1 Temmuz 2006

gitme zamanı!

Dostlardan ayrılmak, sevdiklerinden ayrılmak ve her ayrılışın ardından bir şeylere yeniden başlamak... Bırakıpta ayrılırken geride bıraktıkların için ağlamakmış asıl acı... Hele bir de giden sizseniz taşınması zor bir yüktür ayrılık...
Hani bazen yüreğiniz sıkılır ve tutunacak bir dal, sığınacak bir liman ararsınız ya... Sonunda bunları ararsınız ve bulursunuz... Sonra tutunduğunuz daldan, sığındığınız limandan acımasızca ayırırlar, koparıverirler sizi birden... Tüm gücünüzle gayret gösterirsiniz, çırpınırsınız ama olmaz, gitmeye mecbursunuzdur... Yada mecbur bırakılmışsınızdır artık... Sonun da ayrılık vakti gelip çatmıştır birden, ayrılırsınız ve kendinizi koca bir şehirde bulursunuz... Kalabalık insanlar içerisinde tekbaşına ve yalnız hissedersiniz kendinizi.. Zaman dersiniz, ne kadar da çabuk geçiyor... Akıp gidiyor ama tutamıyoruz.. Bazen zamanı anlarız, bazen anlayamayız.. Anlasak da tarifini yapmakta zorlanırız... Bazen öyle mutlu anlar olur ki zamanın durmasını isteriz ama olmaz işte, durmaz, akıp gider ve şimdiki gibi ayrılık zamanı gelip çatar..
Bir gün evinizin pençeresinden dışarı bakarsınız ve geride bıraktıklarınızı düşünürek yüreğinizi hüzün kaplar... Sonra birden bire yağmur yağmaya başlar... Yeryüzüne düşen her damlada bir parça düşer yüreğinizden.. Sonra keşke ile başlayan cümleler birbiri ardına sıralanmaya başlar.. Keşke orda kalsaydım, keşke ayrılık olmasaydı.. Fakat her şey, tüm sözler boşunadır... Bir gece gökyüzünde bir yıldız kayar ve siz ağlamaya başlarsınız... Yüreğinizin bir parçası yoktur artık, geride kalmıştır... Hıçkırıklar boğazınızda düğümlenir... Sadece şu cümleyi söylersiniz zorlanarak.. Keşke orada kalsaydım ve keşke ayrılık zamanı hiç olmasaydı..
Belkide böyle bir ortamda ben bir anı olarak kalacağım…Yaşanmışlıklar, olumlu veya olumsuz yapılan eleştiriler, hatıralar, giderek bölük pörçük hatırlanan bir ömrün küçük parçacıkları… Her geçen gün, bir parçayı daha yok edecek beynimin kıvrımlarından…O’da gittiğinde silinecek her şey.. Sonsuzluğun içinde, iyisiyle, kötüsüyle yaşanan hayat denen bir an…
Şimdi ise benim gitme zamanım… Kimi zaman bir kenara çekilmek ister insan...İzlemek, dinlenmek belki de arada bir soluk almak üzere…
Gitme zamanı işte, yenilenme, keşfetme, arınma, yok olma ve yeniden doğma zamanı…Yaşama zamanı her zaman daima ama, asla güneşten vazgeçmeme zamanı..
Yaşanan dondurucu kış mevsiminin ardından yaz gelecek, gündüzleri yüreğini ısıtan güneşin, hatta kimi zaman yakan güneşin çaresine bakacaksın, çaresiz kalsığında su seni kurtaracak ama, kavurucu güneşten asla vazgeçmeyeceksin... Ona hep muhtaç olduğunu bileceksin.. Sevgi gibi, dostluk gibi yüreğini ısıtan, kimi zaman altında çok kaldığında başına geçen, ama asla vazgeçemediğin bir güneş misali...
Bende sevdiklerimi ve dostlarımı ansızın bırakıp, hoşça kalın demeden, elvada demeden, helallik dilemeden gidemedim... Böyle bir gitmeyi kendime yakıştıramadığım için.. Artık zaman, gitme zamanı, ayrılık zamanı diyorum.. Hoşça kal, sevgiyle kal, sağlıcakla kal..

Hiç yorum yok: