yaşı başı!
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver?..
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?..
büyü büyü...
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?.
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
YAŞADIM ULAN dibine kadar diyemiyecek misin?

geri gelme!

9 Ağustos 2006

gözyaşlarım!

gitmelerin, gidip de yitmelerin, kalıp da bitmelerin ortasında kaldınız gözyaşlarım! hangisine akacağını bilmeden akarak oluşturduğunuz o tuzlu yollardan yüzümü acıttığınızı hissedebiliyorum yanlızca! hep olduğu gibi! hep yaptığınız gibi! size hep yapmanızı emrettikleri gibi!
neye yansam bilmem ki!
neye acısa kalbim!
neye dönse başım!
neye aksa gözyaşım!
öyle çok aktıki her seferinde bir dahakine kalmayacak sandım! her seferinde akmasını sağlayan şeyin onca gözyaşıyla birlikte içimden çıkıp gideceğini sandım! bitecek sandım! bitmedi! acım geçmedi!
geçmesi gereken sensizlik miydi
geçmesi gereken sen miydi
geçmesi gereken sevgim miydi
bilemedim,
geçmedim!
geçmedin!
şimdi gitsem nerden giderim!
kalsam ancak kendimde kalırım!
kal demezsin bilirim
yaptıkların git demekten ibaret sözlü olmasada
akan gözyaşlarımın yolu olacak yolum
gitsemde kalsamda!

21 Temmuz 2006

hayat!!!!


HAYAT ;

Bir yaşam öyküsüne katlanılamayacak kadar uzun!

Bir gülümseyişe,bir kıpırdanışa,bir dokunuşa

Vakit ayıramayacak kadar kısa!



HAYAT ;

Her anını sonuna kadar yaşamaya çalışmak için,

Nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu,

Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını

Hissettirecek kadar boş!



HAYAT ;

Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır.

Bir kuşun kanadına konupta ona biile hissettirmeden

Uçabilecek kadar hafif !



HAYAT ;

Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar

"Yaşanmaya değer "



HAYAT;

Onu kısıtlamanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar

Öğretici,

Bir daha bulunmayacak,yaşanmayacak kadar "tek "...



HAYAT ;

Kendini oluşturan her büyüyü,

Her cazibeyi,her rengi,

Yürekleri hoplatacak,

Kanlarımızı kaynatacak kadar

Parlak ve güzel !



Gözlerimizi acılarla,hüzünlerle,

Ayrılıklarla,ölümlerle buluşturduğumuzda,

Sadece iki renk !

Gri ve siyah !



HAYAT ;

Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup,

Bulaştırıp, daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar

Heybetli ve zor,

Hr şeyden vazgeçip

"yaşamaya veda etmeyi isteyecek "

kadar da güçsüz ve zayıf !



HAYAT ;

Sevmeyi bilecek,bilmiyorsa öğrenecek tadacak,

Sunacak,paylaşacak....ve böyle sevgileri

Çoğaltabilecek kadar anlam'lı...

Nefreti seçip,sıçratmak,sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar anlam'sız...

20 Temmuz 2006

bir bilseniz...

gözyaşlarını saklamanın zorluğunu bilir misiniz? ya da içten içe
kopmaları, yanmaları? kalbe nehir gibi akan gözyaşlarına ne demeli? siz
sizden gidenleri nasıl seyredersiniz? acının damlalarına ıslandınız mı
hiç?

bir bilseniz...

sevdiğiniz insanın sizden, bir daha size geri dönmemecesine
uzaklaşamasını seyretmek ve her adımda sizden biraz daha
uzaklaştığını görmek, her anın bir ölüm olduğunu içinizde hissetmek
nasıl bir duygudur?

bir bilseniz...

sizi sizden alıp götüren, bir yarınız kabul ettiğiniz parçalarınızın
zamanla avuçlarınızın arasından kayıp gittiğini görmek nasıl
dayanılmaz bir haldir? ve nasıl düşersiniz boşluklara, nasıl dönersiniz
bahar ortasında sararmış kurumuş sonbaharlara?

bir bilseniz...

hayatın anlamını yitirdiğini, rengin hızla bulandığını, sesin
sustuğunu? aynalar dönmeyen yüzünüzü nasıl saklarsınız kendinizden?
onunla bulduğunuz gerçekliklerden nasıl da kaçarsınız?

bir bilseniz...

sevginin, zamanın, hayatın, gerçekliğin ihanetini nasıl kaldırır
yüreğiniz? tükenişin resminin, adının, anlamının kendiniz olduğunu ve
kendinizin solduğunu öğrenmeniz dayanılır bir şey midir? tesellinin
küfür olduğunu bilir misiniz?

bir bilseniz...

bir bilseniz gidişlerin içinizde başlattığı savaşları... bilseniz
gidişin yıkımını... bilseniz kalanın harabeliğini... rüzgarın
soluksuzluğunu, sesin susuşunu... bilseniz her adımda uzaklaşmanın
boşluğunu ve bilseniz boşluklara buz gibi uyanan, sarılan ve sonra
damla damla adınızı yanaklara yazanları... bilseniz gidenin bıraktığı
kalanı... bilseydiniz ardınızdaki yıkımı, gider miydiniz? bir bilseniz...

hayat....

Hayat acaba 'ne kadar' üzüldüğüme, taktığıma ve itirazlarıma değersin... Merak ediyorum!! Korkutma dedikçe tüm korkularımı üstüme salan, bırakma ellerimi dedikçe bırakıp kafa üstü çakılmamı sağlayan... Ne kadar varsın ki, ne kadar umrumda olmalısın ya da?
Şimdi sırada ne var diye bakıyorum sana, merak ediyorum.
Koşturup, tüm yetişmeye çabalamamda ya bir kalp ağrısı oldun kaldın içimde ya da saçma, sakin, susan bi cevap oldun bakışlarımda. Konuşmadım, konuşsam bile anlatamadım... Susup bekliyorum ey hayat... Hiçbir şeyin karşılığı değil bu biliyorum, şu an onu da sorgulamıyorum... Umrumda değil şu an sana ne hissettiğim... Anlatmayı, bilmeni istemiyorum.. Bu ne anlamsızlığından içimdekinin, ne de değersizliğinden.
Eğer bugün olsaydın hayat, burda mı olurdum acaba?? Merak ediyorum...

10 Temmuz 2006

tesadüfe bak!

Ben bir adam sevmiştim, sadece bana aşık,
Ben bir adam sevmiştim, sadece beni gören,
Ben bir adam sevmiştim, sadece beni duyan,
Ben bir adam sevmiştim, sadece beni yaşayan,
Ben bir adam sevmiştim, aslında hiç olmayan !

Orhan Veli

8 Temmuz 2006

kurtar beni

hadi kurtar beni kendinden
bitmeden tükenmeden gözlerinde çek çekebilirsen
ansızın ölesim tutar
belki ansızın çekip gidesim ama
önce kurtar beni kendinden

ağlamak yakışmıyor bana
anlasana ya al yanına
ya gel hadi kurtar beni
kendinden
önce saçlarından
çöz sonra ellerinden
ve yavaşça gözlerinden üşütmeden.

bir şiir gibi akıyorsun dudaklarımdan
hadi kurtar yağmurdaki dokunuşunu yanaklarımdan
sıcaklığını kaybetmeden.
incitmeden.

oysa...
müebbetim olmalıydın.
bu kadar geç kalmamalıydım.
bu kadar ağlamamalıydım.

bazı şeyleri tutamazsın!

Rüzgarın yığdığı kum tepecikleri gibi
Bazı şeyleri tutamazsın
Onları bırakmak zorundasın

Bunu öğrenmek önceleri zor olabilir
Kumların parmaklarının arasından
Dökülüşünü farkettiğin ana kadar.

5 Temmuz 2006

bir tek seninle yandı bu yürek böylesine!

bir tek seninle can buldu bu can!

bir tek seninle mutlu oldum dünyalar benim olmuşcasına!

bir tek seninle yıkıldı dünyam, tek altında ben kalmışcasına!



bir tek seni sevdim çünkü böyle delice

böyle vazgeçilmez

böyle tutkulu

bir tek sendin aşkım çünkü ilk tek ve son

yürekten

çaresiz

sonsuz özlemle!



bir tek sen dokundun yüreğime

bir tek sen öğrettin aşkın kokusunu

bir tek sende gördüm yürekten konuşmak ne demek

bir tek sendin içimi okuyan

ruhumu okşayan!



aşk vardı adının her harfinin dudaklarımdan dökülüşünde

yüreğim titrerdi seninle

dünya dururdu

sen dönerdin yanlızca hayatımda

aşk tı adın

sonuna kadar!



yokluğunun adı mutsuzluk

mutsuzluk karşılamaz, umutsuzluk

umutsuzluk eksik kalır nefessizlik

işte yokluğunun adı bu

sensizlik!



sevmek diye bir şey varsa içinde sen varsın diye

aşk adınla aynı anda yaşar içimde

sen varsan doğar güneş

açar yüreğimde çiçekler

anlam dolar hayata

nefes almak zevk verir

gözümü açtığımda sabahlara

sen varsan renklerde var

sen varsan hayat var

sen varsan güler gözlerim

sen varsan solmaz yüzüm

yüzümün gülen yanı desem kıskanır kızarsın

canımın canı desem yeter mi anlatmaya?

en hüzünlü an!

hayatın en hüzünlü anı
mevsimine kapıldığın kişinin
bahçesinde açacak bir çiçek bile olmadığını anladığın andır!

4 Temmuz 2006

şu an

güzel gözlerini görünce,
çirkin hiç birşey kalmadı dünyamda..
ellerimi tuttuğunda,
dünyayı da unuttum!!
ne geçmiş ne gelecek mühim;
şu anı yaşıyorum..
ellerini tutuyorum,
ellerimi tutuyor ya..
hani soğuktu,üşüyordum az önce?
ya bu yaz ortasına nasıl geldim??
hani ağlamaktı,yalnızlktı kaderim?
ya böyle gülmeyi nasıl öğrendim?
bir dokunuş,bir yürek mi bana bunları veren?!
bir uzanış,bir el mi tüm yoklukları silen?!

3 Temmuz 2006

her şey sensin!

Aşk varsa yüreğinde,
Cennet sensin.
Nefret karartıyorsa gözlerini,
Sen cehennemsin.

Bak kalbine...
Sığmıyorsa dünyaya,
Başkaldırıyorsa güneşe,
Yıldızlar kaldırım taşı ise,
Ayaklarının altında,
Cennet sensin.
Ben de yüreğindeyim senin.

Çıkmıyorsa ayakların çamurdan
Dert duymuyorsa yüreğin
Aşktan yoksa haberin
Cehennemi arama ötelerde
Çekirdeği olmuşsun ateşin
Sen cehennemsin.

Sen gülerken yanındakiler de güler,
Ama ağlarken yalnız ağlarsın,
Onun için öyle bir ağaca yaslan ki,
Asla yıkılmasın.
Öyle bir dost edin ki,
Seni asla bırakmasın.
Ö yle bir sev ki yüreğinden kimse ayırmasın,
Ve öyle birini sev ki seni gözleriyle bile aldatmasın...

1 Temmuz 2006

gitme zamanı!

Dostlardan ayrılmak, sevdiklerinden ayrılmak ve her ayrılışın ardından bir şeylere yeniden başlamak... Bırakıpta ayrılırken geride bıraktıkların için ağlamakmış asıl acı... Hele bir de giden sizseniz taşınması zor bir yüktür ayrılık...
Hani bazen yüreğiniz sıkılır ve tutunacak bir dal, sığınacak bir liman ararsınız ya... Sonunda bunları ararsınız ve bulursunuz... Sonra tutunduğunuz daldan, sığındığınız limandan acımasızca ayırırlar, koparıverirler sizi birden... Tüm gücünüzle gayret gösterirsiniz, çırpınırsınız ama olmaz, gitmeye mecbursunuzdur... Yada mecbur bırakılmışsınızdır artık... Sonun da ayrılık vakti gelip çatmıştır birden, ayrılırsınız ve kendinizi koca bir şehirde bulursunuz... Kalabalık insanlar içerisinde tekbaşına ve yalnız hissedersiniz kendinizi.. Zaman dersiniz, ne kadar da çabuk geçiyor... Akıp gidiyor ama tutamıyoruz.. Bazen zamanı anlarız, bazen anlayamayız.. Anlasak da tarifini yapmakta zorlanırız... Bazen öyle mutlu anlar olur ki zamanın durmasını isteriz ama olmaz işte, durmaz, akıp gider ve şimdiki gibi ayrılık zamanı gelip çatar..
Bir gün evinizin pençeresinden dışarı bakarsınız ve geride bıraktıklarınızı düşünürek yüreğinizi hüzün kaplar... Sonra birden bire yağmur yağmaya başlar... Yeryüzüne düşen her damlada bir parça düşer yüreğinizden.. Sonra keşke ile başlayan cümleler birbiri ardına sıralanmaya başlar.. Keşke orda kalsaydım, keşke ayrılık olmasaydı.. Fakat her şey, tüm sözler boşunadır... Bir gece gökyüzünde bir yıldız kayar ve siz ağlamaya başlarsınız... Yüreğinizin bir parçası yoktur artık, geride kalmıştır... Hıçkırıklar boğazınızda düğümlenir... Sadece şu cümleyi söylersiniz zorlanarak.. Keşke orada kalsaydım ve keşke ayrılık zamanı hiç olmasaydı..
Belkide böyle bir ortamda ben bir anı olarak kalacağım…Yaşanmışlıklar, olumlu veya olumsuz yapılan eleştiriler, hatıralar, giderek bölük pörçük hatırlanan bir ömrün küçük parçacıkları… Her geçen gün, bir parçayı daha yok edecek beynimin kıvrımlarından…O’da gittiğinde silinecek her şey.. Sonsuzluğun içinde, iyisiyle, kötüsüyle yaşanan hayat denen bir an…
Şimdi ise benim gitme zamanım… Kimi zaman bir kenara çekilmek ister insan...İzlemek, dinlenmek belki de arada bir soluk almak üzere…
Gitme zamanı işte, yenilenme, keşfetme, arınma, yok olma ve yeniden doğma zamanı…Yaşama zamanı her zaman daima ama, asla güneşten vazgeçmeme zamanı..
Yaşanan dondurucu kış mevsiminin ardından yaz gelecek, gündüzleri yüreğini ısıtan güneşin, hatta kimi zaman yakan güneşin çaresine bakacaksın, çaresiz kalsığında su seni kurtaracak ama, kavurucu güneşten asla vazgeçmeyeceksin... Ona hep muhtaç olduğunu bileceksin.. Sevgi gibi, dostluk gibi yüreğini ısıtan, kimi zaman altında çok kaldığında başına geçen, ama asla vazgeçemediğin bir güneş misali...
Bende sevdiklerimi ve dostlarımı ansızın bırakıp, hoşça kalın demeden, elvada demeden, helallik dilemeden gidemedim... Böyle bir gitmeyi kendime yakıştıramadığım için.. Artık zaman, gitme zamanı, ayrılık zamanı diyorum.. Hoşça kal, sevgiyle kal, sağlıcakla kal..

30 Haziran 2006

yine nefes alamıyorumm!!! ne zaman bitecek bu nefessizlik!

sürgün bu hayat!


ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

gizli bir feryat taşıyan

hüzünlü şarkılar çalar radyo

yürek odamda başlayan yangın

koca bir kente yayılır



ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

görünmez bir ip dolanır bedenime

bir dağ yolundan

koyaklarından

ve doruklarından çeker alır



ne zaman

senden uzağa gitmek istesem

yayladan

ya da bozkırdan yayılan

papatya kokusu

güneşli bir bahar sabahı

beni geri çağırır



ben senden gidemem

Bildin mi
tıkama kulaklarını
bilerek kırmak ister miyim seni

sır gibi sevdim
çok ama cok sevdim
senden bile gizli
titredim ayazında
gıkım çıkmadı
çoğu kez gözlerinde ağladım
bildin mi

duya duya sevdim
ürperdim sesinle

tenine dokunmadan
s e v i ş t i m
uzanıp dizlerine
okşattım saçlarımı kaç kere
bildin mi

sokuldum yamacına
anlattım ne masallar
çok zaman
seviyorum dedim
bazende avundum sesinle
bildin mi

kolunu yastık yaptım başıma
uyudum sende
bildin mi

onurumdu sürünen avlunda
kac gece kapında sabahladım
ezdin geçtin eşiğimi
sızlandım
bildin mi

beylik bir küfür savruldu boşlukta
kim tutarsa onun mu olacaktı
tuttum titreyen ellerimle
sen tutma diye
bildin mi

dinle yüreğimin sesini
birleşmeyen yakamı ilikle
düşerse kirpiklerim üzerine islanır gözlerin
göz bebeklerimin ferinde vuslat hasreti
bi seni doladım kollarımla
ölümcül sevdalar kesti yollarımı
duman duman gözlerimde süzülen
bildin mi

avuclarımı diktim yüreğine
iğne ipliğe döndü hücrelerim
bildin mi

yaklaşirken adım adım ölüme
eskidikçe ben sende
anlamsızlaşıiyordum yüreğinde
terkediyordun yavaş yavaş
bildin mi

islanıyorum yağmurunda
kurudu göz pınarlarım

ne çabuk değistin böyle
ağlamak istemiyorum artık dizlerinde
ve telefona uzanmıyor artık ellerim
korkuyorum senden

aceleyle savrulmus bir kac kelimenin hesabını
tutuyor benden uzak seni
pür dikkat yüreğim yüreğinde
bildin mi..!

En büyük aşkım sensin..

Dikkat et her zaman, hep ben aradım,
Demek ki en büyük sevda benimki.

Özlemek en güzel alışkanlığım,
Demek ki en büyük sevda benimki.

Olmuyor, zorla değil olmuyor.
Görmüyor, nasıl yükseklerdesin.

Sevmiyor, gönül ondan zalimi,
Sevmiyor, buna sen de dahilsin...

Bak gönül sersem gününde,
Bir tutsan kalsam elinde,
Çok şükür aklım yerinde,
Her şeyim sensin.

Bir deli yürek acısındayım,
Bak yine kara odalardayım,
Bir gece gibi yakınındayım,
En büyük aşkım sensin...

28 Haziran 2006

sebebi sevgiden!

Biz, biz olamayacağımızı bile bile..

Bir gün gelirde, bir insanı paylaşmanın ve o insan için tüm değerlerini beraberce paylaşmanın ne demek olduğunu, herşeyden öncede paylaşmak için yaratıldığını anlarsın elbette... Yüreğinde büyütmeye çalıştığın o insan birden bire hayatına, kalbine, tüm benliğine giriverir... Hayatın boyunca onun iyiliği ve güzelliği için çırpınır durursun... Öylesine bir mücadeleye kaptırırsın ki o insan için... Çünkü kendini kendinle paylaşmaz, sadece onu paylaşmak istersin.. Allah seni, yüreğinde büyüttüğün o insanı paylaşmak için ve o insan için göndermiştir... Ve sen dönüp dolaşırsın o insanın kalp çemberinde, gönül dünyasında... Tek istediğin odur, ama bunu asla kendin için istemez o insan için istersin.. Seni ona terketmeye zorlar her haliyle... Sen ölüp ölüp dirilirsin o anda.. Sürekli kendinle mücadele içindesindir.. Ona en iyisini veremediğin için kahrolursun kendi kendine, Allah'a yalvarırsın sürekli o insan için.. Acılarını göğüslersin o insanın.. Ama o insan acılarını yüklendiğinibilmez, kendi acılarında boğulup daha çok acı verir sana..
Ve o kadar çok kapar ki kapılarını sana, sen onu bırakmak zorunda kalırsın... Sonunda terketmek dışında bir şey yoktur senin üzerine düşen... Bir şeyin farkında değilsindir... O insana bir takım yaklaşımlarını veremeyişinde, sıkıntılarına ortak olmayışında boğulup kahrolurken, o insan belki de sana dönmeye başlamıştır.. Bir gün terkedip kendi haline bırakıp gidersin onu... Belki de senin terkedip gittiğin gün o seni aramaya başlamıştır.. Ve seni arayıpta bulamadığı içinde kahrolur, kızar tüm yaşadıklarına... Kırık dökük kelimelerimle anlatmaya çalıştığım şekilde sen de onlardansın.. Sen de bırakıp gittin beni bir tek halimle baş başa bırakarak.. O insanda, hepiniz aynısınız diyerek küser hayata..
Oysa durumu bu hale getiren tek şey, onun seni zamanında görmemesi, gözlerini kapaması ve seni yanında istememesidir... Evet, o insan terkedildiği için üzülüp hakrolur ama bilmediği şey gidenin, terkedenin beraberinde götürdüğü yıkımdır... Asıl o gidenin, senin mutluluğun olmadığı için kendisiyle nasıl mücadele ettiğinide bilmezsin.. Senin onu görmemen, arayıp sormaman, hissetmemende onun için ne acıdır bilemezsin.. Ve seni ardında bıraktığı içinde ne kadar acı çektiğini bilmezsin...
Evet, yalnız terkedilenler değil, terkedenler de acı duyarlar... Hatta belki daha da çok acı hissederler.. Ve sen, seni terketmeye mecbur ediyorsun beni.. Öyle çok yorgun düştüm ki sensiz günlerimde.. Oysa ki hayatımı ve canımı koymuştum senin yoluna.. Sense aylarca, günlerce sorup sormamacasına dönüp gittin.. Hep susmayı tercih ettin... Seni paylaşmak için gönderildiğimi hissedemedin bile... Ben ise seni her halinle, her şeyinle sevmiştim... Ama şunuda biliyorum ki ben elbette gideceğim.. Bunu yapmak zorunda bırakacaksın... Herhalde biz bir bütün olamayacağız.. Tüm bunlara sen engel olmuş olacaksın... Çok uzaklara gideceğim bende, ama sanma ki sensiz gideceğim... Seni, içimdeki senle birlikte götüreceğim... Ve yaşayacağım her günümdesen ve ben olamayacağım içinde çok acı duyacağım... Öylesi bir acı olacak ki bu, ölüp ölüp dirileceğim sonunda... Bunları sen bilmeyeceksin... Belki de sen sessizce, benim için oda herkes gibiydi, terketti beni diyeceksin...
Tam tersine ben seni terketmedim... Ben seni, seninle başbaşa bıraktım yalnızca... Yine çok acı duyuyorum... Çünkü ben, senin ikinci senin olamadım, senden bir parça olamadım ve seninle bir bütün olmayı başaramadım... Sadece kendini bana yasaklayan sendin.. Şimdi sensiz ne mi yapacağım.. Seni her zamankinden daha çok seveceğim... Senden ve sevdamdan, terkedilmiş olsam bile vazgeçmeyeceğim...
Biz, biz olamayacağımızı bile bile..