27 Ocak 2007

ayna

Yaşamımızda davranışlarımıza en etkili olan duyguyu uzun süredir arıyordum.
Ölüm korkusu, başarısızlık korkusu, yalnızlık korkusu, kaybetme korkusu…
Dikkatimi çeken şey ; bütün bu duyguların alt tabanında KORKU denen
enerjinin var olduğuydu. Yaşamımızda olumlu ya da olumsuz bütün
davranışlarımızın kökeni bu tanımdan filizleniyordu. Bir düşünce
fırtınasının sonunda bir sonuç bulmuş ve limana sığınmıştım.

Ama hayır ; sorunlarım çözülmemişti. Çözülmesi bir yana, elimde bir sonuçla;
ama bulunan sonucun sorunları çözemeyeceği doğrusu ile karşı karşıya
kalmıştım.

Tanrıyı arıyoruz, kökenimizi ve nereye gideceğimizi anlamaya çalışıyoruz,
Maya Takviminden kıyametin ne zaman kopacağını, kıyametle neler
olabileceğini bulmaya çalışıyoruz. Yürüdüğümüz yolu unutup yürüdüğümüz yolun
nereye vardığını bulmaya çalışıyoruz. Sonuca kilitlendik neredeyse… Ama yine
de elimiz boş, umutsuzluk ile mutsuzluk arasında gidip geliyoruz.

Önemli bir soruyu sormamız gerekiyor belki de : yürüdüğümüz yol mu önemli,
yoksa yolun gittiği yer mi? Benim inancım; yürüdüğümüz yolun, sonuçtan çok
daha önemli ve kayda değer olduğudur.

Öğrenmeye çalışıyoruz; en çok birbirimize bakıp, birbirimizle kıyas yapıp
bir takım sonuçlara varmaya çalışıyoruz. Çoğu kez birbirimize ayna
olduğumuzun bilincinde olmayıp birbirimizden bir şeyler öğrenmeye
çalışıyoruz.

Mistik anlayışta aslında en çok hoşuma giden tanımlamalardan biridir AYNA
OLMAK. Aynı şekilde; en çok yanlış uygulanan yöntem de budur. Sadece sonuca
endekslenen, içinde olduğu anın bütünündeki duygu ve düşünce algısının
dışına çıkıp sadece varılacak limana odaklanıyoruz.İş te bu yüzden;
öğrenemiyoruz, elde ettiklerimizle tatmin olamıyor ve hep eksik
hissedişlerde kalıyoruz.

Çevremize bakalım; bize ayna olacağını düşündüğümüz kişide ne aradığımızı
düşünelim. Tanrının ne olduğunu ondan gelecek bir sinyalle anlamaya mı
çalışıyoruz ? Şu anda içinde olduğumuz 3. boyutun üstündeki 5. boyut ya da
7. boyuttun nasıl bir yer olduğunu mu bulmaya çalışıyoruz ? İnsanların
birbirine ayna olması bizce bu mu ? Ben diyorum ki : Başka insanların bizde
aradığını biz onlarda aramış oluyoruz. Onların bulamadıkları bizim
bulamadığımız, bizim anlamadığımız onların anlamadığı oluyor. El yordamı ile
bir takım nesnelere dokunup kimin tahmini daha tutarlı onu kestirmeye
çalışıyoruz.

Biri bir şey söylüyor ; bunu nerden öğrendin diyoruz. Söylediği şeyin akla
ve mantığa ve hissedişlere ne kadar yakın olup olmadığından çok, bizim
inanabileceğimiz bir kaynaktan gelip gelmediğini anlamaya çalışıyoruz. Hiç
bir şey öğrenemiyoruz, birbirimize ayna olmayı bir yana bırakın, elele daha
çok uzaklaşıyoruz AYNA OLMA enerjisinden.

İnanin; varacağımız yer çok önemli değil. Biz zaten o yolda ilerliyoruz.
Nereye varacağımızı anlamaya çalışmak varilacak yeri bulma açısından değil
ama oraya varmanın araçlarından biri olarak önemli sadece. O zaman kendimize
ve çevremizdekilere odaklanalım. Ne bildiğinden çok, ne yaşadığından,ne
hissettiğinden, nasıl davrandığından bir şeyler almaya çalışalım. AYNA
geleceği değil bugünü bize yansıtandır. Peki dostlar; biz aynadan bugünü mü
öğrenmeye çalışıyoruz yarını mı, işte bunu düşünelim biraz.

Bizimle aynı şekilde davranan, bizim gibi düşünenleri arayıp o kişide
bulduklarımızla kendimizi ve yaptıklarımızı onaylamaya çalışıyoruz. Ayna
olmak bu değil ki… Yargılamaya başladığımız o ilk an karşımızdaki aynayı
paramparça yaptığımız andır.

Karşımızdakini ne kadar bildiği ile değerlendirmeye ve ne kadar çok bilgiye
sahip olduğu ile bize ne kadar ayna görevi yapacağını bulmaya çalışıyoruz.
Bilgi, ayna görevi için yeterli mi sizce?

Karşımızdaki aynayı kendimizi görmek için parlatmaya mı çalışıyoruz, yoksa
kendimizi görmeye korktuğumuz için onu bin parçaya mı bölüyoruz? İşte
cevaplamamız gereken ana soru bu…

Ve son bir şey: Biz kendimize bile dürüst değilken baskaşına nasıl sağlıklı
bir ayna görevi yapabiliriz? Aynı şekilde; karşımızdaki aynalardan kaçı
kendine dürüst davranıp bize sağlıklı bir fotoğraf sunuyor?.... .
____________ _________ _________ _________ _________ _________ ________

Hiç yorum yok: