Yaşadığım bu şehirde mayıs ayının serin, serin esen rüzgarlı gecelerine inat... Sessiz ve sensiz oluşan hayallerin hemen bitiminde yine mavilere doğdum..Sensizlikte bile su gibi akan zaman, yeni yeni güne uyanırken caddelerde, şehir sessizliğe bürünmüş adeta...Bütün her şey geceden kalma bir yorgunluğun içerisinde kalmış sanki... Ne arabalar var, ne insanlar, ne de uçuşan yapraklar var ortalıkta...Yemyeşil açmış ağaçların dalları hala uyku mahmurluğuna bürünmüş, bayır aşağı bıraktığın hasretliklerin yuvarlanışı, gölge saatin tik-takları bile ağır aksak benim yanımda...
Herşeye rağmen sana geliyorum bu sabah, gelmeye kararlıydım çünkü...Bana ilk dokunanım sen ol, ilk günaydınım sen ol diye...Kendi kendimle bile konuşmadım hala, aynada saçlarımı taramadım, oysa benim ilk günaydınım, ilk tebessüm edişim kendimedir benim..
Hayallerimi, ümitlerimi, sevinçlerimi ve kederlerimi yanıma alıp, yola çıkıyorum... Haydi uyan..Kapatıyorum dört duvara dilimin ucundan düşen sessiz harfleri, sevmeyi sevilmeyi yavaşlatacak olan virgülü, en sonunda bitirilmesi gerektiğinde sonuna konulan noktayı...Hepsini derinliklere gömüyorum..
Kapımı açarken anahtarın çıkardığı seste yeni kapılar aralandı bugüne dair hayalime...Bir bilsen kaç ömür sığdırdım, kaç sevişme, tenine kaç tel saç bıraktım... Şiir okur gibi name, name mısralar nakşettim ismine... En çok neyi, kimi sevdiğimi fısıldayacağım kulağına...hadi bil..
Sessizliğimde, çığlıklarımla çoğala çoğala geliyorum bak..Uçsuz bucaksız denizde yol alan, vapur güvertesinde birkaç martı eşlik ediyor için için gülüşlerime..Burada olanları toplasan bir kaç kişi ya var, ya yok yanıbaşımda... Ama hayallerim bile daha kalabalık, sen daha da kalabalıksın bende...
Güneş, düş kırıklarında belli ki olabildiğince tuz buz dağılmış maviye... Acıtıyor bakışlarımı ve kısıyorum gözlerimi...Sen ise duruyorsun gölgede...Seninle herşey her an, her yerde ve her şekilde güzeldi, sen bilmiyordun değil mi..
Terleyen güneşi serinletmek için baş başa verdi bulutlar...Gökkuşağı, mavisinden bir damla düşürmüş çimenlerin arasına... O kadar yeşillik içinde nasıl da gördün yalnızlığını ve oturdun yanına... Avucuma bıraktığın mavi boncukta dizilecek sabır gecelerim...Sarı kurdelesi çözüldü güneşin ve yavaş yavaş düştü elbisesi..Çocuk yanım yorgun. Sular mı yordu, açık hava mı çarptı yoksa bunca sevinci kaldıramadı mı bedenim, bilmiyorum... Büyüttüğüm yanım hala sana aç, seni çekiyor canı sustuğum harflerin...Bir güne ne kadar sığarsa sevgi, o kadar dopdoluyum işte...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder